Geçtiğimiz hafta Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki “Oryantalizmin 1001 Yüzü” sergisini ziyaret ettim, SİYAD’ın 2012 seçkisini inceledim, Alper Canıgüz’ün yeni romanı “Alper Kamu – Cehennemin Çiçeği”ni okudum ve “Newsroom”un ikinci sezonuna başladım. Yaşamakla kalmadım, paylaşmak istedim:

oryantalizmin 1001 yüzü - ssm

Bir Sergi: Oryantalizmin 1001 Yüzü @SSM

Napolyon’un Mısır seferi sonrasında Avrupa’nın doğusunda kalan uygarlıklara ve onların tarihine, kültürel geçmişlerine merak duymaya başlamasıyla kullanılmaya başlanan “oryantalizm” ve Doğu kavramları, SSM’de 11 Ağustos’a kadar ziyaret edebileceğiniz bir serginin temasını oluşturuyor. “Oryantalizmin 1001 Yüzü” sergisi, tarihi belgelerden mimari akımlara, yağlıboya tablolardan aksesuarlara, kartpostallardan sinema filmlerine, siyah-beyaz fotoğraflardan modaya birçok alanda oryantalizmin etkilerini gözler önüne seriyor.

oryantalizmin 1001 yüzü - osman hamdi bey Sakıp Sabancı Müzesi’nin “Efsane İstanbul: Byzantion’dan İstanbul’a” sergisi bugüne dek müzede gördüğüm en iyi sergiydi. Belli bir tema çerçevesinde, bu tema ile ilgili her şeyi bir araya getiren, ayrı gözüken disiplinleri yan yana getirerek aralarındaki bağlantıları algılamamızı sağlayan sergileme anlayışı fazlasıyla hoşuma gitmişti. “Oryantalizmin 1001 Yüzü” de tam olarak bunu yapıyor. Hem ‘oryantalizm’ kavramını yalnızca ansiklopedik bir tanımla değil günlük hayattaki yansımalarını gözler önüne sererek tanımanızı sağlıyor, hem de Doğu’nun kendisini ve Batı’nın Doğu’yu algılayış biçimi arasındaki farklılıkları karşılaştırmalı olarak gösteriyor. Tüm bunları da sanatın farklı disiplinlerindeki örneklerini bir araya getirerek yapıyor. Sergiyi ziyaret ettikten sonra henüz bu deneyimi yaşamadıysanız müzenin zengin hat koleksiyonunu iPad yardımıyla gezmeyi, 25 Ağustos’a kadar sürecek olan “Geçmişten Günümüze Yelpaze” sergisine göz atmayı ve Müzedechanga‘nın harika limonatasının tadına bakmayı da unutmayın.

Bir Etkinlik: SİYAD 2012 Seçkisi @Beyoğlu Sineması

siyad 2012 seçkisiSİYAD, 2012 yılında Türkiye’de vizyona giren filmler arasından seçtiği en iyi 10 filmden oluşan bir seçkiyi iki hafta boyunca Beyoğlu Sineması’nda gösteriyor. 12 Temmuz’da başlayan etkinlikte gösterilen filmler SİYAD’ın yılın en iyisi seçtiği “Amour” ve alfabetik sırayla “Anna Karenina”, “Drive”, “Elena”, “Faust”, “Master”, “Moonrise Kingdom”, “Shame”, “Tinker Tailor Soldier Spy” ve “We Need to Talk about Kevin”. Listede yer alan filmlerin bazıları 2011, bazıları 2012 yapımı. Bunun nedeni birçok 2011 yapımı filmin ülkemizde 2012′de vizyona girmiş olması. 10 film arasından 8′ini vizyonda ve festivallerde izleme fırsatı bulmuş olsam da, gösterimler 12 Temmuz’da başladığı ve her gün yalnızca bir filmin gösterimi yapıldığı için size önerebileceğim filmlerin sayısı da azalmış durumda. Gösterim çizelgesine buradan ulaşabilirsiniz

Seçkideki favorilerim “Moonrise Kingdom” ve “Drive” olsa da, filmlerin tümü gerçekten de 2011 ve 2012′nin en iyileri… Önümüzdeki hafta gösterimlere katılmak isteyenler içinse önerim 22 Temmuz Pazartesi günü 4 seansta gösterilecek olan “Melancholia“. Filmekimi 2011′deki favorilerimden olan Lars von Trier filminde; Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, Kiefer Sutherland, Aleander Skarsgard, Charlotte Rampling, John Hurt, Stellan Skarsgard ve Jesper Christensen’in oluşturduğu geniş bir ailenin bir arada olduğu bir düğünle başlıyor her şey. Düğün, bildiklerimize pek benzemiyor. Her şeyin incelikle düşünüldüğü ve masraftan kaçınılmadığı bir organizasyon, başta gelin ve annesi olmak üzere ailenin sinir hastası üyelerinin kaprisleri nedeniyle rezil oluyor çünkü. Hızla Dünya’ya yaklaşmakta olan ve çarpıp çarpmayacağı endişe ile tartışılan mavi gezegen Melancholia ile de filmin en başlarında tanışıyoruz. İkinci bölümde ise ilk bölümün aksine az diyalog, az oyuncu, fakat çokça huzursuzluk var. Lars von Trier film hakkında “Dünyanın sonu hakkında güzel bir film.” demiş. Yönetmenin bir önceki filmi “Antichrist” gibi görkemli ve dramatik bir sahne ile açılıyor “Melancholia”. Muazzam görüntüler, usta işi bir görüntü yönetmenliği ve fonda çalan Wagner ile… Ve tam olarak şok edici bir son ile veda ediyor, ardında darbe almış bir seyirci bırakarak.

alper kamu - cehennem çiçeği - alper canıgüzBir Kitap: Alper Kamu – Cehennem Çiçeği (Alper Canıgüz)

Sırasıyla “Tatlı Rüyalar”, “Oğullar ve Rencide Ruhlar” ve “Gizliajans” romanlarını yazan ve fazlasıyla yaratıcı insanların bir araya geldiği Afili Filintalar grubunda yer alan Alper Canıgüz’ün yeni romanı “Alper Kamu – Cehennem Çiçeği” geçtiğimiz ay yayınlandı. İlk üç romanı bir solukta okuduğum ve kısa sürede bir Alper Canıgüz hayranı olduğum için ben de hemen edinip, yine bir solukta okudum romanı. Romanın kahramanı, “Oğullar ve Rencide Ruhlar”da tanıştığımız 5 yaşındaki Alper Kamu. “Oğullar ve Rencide Ruhlar”da yetişkin zekasına sahip, ironik ve sivridilli sözleriyle dikkat çeken, rakı seven ve dünya klasiklerini ve filozoflarını okumayı seven bir çocuk olarak bizi şaşırtan Alper Kamu, halen 5 yaşında. “Cehennem Çiçeği”nde kahramanımız hem mahalleye yeni taşınan bir ailenin, hem de kendi ailesinin sırlarıyla eşzamanlı olarak başa çıkmaya çalışıyor; polislere, savcılara ve genel olarak yetişkinlere kafa tutuyor. Anlattığı olaylardan çok dili ve anlatımı ile okuyucuyu kalbinden vuran Canıgüz’ün bu romanını okumadan önce (fazla bir bağlantı olmasa da) Canıgüz’ün en iyisi olduğunu düşündüğüm “Oğullar ve Rencide Ruhlar”ı okuyun derim.

theMagger’dan Alper Canıgüz’ün önceki romanları ile ilgili yorumlarım…

theMagger’dan Bu yaz okuyabileceğiniz 10 kitap…

the newsroom

Bir Dizi: The Newsroom

“Social Network” ve “Moneyball” filmlerini beğenmemdeki en büyük sebep ustalıkla sinemaya uyarlanmış senaryoları ve ince bir işçilikle yazılmılş muhteşem diyaloglarıydı. Her iki filmin senaryosunda imzası bulunan Aaron Sorkin (eğer izlemişseniz, kendisinin tarzına televizyondan da “West Wing” ile aşina olabilirsiniz), geçtiğimiz yaz sezonunda bir HBO dizisi ile karşımıza çıktı: “The Newsroom“. HBO ve Aaron Sorkin’in isimleri yetmezmiş gibi, dizide Jeff Daniels ve Emily Mortimer başrolleri paylaşıyordu. Dizi, ulusal bir Amerikan televizyon kanalının haber bölümünün kamera arkasında yaşananlar ile sivri dilli haber spikeri Will McAvoy ve ekibinin başa çıkmak zorunda olduğu zorluklara odaklanıyor. Fakat aynı zamanda çok-yakın tarihte yaşanan dünya çapındaki ya da ABD dahilindeki gerçek politik, ekonomik, sosyal ve çevresel olayları işliyor, bunları bir haberci gözüyle hatırlamamızı sağlıyor. (Dizinin geçtiğimiz yaz yayınlanan ilk sezonunda kamera arkasında yaşananları izlediğimiz olaylar arasında BP’nin petrol sızıntısı felaketi ve Usame Bin Laden’in yakalanışı vardı.)

the newsroomBen bu satırları yazarken 65. Primetime Emmy Ödülleri’nin adayları henüz açıklanmamıştı. Tahminimce En İyi Dizi (Drama) dalındaki güçlü rekabet nedeniyle “The Newsroom” kendine burada yer bulmakta zorlanacak olsa da, Jeff Daniels’ın oyunculuk adaylığının garanti olduğunu, dizinin birkaç bölümünün de senaryo, yönetmen ve kurgu dallarında aday gösterilebileceğini düşünüyorum.

Ülkemizde de CNBC-e’de yayınlanan dizinin ABD’deki ikinci sezonu bu Pazartesi başladı. En az ilk sezon kadar iyi bir sezonun bizi beklediğini, dizinin bu sezonki konuları arasında Occupy Wall Street olaylarının da olmasından tahmin edebiliyoruz.

theMagger’dan Emmy Ödülleri’nde iddialı 10 dizi…

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?