Savaşın gri bölgesinde birlikte savaşan ancak savaş bitip toz kalktığında birbirlerinden siyah ve beyaz gibi zıt kutuplarda yer alan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bir gerilim almış başını gitmişti. Hitler önderliğindeki Nazi Almanya’sını, güneşin asla batmadığı Birleşik Krallık’ı ve özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin anavatanı Fransa’yı geride bırakan bu iki devlet, dümeni eline alma mücadelelerini soğuk bir savaş olarak sürdürmüş, tüm dünyayı da peşlerinden sürüklemişti.

the_net_poster_1

ABD ve SSCB arasındaki mücadele kendini ilk olarak bugünkü Almanya topraklarında göstermişti. 1949 yılının sonlarına gelindiğinde başta Berlin olmak üzere Almanya, Doğu ve Batı olmak üzere iki ayrılmış ancak sınır geçişlerinin engellenememesi sebebiyle Hitler’in Yahudi mahallelerini ayırma yöntemini hatırlatır nitelikte bir duvar 1961 yılında Berlin’de sokaklarında yükselmişti. 1989 yılında sınır açılana kadar yasaklı kalan filmler ise bu tarihten itibaren izleyiciyle buluşmaya başlamıştı.

THE_NET_01

Spring, Summer, Autumn, Winter… and Spring (2003) filmiyle adını tüm dünyaya duyuran Güney Koreli yönetmen Kim Ki-duk’un yeni filmi The Net daha ziyade duvar sonrası Berlin’de çekilen filmlerde işlenmiş bir konuya el atıyor. 1948 yılında birbirinden ayrılan ve bugün hala ayrı olan Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki gerilimli ilişkiyi anlatıyor.

THE_NET_Selected_Still_02

Hikayede Oh Jin-woo adlı Kuzey Koreli bir balıkçının evinden çıkıp balık avlamak için salıyla açıldığını görüyoruz. Akıntının olduğu günde kıyıdan uzaklaşan Jin-woo, ağın motora takılması sebebiyle Kuzey ve Güney’i birbirinden ayıran nehirde mahsur kalıyor. Kelimenin tam anlamıyla ekmek teknesi olan salını bırakıp ülkesine yüzmeyi reddeden Jin-woo, akıntıyla birlikte kendini Güney Kore kıyısında buluyor. Burada alıkonan ve casus olduğu gerekçesiyle sorgulanan balıkçı, her türlü işkenceye, her türlü oyuna rağmen ülkesine olan sadakatinden ödün vermiyor. Günlerce süren sorgulamanın, baskının ve mücadelenin ardından ülkesine, vatanına dönmeyi başaran ve ailesine kavuşan Jin-woo, bu sefer de Kuzey cephesinin, kendi vatanının attığı iftiralara karşı bir savaş veriyor. Günün sonunda ise hayattan bezmiş olan balıkçı, Kuzey ile Güney’in, Doğu ile Batı’nın, komünizm ile kapitalizmin kurbanları arasında kendine bir yer bulmaktan kaçamıyor.

THE_NET_Selected_Still_01

114 dakikalık The Net filminde yönetmen Kim Ki-duk¸ bir yandan iki ülke arasındaki gerilimi işlerken diğer yandan da bireylerin motivasyonuna odaklanıyor. Goffman’ın hapishane, akıl hastanesi, kışla, yatılı okul ve bakımevinden oluşan total (bütüncül) kurumlar listesine de karakolu da ekliyor. Zira henüz suçu ispatlanmamış olan Jin-woo, sorgu odasının kalın duvarları arasında kimliksizleştirilmeye çalışılıyor. 7/24 izleniyor, ona verilen kıyafetler içinde ona verilen yerde bir özeli olmaksızın yaşmaya çalışıyor. Ve bu kısa sorgu sürecinin sonunda da pes etmesi, pes edip taraf değiştirmesi bekleniyor. Ancak mücadeleyi bırakmayan balıkçı, bu kimliksizleştirme çalışmalarına yenik düşmüyor. Tabi hem sözde hem de gerçekte koruması görevini gören (onu kandırmak adına oyunlarda onun tarafında yer alıyor) Chul-woo’nun ayrı. Zira Chul-woo hikayede umut vaat eden genç nesli temsil ediyor ve Ki-duk da zaten bu genç neslin iki ülke arasındaki gerilimi azaltmak adına gerekli adımları atabileceğine inanıyor.

THE_NET_04

Psikolojik şiddetin ve gerilim yoğun olduğu dram türündeki The Net filmi ile yönetmen Kim Ki-duk, dünyanın birçok yerinde sürmekte olan çatışmaları, anlaşmazlıkları ve gerilimi kendi yaşadığı topraklar üzerinden evrenselleştiriyor. İnsanın hemen her yerde aynı olduğunu, adı ne olursa olsun iktidarda olanın aynı yöntemi uyguladığını vurgulamasıyla ise rahatsız edici bir güzelliğe sahip. Filmin müzikleri ise tek kelimeyle şahane.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?