Geçtiğimiz hafta Pera Müzesi’ndeki “Connecting the Dots” sergisini ziyaret ettim, “Orange Is the New Black”i izledim, İKSV’nin açıkladığı birkaç Filmekimi filmiyle heyecanlandım ve 32. İstanbul Film Festivali’nde izlediğim “I Give It a Year”ın vizyona gireceğini gördüm. Yaşamakla kalmadım, paylaşmak istedim:

i give it a year

Bir Film: I Give It A Year

32. İstanbul Film Festivali’nin komedi filmlerinden oluşan “Antidepresan” bölümünde izlediğim “I Give It a Year“, bu hafta vizyona giriyor. Geçtiğimiz haftalarda vizyonda izlediğimiz Sandra Bullock ve Melissa McCarthy’li “Heat” ile birlikte yılın en iyi komedi filmi olduğunu düşündüğüm “I Give It a Year”, hem İngiliz-tarzı espri anlayışıyla yazılmış senaryosuyla güldürüyor, hem de başarılı oyuncu performanslarıyla…

Filmin yönetmeni ve senaristi, açıkçası nefret ettiğim Sacha Baron Cohen tiplemelerinin (Ali G, Borat, Brüno) yaratıcısı ve filmlerinin senaristi olan Dan Mazer. “I Give It a Year”, Mazer’ın yönettiği ilk film ve kendisinin önceki işlerine olan nefretime rağmen filmde bolca kahkaha attım ve filmi gerçekten beğendim. İzlediğimiz çoğu romantik komediye kıyasla oldukça gerçekçi oluşunun bunda etkisinin büyük olduğuna inanıyorum.

i give it a year

“I Give It a Year”ın başrollerinde Rose Byrne, Rafe Spall, Simon Baker ve Anna Faris var. Evlendikleri gün bile herkesin “I Give It a Year” dediği uyumsuz fakat aşık olduklarını düşünen çiftimiz Nat ve Josh’ın evlilikleri gerçekten de kısa süre içinde bir kabusa dönüşüyor. Bu noktada çiftin hayatlarına giren ve kafalarını daha da karıştıran yakışıklı iş adamı Guy ve eğlenceli kadın Chloe olayların karışmasına ve çözülmesine neden oluyorlar. Stephen Merchant, Minnie Driver ve Olivia Colman gibi oyuncuların yardımcı rollerde döktürdüğü ve filmi daha da komik bir hale getirdiği bir başka gerçek. Özellikle psikopat bir psikolog rolünde bugüne kadar hep ciddi rollerde izlediğiniz Olivia Colman takdire değer.

orange is the new black

Bir Dizi: Orange Is the New Black

Bilenler bilmeyenlere anlatsın, Netflix geçtiğimiz Şubat ayında tamamını online olarak ve 13 bölümünü aynı günde yayınladığı “House of Cards” ile adından çokça söz ettirmişti. Bu ses getirmede başroldeki Kevin Spacey’nin ve ilk iki bölümü yöneten David Fincher’ın da oldukça etkisi vardı tabii… Netflix, “House of Cards”ın başarısının ardından aynı formülü bir yaz dizisi için uyguladı: “Orange Is the New Black“. Yine 13 bölümünün tamamı aynı gün, 11 Temmuz‘da yayınlanan dizi, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış.

orange is the new black

Üst-orta sınıftan gelen, eğitimli ve kültürlü Piper Chapman’ın (Yazarın gerçek adı Piper Kerman) yıllar önce işlediği bir suçu  itiraf etmek zorunda kalarak bir yıldan fazla bir süresini geçireceği hapishanede yaşadıklarını anlatıyor dizi. Taylor Schilling‘in canlandırdığı Chapman, önceleri hapishane yaşamına ve burada tanıştığı insanlara uyum sağlamakta oldukça zorlansa da bölümler ilerledikçe kurduğu dostlukları, edindiği düşmanları, hapishane yaşamanının kural ve dinamiklerine sağladığı uyumu siz de gözlemleyebiliyorsunuz. Her bölümde Chapman ve Chapman haricindeki bir karakterin geçmişine geridönüşlerle giderek (Çok başka olsa da, biraz “Lost”u hatırlattı bana bu özelliği) hapishanede sonlanan yaşamlarını izleyerek onları daha iyi tanıyoruz. Özellikle anlatılan her şeyin gerçek olduğunu bilmek, diziyi daha heyecanlı bir şekilde izlemenize neden oluyor. Taylor Schilling dışında, başta Kate Mulgrew, Michelle Hurst ve Danielle Brooks olmak üzere çok iyi performanslar var.

connecting the dots - atölyeler

connecting the dotsBir Sergi: Connecting the Dots – Atölyeler @ Pera Müzesi

Sezonun son sergilerinde daima genç yeteneklere kapılarını açan Pera Müzesi‘nin bu yazki konuğu Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi‘nde gerçekleşen 6. Uluslararası Öğrenci Trienali‘ne katılan öğrenciler… Trienal kapsamındaki atölye çalışmalarında üretilen eserlerin sergilendiği “Connecting the Dots: Atölyeler“, 22 Eylül‘e kadar devam edecek.

Atölye çalışmalarının temaları güncel ve toplumsal olaylar ve konulardan seçilmiş: kamusal alan, kent, mimari, hayvan hakları, beden, bellek, kimlik ve İstanbul. Tüm bunlar arasında Gezi Parkı olaylarında çekilmiş fotoğraflardan oluşan bölüm oldukça dikkat çekici. Fakat yalnızca güncel olana değil, diğer eserlere de dikkat etmek gerek: Kentsel dönüşüm ile ilgili başarılı bir video çalışması, İstanbul günceleri, hayvan haklarına dikkat çeken stencil çalışmaları gibi…

le passe

Bir Haber: Filmekimi 2013

filmekimi 2013Her yaz biriken sinema açlığımızı sezon başlar başlamaz yoğun bir şekilde gideren, İKSV tarafından bu yıl 12. kez düzenlenecek olan Filmekimi‘nden ilk haberler geldi! Bu yıl 28 Eylül – 6 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek olan gösterimler İstanbul‘un ardından Ekim ayı boyunca İzmir, Ankara, Trabzon, Gaziantep, Diyarbakır ve Batman‘a uğrayacak. Hafta içi gündüz seansları 5 TL, hafta içi 19:00 ve 21:30 ile hafta sonu seansları ise indirimli 10 TL, tam 15 TL olarak belirlenmiş. Biletler 21 Eylül Cumartesi günü satışa çıkacak.

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye sahibi olan “La vie d’Adèle“in (Blue Is the Warmest Color) Filmekimi programında olacağı zaten duyurulmuştu. Bunun dışında açıklanan filmler de en az Altın Palmiyeli Keciche’ninki kadar heyecan verici: “Jodaeiye Nader az Simin” (A Separation / Bir Ayrılık) ile harikalar yaratan İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin Bérénice Bejo ve Tahar Rahim’li “Le passé“si (The Past), Jim Jarmusch’tan “Only Lovers Left Alive“, Berlin Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kazanan “Gloria“, François Ozon’dan “Jeune & Jolie” (Young & Beautiful), Rooney Mara ve Casey Affleck’i buluşturan western “Ain’t Them Bodies Saints” (Yön: David Lowery), Ari Folman’dan “The Congress” ve Jodorowsky’den “La danza de la relidad” (The Dance of Reality) şimidlik açıklanan filmler.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?