Geçtiğimiz hafta İtalya çizmesinin topuğundaki Puglia Bölgesi’ndeydim. Puglia’nın Adriyatik Denizi kıyısındaki, turizm furyasından henüz nasibini almamış sakin şehirlerinde, bol tarzancalı, bol trenli, bol hamur işi ve bol şaraplı 5 gün geçirdik. Her ne kadar İtalya’yı en çok baharda veya yazın tercih etsek de kışının da ne kadar keyifi olduğunu görmüş olduk.

Bari sokak

İlk ve ana durağımız Bari. Çünkü Planımız, uçakla Bari’ye uçup, 5 gün boyunca sadece Bari’de konaklayıp her gün trenlere atlayarak Puglia’yı şehir şehir gezmekti. Bari, Puglia Bölgesi’nin baş şehri aynı zamanda en büyük ve en gelişmiş şehri. Klasik Avrupa şehirlerinde olduğu gibi bir tarihi kalesi, tarihi eski şehir bölgesi ve baş dini yapı olan domun olduğu bir ana meydanı var.

Bari Liman

Buranın en büyük özelliği limanının olması ve Cruise gemilerinin İtalya’daki duraklarından biri olması. Hristiyanlık dünyası özelinde de bizim için Noel baba onlar için Saint Nicolas’ın Antalya Demre’den getirtilen kemiklerinin burada olması Bari’yi Hristiyanlığın hac noktalarından biri yapıyor. Bari için de Puglia Bölgesi’nin geneli gibi bahar-yaz en doğru zamanlar. Çünkü çok fazla turistik olmayan bir yer olduğu için Şubat ayında açık restoran-cafe tarzı yer bulmak zor. Hal böyle olunca da şehirde akşam yemeği için kışın da açık olan 3-5 yer dışında çok da alternatifiniz kalmıyor. Biz ilk gün nokta atışı yapıp tarihi merkeze yakın bir yerde Fra Bo adlı restorana denk geldik. Taş fırından çıkardığı 40’a yakın pizzası, el yapımı şarabı, yerel mutfaktan aperatifleri, uygun fiyatları, sıcak ortamı ile gerçekten güzel bir yer. Üstelik Bari’nin yerlisi de burayı tercih ediyor. Her akşam 19.30’dan sonra mekan doluyor. Bari’de 4 gece kaldıysak 3’ünde burada yedik. Üç günde gide gele mekanın İngilizce bilmeyen ama güleryüzlü garsonları da bizi tanır oldu. Massimo’ya buradan selamlar!

Bari Kalesi

5 günde deneyimleyerek öğrendik ki Puglia mutfağının olmazsa olmazı hamur işleri. Özellikle deniz mahsulleriyle kombinlenen makarna çeşitleri, hamur kızartmaları, foccacialar…Bir de buraya özgü bir makarna türü var: Orecchiette. Türkçesi “kulakçık”. Tipi makarnaya benzese de ondan biraz daha “al dente”. Pazar günleri yaşlı teyzeler mutfaktan Bari’nin dar sokaklarına açılan kapı önlerinde hem taze taze Orecchiette yapıp satıyor. Hiçbiri İngilizce bilmese de kaş göz yara yara da olsa alışveriş yapabiliyorsunuz

Bari

Bir de yine buranın spesiyallerinden Taralli diye bir atıştırmalık gevrek var ki buranın Beypazarı kurusu diyebiliriz. Bol yağlı ve aromalı bu minik halkalar acıktığınızda hayat kurtarıcı. Fakat bence Puglia Bölgesi’nden çıkma en güzel lezzet Burrata peyniri. Dıştan mozzarella içten sütlü kaymaklı yapısıyla adeta bir sürpriz yumurta. Manda sütünden yapılan bu peynir hem kahvaltıda reçellerle hem de aperatif olarak şarküteri ürünleriyle inanılmaz güzel gidiyor. Tabii Ricotta peynirini de unutmamak gerek. Kahvaltıda ya da yemek öncesi iştah acıcı olarak servis ediliyor ve en az bizdeki lor peyniri kadar her şeye çok yakışıyor.

Puglia, bitki örtüsü ve iklimiyle tam bir Ege Bölgesi. Deniz kıyısındaki kasabalar, Şubat ayı da olsa ılıman bir hava, tren kompartımanından göz alabildiğince zeytin ağaçları ve üzüm bağları…Bölgenin en önemli özellikleri arasında İtalya’nın zeytinyağı ihtiyacının % 60’ını tek başına karşılıyor olması, İtalya’daki diğer popüler destinasyonlarda olan turistik kalabalığın daha az olması ve buna paralel olarak da yeme-içme-konaklama-ulaşım fiyatlarının her türlü daha uygun olması sayılabilir. Tüm bunlara ek olarak, sıradan İtalyan şehirlerine benzemeyen otantik güzergahlarının olması da cabası. Öyle ki bir dünya markası olan Red Bull bile her yıl düzenlediği cliff diving etkinliği için buralara kadar geliyor. Burası Polignano a Mare. Bodrumvari küçük bir sahil kasabası. Her yaz Red Bull cliff diving turnuvasını burada yapıyor ve bu küçücük sakin kasaba bir anda turist akınına uğruyor. Polignano a Mare’ye bir de turnuva zamanı gelip haraketli halini görmek lazım. Çünkü buranın tadı asıl yazın çıkar gibi geldi bize. Buraya Bari’den trenle ulaşım sadece 25 dk. Sahile ulaşmak için de istasyondan aşağı 1 km kadar yürüyorsunuz.

Polignano a Mare

Gelelim kendine has özellikleri olan diğer Puglia şehirlerine. Alberobello, Matera, Lecce, Ostuni…Hepsine Bari’den trenle ulaşım var. Her ne kadar Trenitalia trenleri, Alman Demiryolu şirketi Deutsche Bahn trenleri kadar dakik ve organize olmasa da öyle ya da böyle gitmek istediğiniz şehre 10-15 dk rötarlar dışında sorunsuz gidebiliyorsunuz. Polignano a Mare, Lecce ve Ostuni aynı hat üzerinde ve Trenitalia şirketine bağlı. Buralara giden trenler Bari Centrale istasyonundan kalkıyor. Hepsi için istasyondaki makinalardan ister kredi kartıyla isterseniz nakit olarak bilet alabiliyor, kalkış-varış saatlerini kontrol edebiliyorsunuz. Tek yapmanız gereken trene binmeden yeşil kutucuklara biletinizi onaylatmak. Alberobello’ya ve Matera’ya giden trenler ise ayrı ayrı demiryolu şirketlerine bağlı. Alberobello’ya gitmek için Bari Centrale’nin en son peronu olan 10 numaralı peronu geçtikten sonra 1 numara diye ayrı bir peron var. İşte orası Alberobello’ya giden Ferrovie del Sud Est trenlerinin kalktığı yer. Bileti de buradaki küçük gişeden alabiliyorsunuz. Matera için de Bari Centrale’nin sağındaki binadan Ferrovie Appulo Lucane şirketi trenlerine biniyorsunuz.

Trenden

Polignano a Mare ile aynı hat üzerinde olan Bari’ye trenle 1.30 saat uzaklıktaki Lecce için Güney’in Floransası deniliyormuş. Fakat Matera ve Alberobello gibi daha otantik yerleri gördükten sonra burasının o kadar da etkileyici gelmediğini söyleyebilirim. Fakat tabii ki her İtalya şehri gibi günü geçirmek için güzel bir yer. Özellikle şehrin merkezinde 00 diye bir cafe-restoran var ki saatlerce vakit geçirilecek kadar zevkli bir yer. Küçük bir şehir cafe-restoranına göre lezzet, sunum, hizmet ve ambiyans 10 numara.

Lecce 00

Bizce Puglia’da mutlaka görülmesi gereken 2 yer var. Biri Yedi Cücelerin ve Hobitlerinkiyle yarışır tatlılıkta evleriyle Alberobello diğeri de Mardin ve Kapadokya karışımı atmosferiyle taştan şehir Matera. Her iki şehir de diğerleri gibi deniz kıyısında değil ve her ikisinin de apayrı, bozulmadan kalmış otantik bir dokusu var. Alberobello ismi gibi (küçük ağaç) küçük beyaz konik çatılı evlerin olduğu film seti gibi bir yer. Adeta zamanda donmuş kalmış bir masal kasabası. Evlerin çatılarında bazı semboller var. Hepsinin Hristiyanlık’ta ayrı ayrı anlamları var.

Alberobello

Matera ise Kapadokya tarzı taşa oyulmuş mağara evler ve Mardin tarzı sarı taştan evlerin olduğu mistik bir şehir. Şehre istasyondan ilk girdiğinizde nasıl bir manzarayla karşılaşacağınızı kestiremiyorsunuz. Çünkü her şey çok sıradan başlıyor. Evler, mağazalar, turistik dükkanlar…Sonra ilerledikçe şehrin geri kalanının kilometrelerce aşağı vadi boyunca uzanan bu tarz evlerle kaplı olduğunu görüyorsunuz. İşte o an Mardin’nin, hiç bozulmadan ayakta kalmış bu küçük şehir karşısında sönük kaldığını düşünüyorsunuz.

Matera

İtalya’ya ne kadar çok gitmiş olursanız olun yine de bir şekilde kan çekiyor, bünye istiyor. Zaten her bölgesinde ayrı ayrı güzellikleri olan İtalya’da yapılacak şeyler, görülecek yerler ve tadılacak yeni tatlar da öyle kolay kolay tükenmiyor. Bir en kuzeyden Bologna, bir de en güneyden Sicilya yaptıktan sonra İtalya’daki son durağımızı Puglia Bölgesi olarak seçtik ve şubat ayı itibariyle 2016’nın seyahat açılışını da böylece yapmış olduk.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x
Newsletter'a üye olmadınız mı?