Tüm dünyada, kadınlar, LGBTİ+ bireyler ve tüm azınlıkların çoğunlukla (genellikle de heteroseksüel beyaz erkeklerle) eşit insan haklarına sahip olmak için verdiği mücadele halen sürüyor. Coğrafyaya, ülkenin gelişmişlik seviyesine ve toplumsal normlara göre bu hak arayışı ve mücadelenin öncelikleri farklı olabilse de, henüz hiçbir ülkede tam anlamıyla bir eşitlikten bahsetmek ne yazık ki mümkün değil.

Bir ülkede kadınlar aynı işi yapan erkeklerle eşit maaşa sahip olmayı talep ederken, bazı ülkelerde kadınlar sokağa çıkabilme hakları için seslerini duyurmaya çabalıyor. Bir ülkede LGBTİ+ bireylerin evlenme ve evlat edinme hakları konuşulurken, bazı ülkelerde LGBTİ+ bireylerin yaşam hakları bile tehlike altında. Ülkemizde de, özellikle son haftalarda sosyal medya ve haber sitelerinde karşılaştıklarımız, kadınların da LGBTİ+ bireylerin de özgür olmadıklarını, en temel hakları için bile mücadele vermek zorunda olduğunu gösteriyor. Hiç kimsenin cinsiyeti, cinsel kimliği, milliyeti, ten rengi ya da dini inancı nedeniyle eşitsizliğe uğramadığı, ayrımcılığa, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmadığı bir toplumsal düzeni savunuyoruz. Kadınların ne giydiğine, hangi saatte nerede olduğuna karışıldığı, heteroseksüel veya eşcinsel çiftlerin yalnızca kapalı kapılar ardında içlerinden geldiği gibi davranması gerektiğini buyuran kısıtlara karşı çıkıyoruz.

En temel haklarımız konusundaki bu mücadelede tarihten ders çıkarmak, tarihteki ilham verici hikâyelerden güç almak işe yarayabiliyor. Aşağıdaki filmleri izleyerek geleceğe umutla bakmanız, haklarınızı korumak için güç toplamanız olası:

Suffragette | Sarah Gavron, 2015

Film, adını 20. yüzyılın başlarında, İngiltere’de kadınların seçme ve seçilme hakkına sahip olması için mücadele veren feminist ve aktivist hareketten alıyor. Carey Mulligan‘ın erkeklerden çok daha ağır koşullarda çalışmasına rağmen onların yarısı kadar ücret alan, eve döndüğünde ev işleriyle uğraşmakla görevli bir kadın olan, aktivistliğe başladığında ise işinden, evinden olan Maud Watts’ı canlandırdığı filmde Helena Bonham Carter, Meryl Streep ve Anne-Marie Duff da rol alıyor.

 

Their Finest | Lone Scherfig, 2016

Listemizdeki diğer filmlerden farklı bir türde, bir romantik komedi olsa da kadın ve erkek eşitliği konusunda birçok söylemiyle dikkat çekiyor Their FinestII. Dünya Savaşı’nın işgal altındaki Londra’sının zorlu yaşam koşullarında geçen film, bakanlığa bağlı bir şekilde propaganda filmleri çeken bir yaratıcı ekibe, ‘kadın diyalogları yazabilmek’ için dahil edilen senarist Catrin Cole’un hikâyesini anlatıyor. Kadın olduğu için yaratıcılığı ve yetenekleri görmezden gelinerek ikinci plana atılan Cole’un kariyeri için verdiği ilham verici mücadelede Gemma Arterton, Sam Claflin ve Bill Nighy‘i izliyoruz.

 

North Country | Niki Caro, 2005

Amerikan tarihinin olumlu sonuçlanan ve ulusal anlamda ses getiren ilk cinsel taciz davasının hikâyesini anlatan North Country1984 yılında bir madende çalışırken sözlü, psikolojik ve fiziksel tacize maruz kalan kadınlardan yalnızca biri olan Josey Aimes’in yaşadıklarını konu alıyor. Charlize Theron ve Frances McDormand‘ın filmdeki performansları kariyerlerinin en iyilerinden.

 

Milk | Gus van Sant, 2008

1970′lerin California’sında, halk tarafından seçilen ilk açık eşcinsel politikacı olma özelliği taşıyan Harvey Milk’in hikâyesini ve toplumdaki LGBTİ+ bireyler ve onların yönetimde söz hakkına sahip olması için harcadığı çabayı konu alan biyografik yapımda onu Sean Penn canlandırıyordu.

 

Pride | Matthew Warchus, 2014

80′li yıllarda polis şiddetine ve toplumsal şiddete maruz kalan, eşcinsel ilişki yaşadığı için yasalara göre cezalandırılan LGBTİ+ bireylerin, toplumun hakları için mücadele veren bir diğer kesimiyle, maden işçileriyle işbirliği yapmasını ve birlikten doğan kuvveti anlatan Pride, İngiliz sinemasının genç yeteneklerini ünlü oyuncularla bir araya getiren kadrosuyla da dikkat çekiyor.

 

Philadelphia | Jonathan Demme, 1993

Başarılı bir avukat ve gizli bir eşcinsel olan Andrew Beckett’in HIV pozitif olduğu öğrenildikten sonra işinden kovulması ve ardından açılan davayı konu alan Philadelphia, sadece homofobi ve AIDS’li hastalara olan önyargıya karşı bir bilinç oluşturmakla kalmamış, 90′ların en sevilen oyuncusu Tom Hanks‘i başrole taşıyarak bu bilincin daha geniş bir kitleye aşılanmasına vesile olmuştu.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?