Masumiyet Müzesi’nin kuruluşunun üzerinden bir yıl geçmiş olmasını fırsat bilip, beni çok etkilemiş roman ve müzeyi birlikte, harmanlayarak anlatmak istedim sizlere. Roman, 2008 yılında hayatımıza girmişti. Orhan Pamuk’un büyük bir emekle işlediği müze ise 28 Nisan 2012′de kapılarını açmıştı bizlere…

Masumiyet Müzesi, başlangıcı ile beni en çok etkileyen kitaplardan olmuştur. Orhan Pamuk‘un kitabı kızı Rüya’ya ithaf ettiği ta o ilk sayfadaki, Celal Salik, Samuel Taylor Coleridge ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan yaptığı alıntılar beni sadelikleri ve ele aldıkları durumlarla vurmuştur hep. Kitabın ilk cümlesine gelince, bu ruh hali beni daha da sarar, hapseder adeta. Kitap, “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” cümlesi ile başlar çünkü. İtiraf edeyim, kitabın baş kahramanı Kemal’in halinden çok kendimi düşünürüm bu cümle ile, hayatımın en mutlu anını yaşayıp yaşamadığım sorusunu irdelerim.

Size bugün asıl anlatmak istediğim şey, kitabın kendisi değil, Orhan Pamuk’un yaklaşık 15 yıldır üzerinde çalıştığı ve aslında “bir küçük ve alçakgönüllü İstanbul günlük hayat müzesi” olarak tanımladığı, Çukurcuma’daki Masumiyet Müzesi. Müzenin açılışının üzerinden bir yıl geçti bile, 2012 yılının 28 Nisan’ında ilk ziyaretçilerini ağırlamıştı bu yaşanmışlıklar müzesi.

Masumiyet Müzesi kitabı, zengin bir aileden gelen Kemal ile, aynı zamanda Kemal’in çok uzaktan yoksul bir akrabası olan Füsun’un aşkını anlatıyor. Kitap, temelinde biraz Yeşilçamvari bir kurguya sahip de olsa, gerek tutku kavramını, gerek zaman ve bekleme kavramlarını ele alış biçimi itibari ile kendini okuyucu gözünde farklılaştırıp, özelleştiren bir kitap. Kitabı benim ve birçok insan için özel kılan asıl nokta ise, romanın iki ana kahramanın ekseninden çıkmayı başarıp, bize 1970′ler İstanbul ve ülkemiz yaşantısı hakkında önemli ipuçları verip; o zamanların Türkiye’sindeki evlilik, arkadaşlık, tutku, aile, mutluluk, cinsellik ve kadın olgularına dair çarpıcı sosyolojik saptamalarda da bulunması aslında.

Zengin bir aileden gelen kahramanımız Kemal, aslında iyi eğitimli ve yine hali vakti yerinde bir aileden gelen Sibel ile nişanlı. Kader mi dersiniz, o size kalmış ancak, Kemal Sibel’e hediye almak için bir butiğe girdiğinde, yıllardır görmediği Füsun’a rastlar ve burada asıl hikaye başlar. Çok mutlu bir iki ay geçiren kahramanlarımız, Kemal’in nişanı ile birlikte gerçek dünyanın acı gerçekleri ile yüzleşirler ve koparlar. Kemal, bu durum karşısında gün geçtikçe erir ve o meşhur 8 yıllık süreç başlar. Kemal’in Füsun’ların sofrasına neredeyse her akşam konuk olduğu, Füsun’un kocasının, annesinin ve babasının göz yumduğu o 8 yıl. Kemal ve Füsun’un hikayesi bir kavuşamama, uzun süreli bir bekleyiş hikayesi aslında. Kitabın adı da yeterince ironik, kitapta kimseye uzun süreli bir empati kuramamıştım ben mesela çünkü kitaptaki hiçbir kahraman masum değil aslında, hepsi bir görmezden gelme, idare etme halinde. Kemal’in bile, bazen sadece aşırı bencil bir erkek olduğunu düşünmüşümdür. Tam da bu yüzden, kitap benim için bir aşk romanından öte, aynı Kürk Mantolu Madonna gibi, bir tutku, sabır, zaaf gibi hallerle, o günlerdeki ülke gerçeklerini harmanlayan bir anlatıma sahip, bir “insan olma hali” romanı.

O 8 yıllık, yani bir başka deyişle, 1593 günlük kitabın adı ile çelişen bekleme süresince, Kemal Füsun’ların evinden birçok eşya çalmaya başlar ve bunları bir koleksiyon haline getirir. İşte tam bu noktada da, kitap bizi bu objelerden oluşan bir müze hayaline yönlendiriyor. Masumiyet Müzesi konsepti ile ilgili en çok sevdiğim şey zaten kitabın ve müzenin Orhan Pamuk tarafından en başından beri birlikte kurgulanmış olması. Orhan Pamuk’un 15 yıllık titiz çalışmasının ve her şeyden öte üstün hayalgücünün ürünü, hatta sergilenen vitrinlerin konseptini bile kendi elleri ile çizdiği bu müze; Kemal’in Füsun’a olan aşkını kitabın 83 bölümünün her birine adanmış, insanı son derece yakalayan eşya bütünlerinin sergilendiği ruhani bir yer.

masumiyet muzesi_masumiyet vakfi_refik anadol

Müzeye ulaşmanın birçok farklı yolu olsa da, ben en çok İstiklal’den yürümeyi seviyorum. Şişhane’den Taksim yönüne doğru yürürken, Kumbaracı Yokuşu’nun sokağını geçtiğiniz anda Masumiyet Müzesi tabelaları başlıyor. Çukurcuma’daki bu özel müze, yoluyla bile beni farklı dünyalara götürebiliyor. Müze binasını ilk kez gördüğümde, müzenin gerek dış görünüşü, gerek kitabımı damgalattığım gişesi ile hayallerimdeki mekana ihanet etmemesine çocukça sevinmiştim.

Müzede sizi ilk karşılayan şey, “Keskinlerin 1975- 1999 arasında yaşadığı bu bina, 1999-2012 arasında müzeye çevrildi. Kemal’in sevgilisi Füsun’u hatırlatan eşyaları, sergileme kutu ve vitrinlerine Orhan Pamuk’un romanına göre yerleştirildi” yazısı oluyor. Müzenin ilk katında en sağda ise, Kemal’in topladığı ve her biri ile ilgili anıları, önemli monologları/diyalogları not aldığı 4213 tane sigara izmaritinin sergilendiği duvar var. Kemal, her bir izmaritin tarihini ve önemini not almış. O kadar çarpıcı, en sadece anlatımı ile o kadar duygusal ki. Saatlerde içim sızlayarak seyredebilirim gibi hissediyorum bu duvarı. Müzecilik ve sergileme anlayışı olarak da yenilikçi ve cesur buluyorum bu duvarı.

Müzenin ilk ve ikinci katında ise, kitabın 83 bölümünün her birisine tek tek ithaf edilmiş, 1975-1985 Türkiye’sini, İstanbul’unu, aşk yaşama biçimini anlatan eşyalarla dolu vitrinler bekliyor hepimizi. Kitapta uzunca anlatılmış Meltem gazozları, inci küpeler, kolonyalar, her zaman rakı, kristaller, gazete kupürleri, ayakkabılar, elbiseler, mutfak eşyaları, fotoğraflar gibi birçok eşyanın birleşimi olan bu vitrinlerin, hepsi kendi içlerinde bütünsel bir hikaye sunuyor bizlere. Özellikle kitapla direkt ilişki kurabildiğiniz inci küpe gibi objeler karşısında insan kendini kaybediyor, sarsılıyor duygusal olarak. Müzedeki bu gerçekle hayalin iç içe geçme halini çok seviyorum, bazen Kemal merdivenlerden inip yanınıza geliverecekmiş gibi hissediyorum, o romandaki kelimeler bütünü ile eşyaların güçlü anlatımı insana gerçek ve hayal arasındaki sınırların kalktığı farklı bir dünya vaat ediyor. Bazı vitrinlerde içim öylesine güçlü cız ediyor ki, bazen Kemal oluveriyorum, bazen Füsun, bazense batı ve doğu ekseninde sıkışmış 70′lerde yaşayan Türk kadını… Nefesim kesiliyor bazen hissettiğim anlık acıdan, bazense o zamanların günlük hayatı beni tebessüm ettiriyor.

Müzeyi gezen büyük bir çoğunluğu en çok etkileyen yer olan çatı katı, beni ilk anda çok etkilese de, aradan zaman geçip ardıma baktığımda, bende 83 vitrinin yeri apayrı. Çatı katında, Kemal’in yaşamının son 7 yılında yaşadığı odayı görüyoruz. Bu oda aynı zamanda, başından geçenleri Orhan Pamuk’a anlattığı mekanın da ta kendisi. Bu katta beni asıl yakalayan şey, Orhan Pamuk’un kendi dünyasından paylaştıkları aslında. Kitabı yazarken aldığı notları, kitabın asıl kopyasından el yazımı sayfalar, vitrinlerin Orhan Pamuk’un elinden çıkmış eskizleri… Bu paylaşım ile birlikte, hem müze hem roman daha anlamlı kılınıyor benim gözümde.

Kitabı okumadan müzeyi gezseniz, bir şeylerin eksik kalacağına inanıyorum. Kitabı okumadıysanız okuyun ve müzeyi de gezin derim. Geçtiğimiz bir yıl boyunca, 15 bini yabancı, 10 bini öğrenci olmak üzere yaklaşık 40 bin kişininin ziyaret ettiği müzedeki, sevimli dükkandan da en çok Füsun’un küpesi ve Kemal’in kırık kalbi alınmış.

Masumiyet Müzesi, kitabın yanı sıra, uluslararası güncel sanat çevrelerinde de müzeciliğe kattığı yenilikçi ve yaratıcı bakış açısı ve sergileme yöntemi ile de kabul gördü. Müze, MOMA direktörü Glenn Lowry, TATE Modern Sergiler Direktörü Achim Borchardt-Hume gibi isimler tarafından da bu yenilikçi yaklaşımı sebebi ile ziyaret edildi.

En başta da söylediğim gibi, Masumiyet Müzesi hikaye olarak benim için bir tutku, bekleyiş ve zamanla dans etme hikayesi. Takıntılı bir aşk, bir anı biriktirme, zamanı, anları eşyalar ile dondurma çabası. Bir yandan da unutmayarak iyileşme çabası. Bu yüzden kendimi bazen roman kahramanları için ağlarken, bazen de onlara çok derinden bir kızgınlık beslerken buluyorum kendimi, yıllar sonra hala…

Umarım hepimiz, kahramanımız Kemal gibi sonunda “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım” diyebileceğimiz bir hayat yaşarız…

Adres: Masumiyet Müzesi Çukurcuma Cad. Dalgıç Çıkmazı No:2 Beyoğlu / İstanbul

http://www.masumiyetmuzesi.org/

İçeriği oluştururken, basın bülteni ve görseller ile ilgili son derece destekleyici ve ilgili yaklaşımı sebebi ile Masumiyet Müzesi Direktörü Esra Aysun’a teşekkür etmek istiyorum.

Fotoğraflar: Masumiyet Vakfı, Refik Anadol

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Tam bir Orhan Pamuk takipçisiyim diyebilirim ama Masumiyet Müzesini sürekli erteliyorum, gidince bitecek diye her şey :)) Şimdi yazıyı okuyunca daha fazla ertelemem gerektiğini düşündüm, ellerine sağlık!

  2. Gülfem muhteşem bir yazı olmuş, gerçekten… Müze daha detaylı ve daha güzel anlatılmazdı heralde. Yazının içine derinlik ve duygularını da kattığın için teşekkürler. Bu yazıyı tüm Masumiyet Müzesi severler ve ayrıca daha ziyaret etmeyenler okumalı…

  3. Gerçekten çok etkileyici bir yazı olmuş.. Ellerine sağlık.. Ben de Masumiyet Müze’ si kurulduğunu duyunca okumaya heveslenmiştim bu kitabı ancak erteleyip durdum ama senin yazınla beraber ilk işim gerçekten en yakın kitapçıya gidip kitabı almak olacak. Teşekkürler…

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?