13-23 Şubat tarihleri arasındaki 13. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ndeki film maratonum devam ediyor. !f 2014 Günlükleri’nin üçüncü bölümünde 5 film var:

 !f 2014 Günlükleri #2′yi buradan okuyabilirsiniz.

 !f 2014 Günlükleri #1′i buradan okuyabilirsiniz.

 

filthSpot: Filth

(Pislik, İngiltere, Jon S. Baird)

Neden Seçtim? “Filth”in adını ilk kez İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’nin (BIFA) aday listesinde görmüştüm. En İyi Yönetmen, Erkek Oyuncu, Yardımcı Erkek Oyuncu, Yardımcı Kadın Oyuncu ve Yapım kategorilerine aday gösterilen (ve daha sonra James McAvoy’un En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandığı) film, aynı zamanda bir Irvine Welsh romanı uyarlaması. Danny Boyle’un 90′larda çektiği “Trainspotting”i yakın geçmişte izleyip oldukça beğenen biri olarak filmi listeme almak için hiç düşünmeme gerek kalmadı.

?????

Filmin Olayı: İskoç polis teşkilatında dedektiflik yapan Bruce Robertson, uyuşturucudan telefon sapıklığına dek her türlü pisliğe batmış, karısından arkadaşlarına etrafındaki herkese bir an bile düşünmeden ihanet eden, filmin/romanın adından da anlaşılacağı gibi tam bir “pislik”. Terfi zamanı geldiğinde, seçimin kendisinden yana yapılması adına tüm bu pislik halini ve ikiyüzlülüğünü gösteren bu anti-kahramanın birkaç haftalık dibe çöküşünü tüm çıplaklığıyla izlediğimiz bir film “Filth”.

???????

Filmin Notu: (8/10) Yeraltı edebiyatı kadar, tiyatro ve sinema uyarlamaları da fiziksel, psikolojik ve ahlaki bir şoka uğratır her zaman. “Filth” de tam olarak böyle bir film. 90′larda Danny Boyle’un bir Irvine Welsh romanına “Trainspotting” ile yaptığını Jon S. Baird “Filth” ile günümüzde yapmış. Karşılaştırmadan duramadığımız bu iki film arasında “Filth” de öncülü kadar iyi bana kalırsa. James McAvoy’un performansı ise “Trainspotting”in Ewan McGregor’unun bir, hatta birkaç adım önünde sanki. Yönetmenin kara film, komedi, drama ve deneysel film arasnda gidip gelen ve dengeyi çok iyi sağlayan başarısı en zorlu anlarında bile hikayeden hiç kopmamanızı sağlıyor. Filmi sevmeniz için Bruce kadar “pislik” bir anti-kahramana sempati duymanıza gerek kalmıyor. Shirley Henderson, Eddie Marsan, Imogen Poots ve Jamie Bell’in performansları da filmi heyecan verici kılan diğer unsurlardan. Filmin benim için tek olumsuzluğu, ağır İskoç aksanının katlanılmazlığı…

!f Notları

Gün #7 Film #12: Dallas Buyers Club (Sınırsızlar Kulübü, ABD, Jean-Marc Vallée)

AMF_7243 (307 of 376).NEF

“C.R.A.Z.Y.”, “Young Victoria” ve “Café de Flore” ile favori yönetmenlerim arasına girmeyi başaran Québecli yönetmen Jean-Marc Vallée, bu yıl iki oyuncusunun geçirdiği fiziksel değişim ve sergilediği oyunculuklar sayesinde Oscar yarışının önemli filmlerdinden biri olmayı başaran “Dallas Buyers Club” ile karşımıza çıktı. Film için, 80′lerin sonu ve 90′ların başında insan sağlığı açısından en büyük kabus olan AIDS ile mücadele etmeye çalışan insanların trajedisini anlatıyor diyebiliriz. Teksaslı bir elektrik mühendisi Ron Woodroof rolünde izlediğimiz Matthew McConaughey, hayatta kalma mücadelesine bir de ilaç endüstrisi ile mücadeleyi ekliyor. Bu zorlu yolda polisle, ilaç endüstrisi düzenlemeleriyle, doktorlarla, vergi memurlarıyla ve çok daha fazlasıyla karşı karşıya geliyor. Yanında ise çoğunluğu eşcinsel ya da transeksüel bireyler olan diğer AIDS hastaları var. Matthew McConaughey ve Jared Leto, geçirdikleri fiziksel değişimle yetinmeyerek oyunculuk yetenekleri ile de parlıyorlar. Filmse yalnızca fiziksel değişime uğramış oyuncularla anlatılan gerçek bir hikaye olmaktan çok daha fazlasını başarılı senaryosu ve kurgusuyla yapıyor. Filmin adaylık elde ettiği 6 daldan 3′ünde (En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı) iddialı olduğunu düşünüyor, “Dallas Buyers Club”ı yılın en iyileri arasına ekliyorum.

Gün #8 Film #13: Mavi Dalga (Türkiye, Zeynep Dadak & Merve Kayan)

Mavi Dalga  (4)

!f 2014′ün Keş!f yarışmasındaki tek yerli yapım olmasının dışında, festivalin iki yıl önceki Sundance senaryo geliştirme atölyesine seçilen filmlerden olma özelliği de taşıyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde Türkiye’yi temsil eden filmlerden biri de olan “Mavi Dalga”, arada kalan gençliği çok iyi anlayıp, bunu (çok değil) iyi bir şekilde perdeyi aktarmayı başaran bir ilk-film. Lise eğitimlerini Balıkesir’de sürdüren dört arkadaşın hayat, gelecek ve büyükşehire dair hayalleri, korkuları, arzuları ve sıkışıp kalmışlıkları var “Mavi Dalga”da. Senaryo sürecinde yönetmenle birlikte çalışmış genç oyuncuların metne ve metnin aktarmak istediği duygulara olan hakimiyeti ve seçilen başarılı müzikler filmin güçlü yanları. 7 Mart’ta Başka Sinema programına dahil olacak film izlenmeli.

Gün #8 Film #14: Finding Vivian Maier (Vivian Maier’in Peşinde, ABD, John Maloof & Charlie Siskel)

Finding Vivian Maier (3)

Benim açımdan !f 2014′ün en ilham verici filmiydi “Finding Vivian Maier”. Film, John Maloof adlı genç bir tarihçinin, bir müzayededen yok pahasına satın aldığı bir koli fotoğrafın peşinden giderek, yaşamı boyunca 100.000′i aşkın fotoğraf çekmiş ve adı hiç duyulmamış bir fotoğrafçıyı, Vivian Maier’ı ölümünün ardından sanat tarihine kazandırmasını belgeliyor. Maloof, kısa süre önce yayınlanan bir ölüm ilanının ardından Maier’a ulaşmak konusunda hayalkırıklığına uğrasa da, onun depolardaki eşyalarının, kolilerinin ve kutularının tamamına ulaşarak eşsiz bir fotoğraf ve video koleksiyonuna sahip oluyor. Tüm yaşamını çocuk bakıcılığı yaparak geçirmiş bu gizli-sanatçının çalıştığı tüm ailelerle görüşüyor, Maier’ın neler hissettiğini, nasıl bir insan olduğunu, karanlık yönlerini, nerelerde yaşadığını, hangi isimleri kullandığını ve en önemlisi neden fotoğraf çekip, neden çektiklerini kimseye göstermediğini araştırıyor. “Finding Vivian Maier” için bir proje, bir belgesel ya da bir bilimsel araştırma demek mümkün. Fakat tüm bunların ardında iyi bir biyografi ve duyguları halen tam olarak bilinmeyen bir insan var.

Gün #9 Film #15: Miele (Bal, İtalya, Valeria Golino)

Honey (1)

İlk gösterimi Cannes Film Festivali’nde yapılan “Miele”, Valerio Golino’nun ilk filmi. “Bal” takma adıyla çalışan Irene’nin tüm yakınlarından sakladığı işi, ölümcül hastalığa sahip insanlara kendilerinin ve ailelerinin rızasıyla para karşılığında ötanazi yapmak. Film kısaca yaşam ve ölüm hakkını sorguluyor, bunu yaparken insanları yaşama bağlayan şeyleri düşündürtüyor. Irene’nin uğradığı her evde farklı bir hayatın kalıntılarını buluyor, Irene’nin kendisine baktığımızdaysa bambaşka duygulara rastlıyoruz. Müstakbel müşterilerinden Carlo Grimaldi ile kurduğu dostluğun bize ve Irene’ye anlattıkları, vaat ettikleri üzerinde uzun uzun düşünmeyi gerektiriyor. Diğer yandan filmin “Ölümünüzün soundtrack’ini seçme şansınız olsaydı, bu hangi şarkı olurdu?” sorusunu sorması da güzel ve düşündürücü bir detay.

Gün #9 Film #16: Filth (Pislik, İngiltere, Jon S. Baird)

Bu üç günde izlediğim beş film arasında ortalamanın altında bir yapım yoktu ve bu yazının spotuna hangi filmi koyacağım konusunda oldukça kararsız kaldım. Seçimim “Filth”ten yana oldu ve nedenlerimi ‘Spot” bölümünde sıraladım.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?