Geçtiğimiz hafta 41. İstanbul Müzik Festivali’nde Amsterdam Sinfonietta & Sol Gabetta ve David Fray’ı dinledim, vizyondaki blockbuster kalabalığından “World War Z”yi izledim ve “Veep”in ikinci sezonunu bitirdim. Yaşamakla kalmadım, paylaşmak istedim.

Bir Konser: Amsterdam Sinfonietta & Sol Gabetta

Haziran’ın en sevdiğim olayı olan İstanbul Müzik Festivali devam ediyor. Geçtiğimiz hafta izlediğim konserlerden en önemlisi, 25 Haziran gecesi Aya İrini’de gerçekleşen Amsterdam Sinfonietta & Sol Gabetta konseriydi. Konseri önemli kılan yanı, İstanbul Müzik Festivali, Amsterdam Sinfonietta, Amsterdam Viyolonsel Bienali ve Eduard van Beinum Vakfı’nın Letonyalı besteci Peteris Vasks‘a ortak siparişi olan viyolonsel konçertosunun Türkiye prömiyerinin gerçekleşmesiydi. Letonca ‘varoluş‘ anlamına gelen “Klābūtne” adlı konçertonun solisti ise dünyaca ünlü genç çellistlerden Sol Gabetta idi. Bir diğer Kuzeyli besteci Sibelius’tan izler taşıyan (ya da çok sevdiğim ve çok dinlediğim için benim her şeyde ondan izler bulduğum) eserin özellikle cennete doğru ilahi bir yolculuğa çıkmış hissi veren son bölümü, solistin vokal olarak katılımıyla büyüleyici bir hal alıyor. Daha önce hiçbir eserini dinlemediğim Vasks, takibe aldığım sayılı çağdaş klasik müzik bestecisi arasına girmiş oldu böylece.

1981, Arjantin doğumlu ve 10 yaşından beri sahnelerde olan Sol Gabetta, son zamanlarda özellikle piyanist Hélène Grimaud ile gerçekleştirdiği oda müziği konserleri ve kayıtları ile konuşuluyor. Festival dışında daha önce iki kez İstanbul’da dinleme fırsatı bulduğum Gabetta’yı yakından takip etmenizi ve özellikle “Il porgetto Vivaldi” albümlerini dinlemenizi öneririm.

Konsere dönecek olursak, Peteris Vasks’ın “Klābūtne”si dışında, yine Sol Gabetta’nın yorumuyla dinlediğimiz Ernst Bloch‘tan “From Jewish Life“, Yahudi kültürü ve müziğini çok iyi temsil eden üç bölümlü (Prayer, Supplication ve Jewish Song) kısa bir eserdi. Konserin finalinde ise Mozart‘ın 40. senfonisini dinledik.

Bir Piyanist: David Fray

41. İstanbul Müzik Festivali programı açıklandığından beri heyecanla beklediğim konserlerden biri, Fransız piyanist David Fray‘ın “David Fray ile Bach Gecesi” adlı resitaliydi. 21 Haziran gecesi İş Sanat’ta gerçekleşen resitalde Fray, (adından da anlaşılacağı gibi) yalnızca Bach toccata ve partitaları çaldı. Özetle, sanatçının Virgin Classics etiketiyle çıkan “Bach” albümünü canlı olarak dinlemiş olduk. 1981 doğumlu Fray, bugüne kadar dünyanın en büyük orkestra ve şeflerinin çoğu ile çalmış bir sanatçı ve 2008 yılında BBC Müzik Dergisi tarafından Yılın En İyi Çıkış Yapan Sanatçısı seçilmişti. Özellikle Bach yorumları ile beğenilen Fray’ın konser sonrasında albümlerini imzalaması da ayrıca sevindirici oldu.

theMagger’dan 41. İstanbul Müzik Festivali’nde kaçırmamanız gereken 10 konser…

theMagger’dan İstanbul Müzik Festivali direktörü Yeşim Gürer Oymak röportajı…

Bir Film: World War Z

Her hafta birden fazla kez sinemaya gitmeye alışıksanız, blockbusterlarla dolu yaz ayları, hem fazla seçenek sunmadığından hem de heeeeer salonda aynı filmler oynadığından can sıkıyor. “Man of Steel”, “Star Trek: Into Darkness” ve “Now You See Me”yi izledikten sonra kendimi içinde bulduğum boşluğun dermanı ise “World War Z“nin vizyona girmesi oldu. Açıkçası “Finding Neverland”den beri doğru düzgün bir işine rastlamadığım Marc Forster‘ın adını yönetmen koltuğunda gördüğümden beri filmden fazla ümidim yoktu. Fakat Brad Pitt‘i bir aksiyon filminde izleyecek olmak ve fragmanda çılgınca koştuğunu ve üst üste bindiğini gördüğüm ‘alışılmadık’ zombiler merakımı arttırmıştı.

“World War Z”nin iyi yanları, değiştirdiği zombi algısı, “her şeyin normal olduğu sıradan bir sabahtı” faslını fazla uzatmadan aksiyona başlayıp sadede gelmesi, özellikle son bölümünde yarattığı başarılı gerilim ortamı. Kötü yanıysa başarılı salgın filmlerinde var olan “salgını kişileştirmek” yöntemine başvursa da bunu aksiyonun gerisine atmış olması. Vizyondaki diğer blockbusterları tükettiyseniz, sıkılmadan izleyeceğiniz ve sizi heyecanlandıracak bir film olarak tercih edebilirsiniz “World War Z”yi. Üstelik filmin en iyi bölümü olan son bölümünde Avrupa sinemasından aşina olduğunuz birçok yüzü görmesi de bonusu.

theMagger’dan “World War Z” izlenimleri…

Bir Dizi: Veep

65. Primetime Emmy Ödülleri‘ne aday olan televizyon yapımları, 18 Temmuz’da açıklanacak. Komedi dallarındaki favorilerimden biri, birkaç adaylık almasını ve hatta başrol oyuncusu Julia Louis-Dreyfus’ın geçtiğimiz yıl olduğu gibi yine ödülü kucaklamasını beklediğim, geçtiğimiz yaz sezonunda başlayan “Veep“. 8-10 bölümlük sezonlarıyla Kış ve Yaz sezonları arasında bir geçiş sağlayan dizinin 2. sezonu geçtiğimiz hafta sona erdi. (65. Primetime Emmy Ödülleri’nde de bu yazki ikinci sezonu değerlendirilecek.) Dizi, ABD Başkan Yardımcısı Selina Meyer’ın sakarlıklarını, gaflarını, beceriksizliklerini, kısacası dünyanın en değerli koltuklarından birini bir komedi dizisine dönüştürüşünü anlatıyor. Dizide başroldeki Julia Louis-Dreyfus dışında başta Tony Hale ve Matt Walsh olmak üzere başkan yardımcısının ekibindekileri canlandıran birçok yetenekli isim de rol alıyor. Dizinin yaratıcısı Armando Iannucci, senaryosu Oscar adayı olan politik komedi “In the Loop”tan hatırlayabilirsiniz. “Veep”, politik dizileri sıkıcı bulanlar için harika bir kaçış yolu.

İstanbul Müzik Festivali Fotoğrafları: Ali Güler

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?