‘’İnsanlar bana modaya uygun ya da o iğrenç sözcük modern yerine eski moda diyedursunlar. İnsanların ne düşündüğüne son derece az değer verdim, çünkü en sert biçimde kendi düşüncemle ilgili oldum hep ve bu yüzden insanların ne düşündüğüne ayıracak zamanım olmadı, bunlara aldırmadım, bugün de aldırmıyorum ve hiçbir zaman da aldırmayacağım.’’ Thomas Bernhard, Beton

FullSizeRender-23

 

kitap - gilsonEtienne Gilson – Ateizmin Çıkmazı 

Tam çevirisi ‘Güç Ateizm’ olan kitapta, din felsefesi ve Hristiyanlık bağlamında, ateizm ile ilgili görüşlerin, ileri sürülen delil ve ispatların sorgulanışı bulunuyor. Estetik ve din felsefesi alanlarındaki çalışmalarıyla dikkat çeken Fransız Düşünür Gilson, Ortaçağ Felsefesi alanında, son yıllarda yetişen en büyük uzmanlardan biri olarak kabul edilmekte. Bu tip kitapları okumadan evvel genelde şöyle bir önyargım vardır: zorla bir şeyi kabul ettirmeye çalışıyorsa, karşıt görüşü sürekli aşağılamak suretiyle kibirli bir tarz hakimse, sömürü yahut ajitasyon varsa, yazılan her şey mantığıma yatsa dahi kitabı beğenmeyeceğim… O yüzden de tarih ve araştırma kitabı seçerken elimden geldiğince titiz davranmaya çalışırım. Titiz davranmamışsam da kitabı ona göre ciddiye alırım. Öncelikle ‘Ateizmin Çıkmazı’, okura bir şeyleri kabul ettirmeye çalışmıyor. Sürekli bir ispat, bir çürütme çabası yahut kaygısı görmedim. Gilson henüz ilk cümleleriyle ne gibi bir amacının olduğunu ve nasıl bir üslup kullanacağını okura hissettiriyor zaten. Gayet anlaşılır, açık bir üslupla düşüncelerini paylaşıyor yazar. Bu düşünceleri okura sunarak onun da düşünmesine imkan sağlıyor. Kitabı severek okudum ve beğendim. Ancak yazarını daha çok beğendim. Diğer kitaplarını da okumayı istiyorum.

 

kitap - bernhardThomas Bernhard – Beton

Edebiyat aleminin gelmiş geçmiş en öfkeli yazarını sorsalar, Thomas Bernhard derim. Sert üslubunun, ve nefretinin ardında kırılgan ve hassas bir kalbi olduğunu düşündüğümden, her türlü aşağılayıcı yazılarına rağmen öfkelenmem, onu antipatik bulmam. Hatta çoğu zaman haklı da bulurum. Bu kitabı da, adından anlaşılacağı gibi beton gibi! Nazi, aile ve akrabalık kavramı, burjuvazi, ideolojiler ve aydınlara birçok göndermenin bulunduğu kitap, esasen yazarın çocukluğunda yaşadığı ilişkiler çerçevesinde yaptığı psikolojik çözümlemelerden oluşuyor. Bernhard, bana kalırsa kimse için yazmıyor. Hatta okuru umursayıp umursamadığı da bir muamma. Kendiyle konuşur gibi, belki de sadece kendi için yazdığından samimi buluyor, bu yüzden de okumayı seviyorum. Yaşasaydı muhakkak benim için de edeceği birkaç söz olurdu zira onun sözlerinden nasibini almamış pek az insan vardır. N’apalım, herkesin bir huyu var işte…

 

kitap - toptasHasan Ali Toptaş – Kuşlar Yasına Gider

Kısaca, hayatının son günlerini yaşayan bir babayla yazarlık yapan oğlunun ilişkisinin anlatıldığı bir roman diyebilirim ‘Kuşlar Yasına Gider’ için… Zaman zaman günlerce ortadan kaybolan, işlerini kafasına göre yapan baba, geçirdiği kaza sonucu bacağını kaybeder ve protez bacak edinir. Bu durum babanın moralini bozmuşken bir de üstüne başka hastalıklar da gelince, tüm bünyesi yavaş yavaş çöküşe geçer. Ankara- Denizli arası mekik dokuyan oğlu, babasının bu değişimine an be an tanık olur. Baba-oğul ilişkisinin yanı sıra aile, karı-koca ve akraba ilişkilerinin de dinamiklerine değinilirken, anlatıcının gözünden tasvir edilen yollar ve mekanlar da romanda sıkça yer alıyor. Kitabın sonunda hüzünlenmemek elde değil fakat Toptaş’ın okuduğum diğer kitaplarını düşündüğümde ‘Kuşlar Yasına Gider’ benim için son sırada yerini alıyor. Diğer kitaplarıyla kıyaslamasam da çok beğendiğimi söyleyemem. Dil ve üslup açısından diğer kitaplarından çok farklı görmesem de ‘Gölgesizler’, ‘Bin Hüzünlü Haz’ ve ‘Heba’daki gerilim ve hayal-gerçeklik iç içeliğini aradım doğrusu.

 

kitap - coetzeeJ.M. Coetzee – Utanç

Orta yaşlardaki David Lurie üniversitede edebiyat dersleri verirken, öğrencilerinden biriyle ilişki yaşamaya başlar. Ancak kısa süre sonra genç kız pişmanlık duyar ve durumun açığa çıkmasıyla birlikte David istifa ederek, olaylardan uzaklaşmak üzere kızı Lucy’nin yaşadığı çiftliğe gider. Yürüyüşten döndükleri bir gün, üç adam eve girerek David’I yaralar ve Lucy’e tecavüz ederek kaçıp gider. Oldukça akıcı bir üslubun hakim olduğu hikaye, kurgusundan ziyade olaylar öncesi ve akabinde yapılan tespitlerle öne çıkıyor. Şiddetin hakim olduğu kitapta, karakterlerin hepsi hayatta kalma çabası içindedir. Güney Afrika’da geçen öykünün kasvetli bir havası olduğunu söyleyebilirim. Hayatımda yer edecek, unutamayacağım bir kitap değildi ancak Coetzee’nin tavrı ve tarzı hoşuma gittiğinden diğer kitaplarını da okumayı istiyorum.

 

kitap - safaPeyami Safa – Biz İnsanlar

1959 yılında yayımlanan roman, doğu kültür ve gelenekleriyle yetişmiş, kafası karışık genç öğretmen Orhan ile batı kültürüyle yetişmiş varlıklı bir ailenin kızı olan Vedia arasındaki sevgi ilişkisi üzerinden, toplumdaki doğu-batı çatışmasını konu almakta. Mütareke Dönemi İstanbul’unda, işgal kuvvetlerine duyulan öfke,öte yandan onlara edilen yardımlardan bahsedilirken milliyetçilik, emperyalizm ve sömürgecilik gibi kavramlara da değiniliyor. Ortaokul yıllarından beri Peyami Safa okumaktan hoşlanırım. Özellikle ruhsal çözümlemelerini hem hüzünlü hem de keyifli bulurum. Bu kitabını da beğendim. Fakat ne kadar yapmamaya çalışsam da diğer kitaplarıyla kıyaslamadan edemiyorum. ‘Yalnızız’ benim için hala ilk sırada.

 

kitap - levyMarc Levy – Elle & Lui

Mina Urgan, ‘Bir Dinozorun Anıları’ adlı kitabında, bir dili iyi konuşmak için mutlaka o dilde kitap okumak gerektiğinden birçok yerde bahsediyordu. Yanılmıyorsam Fransızca’yı kitap okuyarak, kendi kendine öğrenip geliştirmiş. Urgan’ın bu düşüncesine kesinlikle katılmama rağmen çok ender yapabildiğim bir şeydi bu. Derken bir anda silkelendim ve emekle öğrendiğim Fransızca’mı tekrar canlandırmaya karar verdim. Kolay okumak ve anlamak açısından bir aşk hikayesi seçtim kendime. Türkçesi ‘O (kadın) & O (erkek)’ olan kitap nasıl tercüme edildi -yahut edildi mi bilemiyorum- fakat bu, Levy’nin yayımlanan altıncı kitabı. Paris’te yaşayan Amerikalı yazar Paul ile ünlü İngiliz aktris Mia’nın yollarının kesişmesiyle, önceleri arkadaşlık olarak başlayan ilişkilerinin aşka dönüşmesini konu alan kitabı oldukça sıradan buldum. Öyle hafızama kazınacak bir aşk hikayesi olmadığı gibi başlarda sıkıldığımı dahi söyleyebilirim. Sonraları hikaye biraz hareketlenir gibi oldu ancak başta da belirttiğim gibi kitabı okumaktaki amacım kitabın kendisinden çok diliydi. Faydası da oldu.

 

kitap - sirmaProf. Dr. İ. Süreyya Sırma – Müslümanların Tarihi I 

İslam Tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen yazarın, ‘hayatımın eseri’ olarak nitelendirdiği kitap serisi beş ciltten oluşmakta. Ben de bu sene, bu seriyi okumaya karar verdim ve ilkiyle açılışı yaptım. Kitabın ilk cildi, Hz. Adem’in yaradılışından Hz. Muhammed’in doğumu ve Cahiliye Dönemi’ne kadar olan süreci kapsamakta. Fakat yazar, konuya girmeden evvel tarihin ne olduğu, tarihçinin özellikleri, ilmin ilim için mi yoksa insanlık için mi olduğu ve tarihte doğruluk esasları gibi konuları da kapsayan 160 küsur sayfalık bir bölümle okuru karşılıyor. Kimi yerlerde tekrarlar gözüme çarpsa da özellikle dil ve üslup olarak çok beğendiğim kitabı elimden bırakamadan okuduğumu belirtmeliyim. Sırma, sadece tarihi anlatmıyor, olayları günümüzle karşılaştırarak birtakım çıkarımlarda da bulunuyor. Bu çıkarımları tartmak ve düşünmek elbette ki okuyucuya kalıyor. Yazarın ne kadar iyi bir tarihçi, akademisyen, araştırmacı yahut insan olmasının ayrı, fikirlerinin bize uygun olup olmadığınınsa ayrı bir konu olduğunu bilen herkes, her araştırma ve tarih kitabını süzgecinden geçirmesi gerektiğini bilir zaten, bilmelidir. Yazara güvendiğim için verdiği bilgilerden kuşku duymadım. Fikir ve düşüncelerini ise kendi süzgecimden geçirdim. Kimini olumladım, kimini olumsuzladım, kiminiyse gözlemlemek için zamana bıraktım. Bunları yapmaya niyeti, gücü, kapasitesi olmayanlar bence bu ve bu gibi kitapları okumasınlar.

  

Çok olmamakla birlikte, okuduğum kitapların yazarları şayet açıktan bir ideolojiyi savunuyor, birtakım açıklamalarda bulunmuş olup bir kesmin tepkisini çekiyorsa kitabı okuduğum için şuursuz bazı sözlere maruz kalıyorum. Sanıyorum ki insanların büyük bir kısmı bir kitabı, yazarı onlar gibi düşünüyor, yaşıyor ya da inanıyor diye özellikle seçiyor, böylece sorgulamak yahut düşünmek zorunda kalmıyorlar. Dolayısıyla herkesi de kendileri gibi okuyor zannediyorlar. Benim için sanatçı ya da edebiyatçının ortaya koyduğu eser ayrı, kişiliği ve hayat tarzı ayrı değerlendirilir. Bu çoğu kişiye göre yanlış olabilir ancak benim için böyle. Sonradan fikrim değişir mi bilmiyorum, ama şu an için böyle düşünüyorum. Önce bunu bir belirteyim. Sonra, benden farklı düşünen, yaşayan, farklı karakterde insanların kitaplarını okuyarak düşünce ufkumu genişletmeye, farklı bakış açılarını anlamaya çalışıyorum. Yaptığım bu keşifler bana bir şeyler katmasa bile keyif veriyor. O yüzden birileri, yazar bilmem kimi sevmiyor, açıklamalarını sivri buluyor diye okumazlık etmem. Kimi okuyup kimi okumayacağıma da ben karar veririm. Yıllar sonra, bunca sorumluluğumun arasında felsefe okumaya karar vermişsem eğer bunu elimden geldiği ve gücüm yettiğince hakkıyla yapmaya çalışacağım, çalışıyorum.

Bu ayın öne çıkan kitapları; Ateizmin Çıkmazı, Beton ve Müslümanların Tarihi… 

Etrafla uğraşmak, kulaktan dolma bilgilerle düşünce oluşturmak ve at gözlüğü takmak yerine; kendimize döndüğümüz, bol okuyup bolca düşündüğümüz ve bu dünyanın sadece kendimiz gibilerden oluşmadığını kabul ettiğimiz, huzurlu ve bol kitaplı günler diliyorum…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Teşekkürler çok zevkliydi kitaplar üstüne paylaştıklarınız. Yalın, düzeyli ve dengeli.

    Sağlıkla

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x
Newsletter'a üye olmadınız mı?