Trabzon, Bakü, Tebriz, Taht-ı Süleyman, Isfahan, Şiraz, Yezd, Batum, Tiflis ve İstanbul hattında süren bir asırlık aşk ve savaş romanı. Doğu kültürünün ve Trabzon’un devleştiği bir roman. Resimlerden hareketle geçmişe ve geleceğe gidebildiğimiz bir zaman makinası. Seyahatnameli bir romana benzeyen bir sergüzeşt. İnanç, kültür, sanat ekseninde medeniyetlerin, uygarlıkların, anlayışların izinin sürüldüğü bir hikâye. Özelde Nazan Bekiroğlu’nun büyükbabası ve büyükannesinin hikâyesi ama genelde ise bir Doğu Masalı: Nar Ağacı.

Nazan Bekiroğlu kimdir?

Nûn Masalları, Cümle Kapısı, Cam Irmağı Taş Gemi, Yûsuf ile Züleyha, Lâ: Sonsuzluk Hecesi hikâye ve denemeleri ile tanınan, edebiyatın usta kalemlerinden Nazan Bekiroğlu, KTÜ Eğitim Fakültesi’nde Profesör. 2003 yılında Cümle Kapısı; TYB (Türkiye Yazarlar Birliği) 2003 yılı Deneme Ödülü, 2006 Cam Irmağı Taş Gemi; TYB (Türkiye Yazarlar Birliği) 2006 yılı Öykü Ödülü, 2008 Lâ, Sonsuzluk Hecesi; Eskader 2008 yılı Roman Ödüllerinin sahibi nazende ve zarif bir kalem.

Yayınlandığı Ekim ayından beri çok satanlardan hiç düşmeyen Nazan Bekiroğlu’nun son romanı Nar Ağacı, yazarın bundan önceki romanı Lâ: Sonsuzluk Hecesi’nden 5 yıl sonra okuyucusu ile buluşuyor. Romanın yazılması için iki yıl sürekli seyahatlerin yapıldığı, resimlerin hikâyelerinin araştırıldığı, dededen miras kalan adreslerle mektupların yazıldığı ve 1900lü yılların aşk ve savaş kokan bir roman. Yazarın dili ile yazılması için bir doktora tezine yetecek kadar çok kitap okunan bir eser.

Aşk, romanın merkezinde yer alıyor. Yazar, aşk ve ihanetin insandaki izlerini sorguluyor. Settarhan ile Azam’ın, İsmail ile Zehra’nın imkânsız, umutsuz aşkı Settarhan ile Zehra’nın evlenmesiyle sonuçlanır romanda. İşte bütün roman bu iki ırmağın nasıl birleştiğini hikâye ediyor. Yaşananlardan sonra geriye bakıldığında her şeyin bir gölge olduğu görülür. Ne var ki, bir şekilde Nar Ağacı’nda derin bir balta izi kalır. Ama zamanla incecik dallar cüsselerine bakmadan yapraklanır, çiçek açar.

Yazar, havalimanlarında, otel odalarında, çalışma masasında elindeki dedesinden kalma eski fotoğrafların içine girerek, geçmiş zamana dönüp insanları ve olayları hikâye etmeye başlar. Zaman zaman bu rüyadan uyanmaktan korkar. Yazarın meselesi hikâyeyi tamamlamak, iki ırmağı birleştirip tek ırmak yapmaktır. Yoksa kendisi de yarım kalacaktır. Bu hayatlara girebileceği tek yol fotoğraflardır. Bu şekilde büyükbabası Setterhan ile büyükannesi Zehra’nın izlerini takip eder.

Anne babası bir Tebriz göçmenidir yazarın. 1917 Bolşevik ihtilâli koptuğu sırada Batum’da sınırlar kapatılınca İran’a dönememişler. Batum çok karışık bir ortam, orada da kalmak istememiş ve İstanbul’a geçmek üzere bir motorla Trabzon’a kaçmış. Fakat parası pul olunca Trabzon’da biraz soluklanmak ihtiyacını hissetmiş. Ama o soluklanma kalıcılığa dönüşmüştür.

Romanda Balkan Savaşı başlıyor ve seferberlik ilan ediliyor. Ermeni komşular tehcire zorlanırken Anadolu insanı muhacirliğe çıkıyor. Zehra ile Büyükhanım İstanbul’a zorlu bir yolculuğa çıkarken Setterhan da kendi hikâyesinin peşinden koşuyor. Beyzade Setterhan nişanlısı Azam’ı Mecusi müşterisi Piruz’a kaptırır ve kendini Rus devrimci Sofya’nın kollarına atar. Batum’da Bolşevik İsyanı patlak verince orada da duramaz ve Trabzon’a kaçar. Ve burada Bakü Cemiyet-i Hayriyesi’ne katılarak muhacirlikten dönenlere yardım etmeye başlar.

Diğer taraftan Büyükhanım, Hacıbey’i Trabzon’da bırakarak İstanbul’a muhacirliğe çıkar beraberindeki küçük kafilesiyle birlikte. Yolda akla gelmeyen bin türlü felaket başlarına gelir. Harbe gönüllü olarak katılan Zehra’nın ağabeyi İsmail’den ise haber alınmaz. Ne yaşadığından ne de öldüğünden haber vardı. Bin bir meşakkatle vardıkları Payitaht, İstanbul’da iki yıl kalırlar ve bu süre zarfında İsmail’in izini sürerler.

Nar Ağacı, edebiyattan keyif alan, ağdalı cümleleri seven, hayatın dört unsurunu kitaplarında başarı ile kullanan, kendisine halı dokuma, çay demleme adabı, aşk, Mecusiler, Balkan Harbi, muhacirlik, tehcir, cephede tek kurşun atmadan hastalıktan ölen askerler ve kahvecilik gibi temaları konu edinen ve bunların Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-Bakü-İstanbul hattındaki izlerini okumak, özelde dede ile torunun buluşması ama genelde ise bir milletin geçmişindeki aşk, seferberlik ve göçe dair bütün detayları içeren bir roman.

Tarihteki Trabzon, Balkan Savaşı yıllarında başlayıp I. Dünya Savaşı’na uzanan bir öykü… Farklı kültürler, farklı insanlar. Aslında Karadeniz tarihi bu kitapla kafanızda canlanıyor. Trabzon adeta bu romanda devleşiyor yazarın kalemi ile. Trabzon’da ve Tebriz’de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak. Tebriz’in meşhur halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu Zehra. Farklı mekânlarda geçen bir hikâye.

Geçmişteki Trabzon’u merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitap. Savaşların savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhacirlik, tehcir, mücadele, kader. Farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlu’nun mürekkebi aşk olan kaleminde buluşuyor. Nar Ağacı bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye. İncelikle işlenmiş karakterleri, zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle yıllarca unutulmayacak bir kitap…

Sonuç olarak Nar Ağacı, tarih kadar kesin, hatıralar kadar bulanık ve bir roman kadar güzel bir Doğu masalı. Nar Ağacı’nda onca hikâye, onca cümle arasından kimin nasibine hangi sözcükler düşecek bilinmez ama ben nasibimi aldım. Heybede bir dolu sözcük ve bir dolu duygu ile ayrılıyorum Taht-ı Süleyman’dan, Nar Ağacı’nın dibinden. Varın gidin, siz de nasiplenin. Geçmişteki Trabzon’u ve 1900lü yıllardaki Doğu’yu tanımaya, o yıllarda yaşanan aşk, göç ve savaşlara içeriden tanık olmaya ne dersiniz? O vakit oturun, bir nebze Nar Ağacı’nın dibinde soluklanın!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x
Newsletter'a üye olmadınız mı?