Bozcaada için biz söz vardır “Tanrı insanların ömrü uzun olsun diye burayı yaratmış”, ben buna şöyle bir ekleme yapmak istiyorum: “Tanrı, insanlar cenneti görsün diye Capri Adası’nı yaratmış.”

Geçen sene, Pasklaya arefesinde güneşli bir Napoli seyahatinin en heyecan verici rotası Capri’ye, “seni çok merak ediyorum” dedim. Çığlığımı hemen duymuş olacak ki “Atla gel” dedi. Ben de Napoli’den her saat başı kalkan deniz otobüsüne bindim. Akdeniz çok rüzgarlıydı, 40 dakikalık bu yolculuk eziyet gibi geldi ama kulağıma “ha gayret, cennete az kaldı!” diye fısıldadı Capri… Haksız da değilmiş! Bir aydan az bir süre kala Paskalya planlarınıza dahil etmeniz için buyurun cenneti keşfetmeye….

Capri Adası’nda Ne Yapılır?

Adaya adımımı atar atmaz soluğu fünikülerde aldım ki hemen tepeye çıkıp adayı keşfetmeye başlayayım. Yukarıya doğru yavaş yavaş yükselirken şöyle mırıldandığımı hatırlıyorum: “Sol tarafımda Vezüv Yanardağı, sağda limon bahçeleri… İyi de ben galiba şaşı oldum, hangisine bakacağım?”  Limonlar, bildiğimiz limonlardan çok farklı, en küçüğü portakal boyutunda ve sapsarı. Fünikülerin içinde olmasaydım kokusunu da mutlaka duyacağımdan eminim.

Fünikülerden indim,  dedim “Yanlış geldim, burası Capri değil Champs-Elysées olmalı!” Tüm İtalyan tasarımcılar, sokak boyunca sıralanan mağazalarda gövde gösterisi yapıyor.

Yürümeye devam ettim, sonra neredeyse her otelin başında durup ismini not aldım, bir dahaki sefere kalmaya geleceğim diye. Gerçi bunlara otel dersek Beverly Hills’teki malikanelere ne deriz bilemiyorum. En güzel tarafı ise hepsinin deniz görmesi, hem de uçsuz bucaksız.

İç geçirerek bu sefer adanın diğer tarafından aşağıya doğru inmeye başladım, yine sürekli duruyorum çünkü fotoğraf çekmezsem bu manzara arkamdan ağlar. Ben bu kadar güzel çiçekleri, yeşil ağaçları ve mavi denizi sanırım daha önce hiç bir arada görmedim. Sanki birisi gelmiş, denizin kenarına yeşil bir halı sermiş, üstüne de sarı papatyaları, çiğdemleri tek tek eliyle yerleştirmiş. Sonrasında üstüne biraz rüzgar serpmiş ve  çiçeklerin nasıl dans ettiğini bize göstermek istemiş.

Yürüyerek adanın en alt kısmına indim, resmen balta girmemiş bir ormandan geçiyormuş gibiydim. Kopup denizin ortasına konan iki kayayı yakından görmek istedim hatta ‘uçsam üstüne konar mıyım?’ dedim ama rüzgar izin vermezdi.

İstemeye istemeye dönüş yoluna geçtim ama zor oldu çünkü dik bir yokuş tırmanmak zorunda kaldım ayaklarım geri geri giderken. Tekrar aynı fünikülere binerek limana indim.

Capri Adası’nda Yemek

Söz konusu Napoli olunca Margharita pizza yemeden olmazdı. Odun fırınında pişen çıtır pizza, peynirle domatesin birbirine karışan kokusuyla hiç bitmesini istemeyeceğiniz türdendi. Restoran sahibinin misafirperverliği de lezzeti daha da güzelleştirdi. Pizzanın yanında bir de bu güzel denize nazır çok sevdiğim Coca-Cola’mı söyledim. Kolamı bu adanın güzelliğine, İtalyanların nazikliğine ve doğaya gösterdikleri saygıya kaldırdım ve onları çok kıskandım.

Deniz otobüsünü kaçırmamak için iskeleye doğru hızla yürümeye başladım. Her güzel şey gibi Capri gezim de çabuk bitti ama “Sevgili Capri, bu gidişim asla bir veda olmayacak!”

 

Fotoğraflar: Eda Geven

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?