Pera Müzesi, Ekim ayının ortasından beri iki ayrı sergiye ev sahipliği yapıyor: “Altın Çocuklar: 16.-19. Yüzyıl Avrupası’ndan Portreler” ve “Flash-Back”. Biri birkaç yüzyıl öncesinin Avrupası’nının farklı ülke ve kültürlerinde yaşamış aristokrat ailelerin çocuklarının portrelerinden oluşan bir klasik sanat koleksiyonunu, diğeri ise iki çağdaş sanatçının bireysel ve işbirliği içindeki çalışmalarının ürünlerini inceleme fırsatı sunuyor. İki kez gezmeme rağmen bir şeyler yazmaya anca vakit bulduğum bu iki serginin hikayesini dinlemek ve gidip gezmek içinse halen geç kalmış değilsiniz: Sergiler, 2013′ün ilk günlerine, 06 Ocak’a kadar devam ediyor.

Vietnam asıllı Fransız Yannick Vu ve Macar asıllı İngiliz sanatçı Ben Jakober çifti birbirlerine yalnızca evlilikleri ile bağlı değiller. Çifti, 1993 yılından beri bireysel sanat çalışmalarının ötesine geçip ortak eserler vermeye başladıkları sanatları ve de dünyada başka bir örneği görülmeyen ortak koleksiyonları sıkı sıkıya bağlıyor. Koleksiyonları ve eserleri, İspanya – Mayorka’da Yannick ve Ben Jakober Vakfı Koleksiyonu adı altında sergileniyor. İşte Pera Müzesi de “Altın Çocuklar” sergisinde ikilinin çocuk portreleri koleksiyonunu ağırlarken, “Flash-Back” sergisinde de iki sanatçının bireysel ve ortak çalışmalarından 61 eseri bir arada sunuyor.

Ben Jakober‘in bireysel çalışmaları arasında en dikkat çekici olanlar kuşkusuz sergi salonunun tavanına doğru uzayan bir çift obelisk. Günümüz teknolojisinin bilgi depolama aracı olan bilgisayar çipleri ve geçmişin önemli uygarlıklarından biri olan Eski Mısır’da üzerine kazınan hiyeroglifler yoluyla bilgi depolamaya yarayan dikilitaşları birleştiren bu çalışma, görkemli ve boyutça büyük heykellerin Jakober’in -daha sonra Vu ile birlikte devam edeceği- sanat yaşamında önemli bir rolü olduğunun da sinyallerini veriyor. Yannick Vu‘nun kişisel çalışmalarına baktığımızda ise başta otoporteler olmak üzere insan portreleri ve büstlerinin ön plana çıktığını görüyoruz.

Flash-Back” sergisinin büyük çoğunluğunu oluşturansa iki sanatçının birlikte verdiği eserler. Klasik sanata göndermeler içeren, neon lambalar, elektrikli mekanizmalar gibi teknolojik özellikleri kullanan ve birçoğunun katlarca büyük halleri dünyanın farklı meydanlarında, bienallerinde ya da sergilerinde uygulanmış bu eserlerde iki sanatçının bireysel çalışmalarının etkisini gözlemlemek de pek tabii ki mümkün.

Müzenin iki katına birden yayılmış 56 eserden meydana gelen “Altın Çocuklar: 16.-19. Yüzyıl Avrupası’ndan Çocuk Portreleri” sergisinde ise İngiltere’den Fransa’ya, Hollanda’dan İskandinavya’ya, Avrupa’nın farklı bölge ve kültürlerinden çocukların portrelerini görebiliyorsunuz. Portrelerdeki detaylar, mitolojik ve dini sembollerle, tarihi, kültürel ve toplumsal ipuçlarıyla dolu. Birçok eserin altında yer alan ekstra bilgi panoları da bu detaylara yoğunlaşmanızı sağlayarak size yardımcı oluyor. Örneğin söz konusu dönemlerde Avrupa’nın hemen hemen her yerinde erkek çocuklarının da belli bir yaşa kadar kız çocukları gibi giydirildiğini öğrenebiliyorsunuz. Neredeyse tüm portrelerde kız çocukları görmenizin (gördüğünüzü sanmanızın) nedenini de böylece anlıyorsunuz. (Örneğin altta, XIV. Louis ve erkek kardeşinin portresini görüyoruz)

Portrelerin bir kısmı -özellikle Hollanda kökenli olanlar- aristokrat sınıf dışındaki ailelerin çocuklarını da karşımıza çıkarıyor. Fakat büyük bir kısmı çocuk portreleri üzerinden, aristokrasinin zenginliğini ve gösteriş merakını çocukları üzerinden nasıl yansıttığını gösteriyor. Aslına bakarsanız, tam da topluma dair, zenginlerin ihtişamlı yaşamına dair verdiği ipuçları nedeniyle 16.-19. yüzyıl Avrupası’nın “Rich Kids of Instagram“ı diyebiliriz koleksiyon için.

Klasik sanatın bu denli niş bir türüne yoğunlaşan bu koleksiyonun, genç yaştaki çocuklarını bir kaza sonucu kaybetmiş bir anne ve babanın psikolojisi üzerinden okunabilecek olması da işin trajik yanı. Çiftin yıllar önce, 19 yaşındaki kızlarını kaybetmesinin ardından çocuk portreleri toplamaya başlamasının yanı sıra, “Flash-Back” sergisindeki eserlerin bazılarındaki göndermelerde de bu trajedinin izlerine rastlamak mümkün.

Her iki sergi de, 06 Ocak 2013 tarihine kadar Pera Müzesi’nde devam ediyor.

Bu arada güzel bir gelişme olarak, Pera Müzesi Dostluk Programı‘nın yenilendiğinin de haberini vereyim. Sergi açılışlarına davet edilmek, Pera Film ve Pera Eğitim, müze mağazası, müze kafesi, sesli ve rehberli tur hizmetlerinden indirimli faydalanmak gibi birçok özellik, üyelik programının ayrıcalıkları arasında bulunuyor. Üstelik yeni kart çeşitleri olan PERAkart genç ile öğrencilere ve PERAkart aile ile ailelere aynı ayrıcalıklar çok daha uygun fiyatlarlar sunuluyor.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x
Newsletter'a üye olmadınız mı?