Yılın ilk film festivali, her yıl olduğu gibi bu yıl da bağımsız ruhlara seslenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali oldu. Hit filmler bölümü ile merakla beklenen filmleri 16-26 Şubat tarihleri arasında seyirciyle buluşturan festival, yine tabuları yıkan, deneysel sularda dolaşan, politikadan müziğe kadar farklı konularda söyleyecek sözü olan birçok cesur filmi de programına dahil etmişti. Sinemanın yanı sıra Adidas işbirliği ile ilk kez gerçekleşen !f Music kapsamında da müzik filmleri, etkinlikleri ve partiler mini bir festival altında toplandı. İstanbul’un ardından 1-4 Mart tarihleri arasında Ankara ve 2-4 Mart tarihleri arasında İzmir’de de sinemaseverlerle buluşacak olan !f’in İstanbul ayağında 14 film izledim. 4 yazı sürecek bu dizide film günlüklerimi bulacaksınız.

BABYCALL

(Yön: Pål Sletaune, Norveç)

Festivalde izlediğim ikinci Kuzey filmi, Geceyarısı Filmleri arasındaki “Babycall”dan da beklediğimi bulamadım ne yazık ki. Bir başka gerilim filmi “Naboer” ile tanınan Norveçli yönetmen başrolü ‘Ejderha Dövmeli Kız’ Noomi Rapace’a emanet ettmiş. Film, oğlunu kocasından korumaya çalışmak için yeni bir daireye taşınan Anna ve 8 yaşındaki Anders’i merkezine alan, germeyen bir gerilim ve gizemi çözülmeyen bir ‘thriller’. Film zirve noktasından sonra anlamsızlıklarla doluyor ve son birkaç dakikada net bir açıklama veriyormuş gibi yapıyor – fakat vermiyor. İnandırıcılıktan uzak oyunculuklar da buna eklenince Hollywood gerilimlerinden bir farkı kalmamış hissi veriyor “Babycall”.

(Vizyon Tarihi: 27 Nisan)

KEEP THE LIGHTS ON

(Yön: Ira Sachs, ABD)

Bu yıl Sundance Film Festivali’nde yarışan, Berlin Film Festivali’nden ise Teddy Ödülü ile dönen bu yepyeni (2012) film, Gökkuşağı Filmleri bölümüne yakışsa da Hit Film oluşu ön plana çıkarılmak istenmiş festival tarafından.

90’lı yıllarda New York’ta başlayan ve uzun yıllara yayılan bir hikaye anlatan “Keep the Lights On”, Danimarka asıllı belgesel yönetmeni Erik ve editör Paul’ün inişli-çıkışlı aşkını konu alıyor. İnternetin olmadığı yıllarda, telefon ile seks partneri arayan Erik, Paul ile tanışır. Bir kerelik seksten ibaret olan ilişkileri uzun yıllar süren bir tutkuya dönüşür. Fakat arada Paul’ün dengesizlikleri, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı ile Erik’in bitmek tükenmek bilmeyen belgeseli gibi sorunlar vardır. Aşkın insanın gururunu hiçe saydırdığını çok çarpıcı sahnelerle ortaya koyuyor “Keep the Lights On”.

Gösterimin ardından soruları yanıtlayan, filmin yapımcılarından Ali Betil, uyuşturucu ve seks ile bu kadar içli dışlı bir filmi yapmanın ABD şartlarında bile cesaret istediğinden, ticari dağıtımı imkansızlaştırdığından bahsetti. Zaten bence filmin Sundance ve Berlin’de (şimdi de İstanbul’da) aldığı övgüler ticari bir başarıdan çok daha tatmin edici olsa gerek. Betil’in söylediklerinden en heyecan verici olan ise filmdeki karakterlerin ve olayların tamamen gerçeği yansıttığı, Erik’in ise aslında yönetmen Ida Sachs’in kendisi olduğuydu. Bu bilginin ardından tüm karakterlerin şu anda ne yaptığını anlatan yapımcı, adeta filmin devamını seyircinin kafasında çekmesine olanak sağladı.

OFF BEAT

(Yön: Jan Gassmann, İsviçre)

Festivalde izlediğim son (ek gösterimler dışında) film, aynı zamanda hayatımda izlediğim ilk İsviçre yapımı olma özelliğini taşıyor ve yine bir Gökkuşağı Filmi. Fakat bu yıl izlediğim 4 gay-lezbiyen temalı film arasında en zayıfı. Rap yıldızı olma yolunda ilerleyen ve yapımcısı Mischa ile gizli bir ilişkisi olan 26 yaşındaki Lucas’ın yavaş yavaş müzik kariyerini ve sevgilisini kaybedişini anlatıyor. En acı olanıysa her ikisini de 16 yaşındaki kardeşi Sami’ye kaptırıyor oluşu.

Hırs, kıskançlık, kardeşlik ve duygusal ilişkiler üzerine bir şeyler söyleyen, fakat hiçbirini güçlü bir şekilde söyleyemeyen bir film olmuş “Off Beat”. Diğer yandan rap ritimleri ve Beethoven melodilerini bir araya getiren yaratıcı müzikleri (hatta filmde karakterlerin klasik müzik konserine giderek yerinde inceleme yaptıkları güzel bir sahne var) filmin en keyifli yanı.

!f, Ankara ve İzmir’e doğru yola çıkmadan önce İstanbul’a birkaç ek gösterimle veda ediyor. Kaçırdığım ve kaçırdığıma çok üzüldüğüm “Take Shelter” (Yön: Jeff Nichols, ABD)  ve “Take This Waltz” (Yön: Sarah Polley, Kanada)  filmlerini bu gösterimlerde izlemeyi düşünüyorum. Daha sonra sırada, programı 7 Mart’ta açıklanacak olan ve 31 Mart – 15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali var.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?