10 saat önce Avrupa’dan uçağa binmiştik ve şimdi gördüğüm manzara karşısında yorgunluğumu unutmuş bir an önce adaya basmak için yerimde duramıyordum. Modern yepyeni havaalanından çıkıp kiralık aracımızı teslim aldık ve güne yeni başlayan rengarenk sariler giymiş ada sakinlerinin yürüdüğü ve ön camlarında esprili yazılar yazan renkli belediye otobüslerinin gittiği yollardan kalacağımız yere doğru ilerlemeye başladık.

DSC_5553edit

Mauritius Adası

Uçağın penceresinden gördüğüm renkler Mauritius Cumhuriyeti’nin bayrağının renkleri arasında kendilerine yer buluyor. O bayrakta bir de kırmızı renk var. Rehber kitabımda kırmızı rengin, adanın sömürge tarihinde trajik hikayeleriyle önemli rol oynayan kölelerin kanlarını temsil ettiği yazıyor. Hint okyanusunda, Madagaskar’ın doğusunda yer alan ada 16.yy’ın başlarında Portekizli denizcilerce keşfediliyor sonra sırasıyla Hollanda, Fransa ve İngiltere sömürgesi olan ada, Hindistan’a giden ticari deniz yolunda uzun yıllar boyunca işlek bir liman ve elverişli bir mola yeri görevi görüyor. Mauritius bugün lüks golf resortları, adeta doğal bir akvaryum olan ılık denizi ve tüm adayı çepeçevre saran beyaz kumlu plajlarıyla turist çekiyor.

Biz kalabalıktan biraz uzak kalabilmek için adanın çok daha sakin, büyük yerleşim yerleri olmayan güney kısmını seçtik. Göz alabildiğince uzanan şeker kamışı tarlaları arasında ilerleyip küçük köylerin arasından geçiyoruz. Adanın bugünkü nüfusu çoğunlukla Hindu ama Hristiyan ve Müslüman Mauritiuslular da var ve herkes bir arada yaşıyor. Uzun yıllardır adada yaşayan bir arkadaşımız herkes bir arada yaşıyor ama etnik ve dini gruplar pek de birbirleriyle kaynaşmazlar diyor. Köylerden geçerken ibadethaneler ve yerli halkın giyim kuşamı o köyün etnik ve dini aidiyeti hakkında hemen bilgi veriyor.

DSC_5559edit

Birleşik krallık sömürgesi altındayken, köleliğin kalkmasıyla Mauritius’un verimli şeker kamışı üretiminde çalışacak işgücü ihtiyacı için Hindistan’dan ücretli işçiler getiriliyor. Çoğu kast sisteminin en altında yer alan bu insanlara çok da adil olmayan sözleşmeler sunulmakla birlikte, adadaki kastlarını seçme şansı verildiği için epey yüksek bir göç yaşanıyor. İşte o göç adanın nüfus yapısını değiştiriyor. Bugün ada nüfusunun %68’i Hindistan kökenli ve nüfusun yarısından fazlası Hindu dini mensubu.

Adanın güneyinde kaldığımız yerden Hindular için kutsal sayılan “Ganga Talao” gölünü ziyaret ediyoruz. Gölün, Hindistan’daki Ganj nehrine deniz altından bir şekilde bağlı olduğuna inanıyor ve Maha Shivaratree gibi kutsal Hindu bayramlarını bu gölde kutluyorlar. Hayırseverlerin bağışladığı Hindu tanrılarının heykelleri gölün etrafında sıralanıyor. Biz göle varmadan önce başlayan tropik yağmurun ardından çöken pusun hafifçe perdelediği görkemli tanrı Shiva heykeli, gölün sakinliği, etrafında hiçbirimize aldırmadan dolaşan vahşi maymunlar ve dinginlik ziyareti etkileyici kılıyor.

DSC_5636edit

Maymunlar demişken; Mauritius çok uzun zaman önce sönmüş bir volkanın patlamasıyla oluşan bir ada. Adaya ayak basmadan önce burada yaşayan bitki ve hayvan çeşitliliği ne yazık ki insan eliyle yok edilmiş. Adanın doğal bitki ve hayvan nüfusu hakkında bilgi alabilmek için Aigrettes adasına günübirlik bir gezi planlıyoruz. Mauritius’un en güzel plajları arasında sayılan Blue Bay’den Aigrettes adasına doğal hayatı koruma derneği rehberliğinde minik bir botla geçiyoruz. Aigrettes adası sömürge döneminde savunma üssü amaçlı kullanılmış ama bugün tamamen koruma altında ve rehbersiz gitmeniz mümkün değil. Mauritius keşfedildiğinde –müzedeki çizimlere göre- üzerinde 10’dan fazla yetişkinin oturabildiği büyüklükte dev kaplumbağalar yaşıyormuş. Bugün Aigrettes adasında kontrollü olarak tekrar üremelerine çalışılıyor. Gördüğümüz kaplumbağalar Seychellerden getirilmiş. En yaşlıları Big Daddy o gün pek sosyal değildi, kendisini göremedik. Ama adanın ikinci en yaşlı bireyi Monsieur George yanımıza gelip ağır adımlarla bize bir süre eşlik etti. Monsieur George 80-100 yaşlarında. Rehberimiz kaplumbağaların sırtlarındaki çizgilerin sinir sistemleri olduğunu ve üzerlerine oturmak, kabuklarına zarar vermek gibi hareketlerin sinir sistemlerine ciddi zarar verdiğini anlatıyor. Ülkemizde de zaman zaman böyle haberler okuyoruz. Keşke herkes bilinçli olsa ve yapmasa. Mauritius’un insan eliyle nesli tükenen en ünlü kuşu Dodo kuşu. Grubumuzdaki küçük bir kız çocuğu “Dodo’yu biliyorum çizgi filmini seyrediyorum” diye rehberimizi kesiyor. Hepimiz gülüyoruz. Dodo oldukça büyük ve kanatları kısa bir kuş, haliyle uçamıyor. Evrim sırasında fazla kilo alması Dodo’yu insanların ve yanlarındaki getirdikleri –adaya yabancı- kedi, köpek vb. hayvanların kolay avı yapıyor. Dodo’nun nesli ne yazık ki tükeniyor.

DSC_5627edit

Adanın güneyinde, kaldığımız Bel Ombre’un etrafında hiçbir yerleşim yeri yok ve bir milli park içinde. Dolayısıyla sadece diz hizamızda denize girdiğimizde bile çıplak gözle mercanlarda yaşayan rengarenk balıkları izleyebiliyoruz. Mauritius doğal dev bir akvaryum gibi. Dalgıçlık ve şnorkelle ilgilenenler için harika bir yer. Hemen her yerden yunusları izlemek için turlar kalkıyor. Biz prensip olarak katılmıyoruz. Mercan kayalıklarının dışına çıkıp avlanıp dinlenmek için sakin sulara geri dönen yunusları gezi tekneleri ne yazık ki taciz ediyor, gürültücü kalabalıklar, fazla yaklaşmaya çalışan tur kaptanları yunusları strese sokuyor. Ada hükümeti son yıllarda yunusların korunması için turları kontrol altına alan düzenleyici yasalar çıkarmış. İlla görmek istiyorsanız gerekli sertifikaları almış turlara katılmanızda fayda var. Ben uzakta durup saygı göstermeyi tercih ettim.

Şeker kamışı tarlaları arasında yol aldık demiştim. Şeker kamışını adaya Hollandalılar Java’dan getiriyor. Tropik ormanları “temizleyip” şeker kamışı ekiyorlar ve bu çok uzun zaman adanın en önemli ekonomik kaynağı oluyor. Şeker kamışı der demez aklımıza Rom da geliyor. Adada ziyaret edilebilecek bir kaç tane Rom üretimi var. Mauritiusluların “düzeltilmiş rom” dedikleri ev yapımı Romları var. Romun içine istedikleri meyveyi atıp bekletiyorlar. Hindistan cevizlisini deneyip, çok beğenip bir Rom üretimini gezmeye karar verdik. Saint Aubin’de karar kıldık. Eski bir sömürge dönemi evi olan Saint Aubin’de rom ve vanilya üretimi hakkında bilgi alabiliyor, şeker kamışı bitkisinin suyunu direkt deneyebiliyor ve gezinin sonunda da değişik romları tadabiliyorsunuz. Yerli halk, alışık olmayan turistleri, içinde epey yüksek alkol bulunan içki için “aman romu az miktarda tüketin” diye uyarıyor. Adanın bir diğer içeceği çay. Evet o da Java’dan adaya gelip gelişiyor. Saint Aubin’de konuştuğumuz birileri Bois Cheri çaylarını denememizi tavsiye ediyor. Rom müzesinden hareket edip kendimizi çay müzesinde buluyoruz. Çay turunun en eğlenceli yeri en sonunda çeşit çeşit çayları istediğimiz kadar deneyebilmemiz. Üstelik Bois Cheri epey yüksekte ve okyanus manzarası da kesinlikle görülmeye değer.

Mauritius’ta trafik bize göre ters yönden akıyor. Avrupalı turistler arasında epey şaşıran şoföre denk geliyoruz. Neyse ki yerli halk turistlerin acemiliğine alışık. Adanın resmi dili İngilizce olmasına rağmen ada halkı Fransızcadan da vazgeçmemiş. Bir de Fransızca’dan geliştirilmiş yerel dil olan Creole konuşuyorlar. Yani adadaki herkes en az 3 dil konuşuyor. Hiç zorlanmadan İngilizce’den Fransızca’ya geçebiliyorlar. Yol sormak için her durduğumuzda çok kibar birileri bize uzun uzun yol tarif ediyor. Daha önce Afrika’da yaşadığımız için yolların çok iyi olmayacağı önyargısıyla gittiğimiz adada yolların düzeni karşısında epey şaşırıyoruz. Adanın etrafında sahillerin gerisinde kalan yolu izleyerek tüm adayı turlamanız mümkün. Doğudan batıya 48 km, kuzeyden güneye ise 65 km olan adanın toplam yüzölçümü ise 1865 km2. Toplam 330 km sahil şeridi var ve güneyde volkanik kayalarla kaplı küçük bir bölüm hariç bütün kıyı şeridi göz alıcı beyazlıkta bir kumsal.

DSC_5587edit

Mauritius Adası Plajları

Adanın herhangi bir yerinde durduğunuzda pırıl pırıl bir deniz ve tertemiz bir sahil buluyorsunuz ama özellikle tavsiye edilen plajları; Blue Bay, Cerf adası, Flic en Flac, Grand Basin, Cap Malheurex gibi plajlar. Hemen her plajda elinde kendi yaptığını söylediği kolyelerle bize yaklaşıp bir şeyler satmaya çalışan birileri oluyor. Biz buna Afrika zamanlarımızdan alışığız. Mauritiuslu plaj satıcıları agresif değil, genelde tatlı tatlı sohbet edip bir şey almazsak iyi tatiller dileyip uzaklaşıyorlar. Kolyelerinin mercan ve deniz kestanesinden olduklarını söylüyorlar ama mercan ticareti aslında yasak. Adanın etrafını çepeçevre saran mercan kayalıklarının bölgedeki diğer adalara oranla daha az zarar görmüş olması ada için çok büyük bir şans. Hem kayalıkların iç tarafında kalan sular ılık ve sakin kalıyor hem de –daha kişisel bir korkudan yola çıkarak – okyanusun en yırtıcısı köpekbalıklarını sahillerden uzak tutuyor. Komşu Reunion, köpekbalığı olaylarında haberlerde sık sık yer bulurken Mauritius’ta yakın zamanda bilinen bir saldırı yok.

DSC_5560edit

Mauritius’ta kıyının 500 m. İçerisine kadar kıyı koruma kanunu var. Ama pratikte hükümet kıyıları özel kişilere veya otellere kiralayabiliyor. Bu durumda bazı oteller yüksek giriş ücretleri alıyor. Yine de gezdiğimiz sürece bir çok halka açık plaj gördük. Resmi halk plajlarında hem sahil güvenlik hem de ambulans bulunuyor. Okyanusa boyunlarını eğen hindistan cevizi ağaçlarının gölgesindeki plajlarda özellikle haftasonları Mauritiuslular kalabalık gruplar halinde gidip, gün boyu piknik yapıp, müzik dinleyip eğleniyorlar. Biz de hiç görmediğim kadar büyük hindistan cevizi sularımızı içip ailelerin hafta sonu eğlencelerini izledik. Mauritius’un –Afrikalı köleler tarafından getirilip gelişen- folklorik müziğine Sega deniyor. Her an her yerde kıvrak ezgilerini duyabiliyorsunuz.

DSC_5613edit

Giderken 10 gün boyunca nasıl şahane deniz ürünleri yiyeceğiz kim bilir diye sevinerek gitmiştik ama yemeklerin lezzetini hayal bile edememişim. Mauritius yemeklerinde bir sürü baharat kullanılıyor, Hint ve Afrika kültürlerinin etkileşimiyle özellikle sokakta minik standlarda satılan sokak yemekleri birbirinden leziz. Yalnız her yerde masaya oturur oturmaz gelen yeşil biber sosuna aman dikkat. Ben yandım siz yanmayın.

DSC_5650edit

Ülkenin başkenti Port Louis oldukça gelişmiş bir liman kenti. Tarihi şehrin ve açık hava pazarlarının çok güzel olduğunu ve mutlaka ziyaret etmemiz gerektiğini bir sürü insandan duyduk. Ama itiraf edeyim kendimizi adanın doğal güzelliklerinden koparamadığımız için şehri gezmeye vaktimiz kalmadı. Etrafından hızlıca geçerken trafiğine takılmaktan başka bir kısmını göremedik.

DSC_5570edit

Sayılı gün –hele de tatilse – çok çabuk geçiyor. Adadan ayrılacağımız sabah uçuş saati yine tam güneşin doğuşuna denk geliyor. Penceremden renklerin yeşilden sarıya, sarıdan turkuaza, turkuazdan derin laciverte dönüşümü bir kez daha hayranlıkla izliyorum. Bu uzak ada ülkesine iyi ki gitmişim, umarım bir gün rüzgar beni geri getirir.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x
Newsletter'a üye olmadınız mı?