Katalan ressam, heykeltraş ve seramik sanatçısı Miró, Gaudí kadar olmasa da, Avrupa’nın en güzel şehirlerinden Barcelona’ya izlerini bırakmış büyük bir isim. Sanatçının tüm dönemlerini çok iyi temsil eden ve binlerce eserini barındıran Fundació Joan Miró, Parc de Montjuïc’te bulunuyor. Miró’yu en iyi şekilde anlatan ve harika bir şehre tepeden bakan bu müze Barcelona’nın modern sanat söz konusu olduğunda ziyaret edilmesi gereken ilk durağı.

Haziran ayının son haftasında 3 günümü geçirme fırsatı bulduğum Barcelona’ya gitmeden, şehrin gezilecek-görülecek yerlerinin listesini çıkarmış ve kısıtlı zamanım nedeniyle 3 modern sanat müzesi arasından bir seçim yapmak zorunda olduğumu üzülerek fark etmiştim. Bu seçimi zorunlu kılan, tabii ki Barcelona’da sadece modern sanatın değil; klasik sanat, alışveriş, yeme-içme, gece hayatı ve kumsallar gibi çok farklı kulvarlarda harika şeyler vaat ediyor oluşuydu. Seçeneklerimden ilki olan Museu Picasso, sanatçının ilk dönem eserlerine ağırlık verdiği için; ikincisi Museu d’Art Contemporani ise çoğunlukla tanımadığım (ve bir süre daha tanımamaya katlanabileceğim) sanatçılara yer verdiği için elendi ve yarım günümü bu müzeye ayırma kararımı verdim: Fundació Joan Miró

Şehrin güneybatısındaki bir tepenin üzerinde yer alan geniş park alanı Parc de Montjuïc, olimpiyat stadından, amfitiyatroya, Olimpiyat Müzesi’nden, Katalan klasik ve romanesk sanatının en geniş koleksiyonuna sahip Museu Nacional d’Art de Catalunya’ya kadar birçok yapıyı bünyesinde barındırıyor. Teleferik ya da füniküler ile farklı noktalarına ulaşılabilen parka, Parallel metro istasyonundan binilen füniküler ile ulaşırsanız kendinizi hemen Fundació Joan Miró’nun aşağısında buluyorsunuz.

1975 yılında, henüz Miró hayattayken kurulan Fundació Joan Miró, sanatçının burayı bir müzeden çok sanat merkezi olarak tanımlamak istemesinden dolayı kapısındaki CEAC (Centre d’Estudis d’art Contemporani) harfleri ile karşılıyor ziyaretçilerini. 225’i yağlıboya tablo, 169’u heykel olmak üzere 13.000’e yakın eser barındıran müzede bir süreli sergi alanı da bulunuyor. Müzenin kafesi, özellikle bu müzeler bölgesinde kahve molası vermek isteyenler ya da güne burada kahvaltı ederek başlamak isteyenler için ideal. Kitap arşivi ve müze mağazası ise sanat ile ilgilenenlere araştırma yapmak ya da kaynak satın almak için fazlaca imkan sunuyor.

Müze, ziyaretçilerini sanatçının son dönem eserlerinden görkemli boyutlarda üç eser ile karşılıyor. Bunlardan en önemlisi hayatının son dönemlerinde kumaş üzerine işler de yapmaya başlayan Miró’nun koca bir duvarı kaplayan dokuma çalışması: “Tapis de la Fundaciò” (1979), Fundaciò Joan Mirò’nun bu duvarı için sanatçı tarafından özel olarak yapılmış. İkinci salonda ise sanatçının birçok bronz ve seramik heykel çalışması sergileniyor. Salonun en dikkat çeken parçası ise orijinali Paris La Défense’de ve katlarca büyüklükte olan “Couple d’amoureux aux jeux de fleur d’amandier” (1975) maketi.

Müzenin ilk iki salonundan sonra Miró’nun ilk dönemlerinden son dönemlerine doğru kronolojik bir yolculuğa çıkıyoruz. (Alt katta ise süreli sergi alanı ve çeşitli sanatçıların Miró’dan ilham alarak yaptıkları ve müzeye bağışladıkları eserlerini görmek mümkün.) 1920’lere dek süren ilk dönem eserlerinde Van Gogh ve Cézanne gibi sanatçılardan etkilendiğini görmek mümkün Katalan sanatçının.  Özellikle “Plage de Mont-roig” (1916) , “Ermita de Sant Joan d’Horta” (1917) ve “Retrato de una niña” (1919) bu eserler arasında öne çıkıyor.

Sanatçının Paris’i ziyaret edip sürrealizm, kübizm ve fütürizm gibi akımlardan etkilenmesi sonucunda ortaya çıkardığı, oldukça soyut “Rüya Tabloları”, Dalí eserlerinde olduğu gibi bilinçaltının açığa çıktığı, kurgusal bir boşluğun yaratıldığı eserler. Çoğunlukla isimsiz olan bu eserler arasında “L’ampolla de vi” (1924); bıyıklı bir yılan, kocaman gözleri olan bir sinek ve içinde yanardağ olan bir şarap şişesinden oluşan ilginç bir bilinçaltı natürmortu olarak kafa karıştırıyor.

1932 – 1935 yılları arasındaki dönemde informalizm ve İspanyol İç Savaşı arasında bağlantı kurmayı sağlayabilecek, savaş öncesi atmosferi ve savaşın yarattığı gerginliği hissettirebilecek bir dizi eserini görmek mümkün Miró’nun. Bakır üzerine yağlıboya ile yapılan bir serinin de yer aldığı bu eserler arasında Miró’nun savaş çıkmadan önce felaketi sezişini somutlaştıran “Homme et femme devant un tas d’excrements” (1935)  da bulunuyor.

Sanatçının 1941 yılında New York’taki MoMA’da bir sergi açmasının ardından Amerikan sanatçılardan, özellikle de damlatma tekniği ile çalışan Pollock’tan etkilendiğini ve eserlerini daha çok kağıt ya da karton yerine tuval üzerine yapmaya başladığını görebiliyoruz. Miró’nun ilk kez tuval üzerine yaptığı çalışmalardan en sevimlisi, sanatçının yakın dostu Joan Prats’ın bitpazarından satın aldığı bir Art Nouveau çerçevenin içinde duran “Pintura con Marco Modernista” (1943). Bu küçük tabloda sanatçının sonraki dönemlerde oldukça sık kullanmaya başlayacağı yıldız ve takımyıldız figürlerinin ilk örneklerini de görmek mümkün. 1940-1955 yılları arasını kapsayan bu figüratif dönemde tuvallerin üzerinde ve eserlerin isimlerinde ‘kadın’, ‘yıldız’ ve ‘kuş’ isimlerine sıklıkla rastlanıyor.

Müzenin üst katı, dev ve rengarenk yağlıboya tabloların bulunduğu ve sanatçının son dönem eserlerinin sergilendiği bir kat olmanın yanı sıra harika bir Barcelona manzarası bulunan ve sanatçının rengarenk heykel çalışmaları ile poz verilebilecek bir terasa da açılıyor. Çatıda “La caresse d’un oiseau” (1967), “Femme et oiseau” (1967) ve “Femme assise et enfant” (1967) gibi aynı yıl içinde, rengarenk boyalarla boyanmış bronz heykeller sergileniyor.

Miró’nun son dönem eserleri gittikçe soyutlaşmaya ve boyutça büyümeye başlarken, bir yandan da canlı renklerin kullanımı belirginleşiyor. 1966 yılındaki Japonya ziyaretinden sonra bu kültürün de etkilerini yansıtmaya başlayan yeni teknikleri, yıldızların daha çok öne çıkmaya başladığı “Miró Kozmolojisi” ve sembollerin, harflerin ve işaretlerin daha çok kullanıldığı eserler göze çarpmaya başlıyor. “L’or de l’azur” (1967) ve “Poème” (1968) serisi gibi eserler dönemin tüm bu özelliklerini çok iyi şekilde yansıtıyor.

Üst katın belki de en tanıdık ve en önemli eserlerinden biri, sanatçının yeryüzü ve gece temasını figüratif bir şekilde işlediği “Paysan catalan au clair de lune” (1968). Yeryüzünü Katalan bir işçi, orak ve yeşil fon ile esere dahil eden Miró, siyah renk ve sarı hilal ile de geceyi yansıtıyor. Bu eser belki de sanatçının ilk dönemlerinde betimlediği doğa manzaralarından beri kat ettiği yolu en iyi şekilde gözler önüne seriyor.

Fundació Joan Miró, yalnızca modern sanat tutkunlarının değil, herkesin Barcelona’da görmesi gereken bir sanat merkezi. Üstelik Gaudí’nin ünü nedeniyle fazlasıyla pahalıya patlayan ev gezmelerinin yarı fiyatına dopdolu bir müze ziyareti gerçekleştirebiliyorsunuz.

Fotoğraflar: Emre Eminoğlu ve Fundació Joan Miró online koleksiyonu

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?