İKSV tarafından bu yıl 10. kez düzenlendi Filmekimi. Üstelik Cannes, Venedik ve Toronto Film Festivalleri’nin hemen ardından, bu festivallerde öne çıkan filmleri İstanbullu sinemaseverlerle buluşturan film haftası, bu yıl İstanbul’un ardından İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır’a da uğradı! Lars von Trier’den David Cronenberg’e, Dardenne Kardeşler’den Gus van Sant’a sinemanın büyük ustalarının son filmlerini ve aynı zamanda sinema dünyasına yeni giriş yapmış yönetmenlerin ilk filmlerini izleme fırsatı bulduğumuz Filmekimi’nde gösterilen 40 filmden 16’sını izledim. 4 yazı sürecek bu dizide film günlüklerimi bulacaksınız.

THIS MUST BE THE PLACE

(Yön: Paolo Sorrentino, İtalya)

“Il divo” ile tanınan İtalyan yönetmen Sorrentino’nun Cannes Film Festivali’nde galasını yapan son filminin alamet-i farikası gerek iki kez Oscar ile tescillenmiş oyunculuk yeteneği, gerekse bu film için büründüğü görüntü ile Sean Penn. Babasının ölümünün ardından, İkinci Dünya Savaşı sırasında işkence yapmış olan Nazi subayının peşine düşen orta yaşlı bir rock yıldızını merkeze alan film, ilginç hikayelere sahip ilginç karakterlerle dolu bir yol hikayesini anlatım şeklindeki hatalar nedeniyle boşa harcadığı için beni hayal kırıklığına uğrattı.

ET MAINTENANT, ON VA OÙ?

(Yön: Nadine Labaki, Lübnan)

Uluslararası üne 2007 yapımı “Caramel” filmi ile kavuşan Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki, bu yıl Toronto Film Festivali’nden Halk Ödülü ile döndü. “Et maintenant, on va où?” (Peki şimdi nereye?), Lübnan’ın bir köyünde barış ve huzur içinde yaşayan Müslüman ve Hristiyan halkın, özellikle de kadınlarının, ülkede iki dini birbirine düşüren savaştan kendini soyutlamaya çalışması üzerine bir hikaye anlatıyor.

Nadine Labaki’nin de içinde bulunduğu bir ekip tarafından yazılan senaryosu; müzikalden komediye, dramdan absürde kadar birçok tür arasında gidip geliyor ve hepsini üzerine rahatlıkla, eğreti durmadan giyebiliyor. En az Almodovar’ın “Volver”i kadar güçlü bir kadın dayanışması hikayesi, en az “Waltz with Bashir” kadar gerçekçi bir Ortadoğu politik atmosferi sunuluyor seyirciye. Hem ağlatıp, hem güldürebiliyor.

Lübnan’ın bu yılki Osar En İyi Yabancı Film aday adayı olan filmin, evrenselliği ile adaylar arasında yer alacağı kesin. Ortadoğu Sineması’na önyargılı yaklaşmama ve genelde uzak durmama rağmen, Filmekimi’nde izlediğim en iyi film oldu “Et maintenant, on va où?”.

TOAST

(Yön: S.J.Clarkson, İngiltere)

Bir televizyon filmi olarak çekilen “Toast”, yemek pişirme ve yeme zevki ile ilgili izleyebileceğiniz en şirin filmlerden biri. İlk kez bir filmde oynayan Oscar Kennedy ve yıllar önce “Finding Neverland” ve “Charlie and the Chocolate Factory” gibi filmlerle tanıdığımız Freddie Highmore’un farklı yaşlardaki halini canlandırdığı Nigel; annesi, babası ve üvey annesi (Helena Bonham Carter) ile olan ilişkilerini hep yemek yapma tutkusu ile temellendiriyor. Aç karnına izlenmemesini tavsiye edeceğim bu film, eğlenceli bir (sinema değil) televizyon filmi.

A DANGEROUS METHOD

(Yön: David Cronenberg, Kanada)

Son yıllarda şiddet ve kökeni konusunda destansı filmlere imza atmış olan Kanadalı usta yönetmen David Cronenberg, 2005’te “A History of Violence” ve 2007’de “Eastern Promises” sonrasında bu yıl bir kez daha Viggo Mortensen ile bir araya geldi. Film, Viggo Mortensen’in (Freud) yanı sıra Michael Fassbender (Jung), Keira Knightley ve Vincent Cassel’in de yer aldığı bir kadroya sahip.

Cronenberg filmlerinin detaylı çözümlemesi için karakterlerine psikanalitik olarak yaklaşılması gerektiğindendir ki, psikanalizin babası Sigmund Freud ve fikirlerini paylaştığı meslektaşı Carl Jung’u merkeze alan bir dönem filmine imza atmak, tam da yönetmenden beklenecek bir iş aslında. Fakat Venedik Film Festivali’ndeki ilk gösteriminden sonra seyirciyi de, eleştirmenleri de ikiye bölen “A Dangerous Method”, en çok Cronenberg filmlerine benzemiyor oluşu ile olumsuz eleştiriler aldı. Ben de, filmin bir kostümlü dramadan öteye geçemediğini düşünenlerden oldum. Keira Knightley’nin abartılı oyunculuğu ve diyaloglara boğulmuş bir senaryo bunun başlıca nedenleri arasında. Yalnız değilim ki, henüz post-prodüksiyon aşamasındayken bu yılki Akademi Ödülleri’nin güçlü adayları arasında gösterilmeye başlanan film, yönetmen ve oyuncuları, tahmin sitelerinde gittikçe gerilemeye başladı bile. Yine de görüntü yönetmenliği, sanat yönetimi, set tasarımı ve kostümleri ile başarılı ve psikanalizin kökeni ile ilgili bilgilendirici bir dönem filmi “A Dangerous Method”.

(Vizyon tarihi: 25 Kasım)

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?