Geçtiğimiz hafta 66. Cannes Film Festivali’ni takip ettim, Chuck Palahniuk’un “Gösteri Peygamberi”ni okudum. Aynı zamanda 32. İstanbul Film Festivali’nde izlediğim bir filmle ilgili tavsiyelerde bulunmak, bir de genç sanatçılara Henkel Art Award’u duyurmak; kısacası yaşamakla kalayıp, paylaşmak istedim:

Bir Festival: 66. Cannes Film Festivali

Dünyanın en önemli film festivali olan Cannes Film Festivali, geçtiğimiz hafta 66. kez düzenlendi. Hem ana ve ‘Belirli Bir Bakış’ yarışma bölümlerinde, hem de yarışma dışı gösterimlerde çok önemli yönetmenlerin en yeni filmleri görücüye çıkmış oldu. Geçtiğimiz Pazar günü gerçekleşen ödül töreninde ise festivalin öne çıkan filmlerini aldıkları ödüller vesilesiyle öğrenmiş olduk. Büyük ödül Altın Palmiye’yi kazanan, 2007′de adından “La graine et le mulet” filmi ile söz ettiren Cezayir asıllı yönetmen Abdellatif Kechiche‘in lezbiyen bir ilişkiyi konu alan ve iki bölümden oluşan “La vie d’Adèle” (Blue Is the Warmest Color) filmi oldu. Filmin iki başrol oyuncusunun da yönetmenle birlikte ödüle layık görülmesi performanslarının filme katkısı hakkında önemli bir ipucu veriyor. Ödül almış olsun ya da olmasın, Cannes Film Festivali’nin ardından yollarını gözlemeye başladığım 5 filmi de sıralayayım: “Inside Llewyn Davis” (Joel & Ethan Coen), “Jeune et Jolie” (François Ozon), “Nebraska” (Alexander Payne), “Le passé” (Asghar Farhadi) ve “The Bling Ring” (Sofia Coppola). Yeni sezonda ve/veya Filmekimi’nde hepsini izlemek dileğiyle…

theMagger’dan Cannes Film Festivali’nde iz bırakan 10 film galerisi…

Bir Roman: “Gösteri Peygamberi” – Chuck Palahniuk

Birçok insan gibi ben de Chuck Palahniuk‘un adını David Fincher’ın “Fight Club” uyarlamasını izledikten çok sonra öğrendim. Geç kalmanın pişmanlığıyla söylüyorum, okuduğum ilk romanı da iki yıl önce “Ölüm Pornosu” oldu. Yeraltı Edebiyatı’nın gereklerini eksiksiz bir şekilde yerine getiren Palahniuk, hayal gücü, alaycılığı, dili, akıcılığı ve zekasıyla beni anında etkilemeyi başardı. Ufak bir sorgulamadan sonra kesinlikle okumam gereken Palahniuk romanlarını çevremdeki okurlarına sorduğumda birçoğundan aldığım cevap ise “Gösteri Peygamberi” (Survivor) oldu. İlk bölümden ya da ilk sayfadan değil, 47. bölümünden ve 290. sayfasından başlayarak geriye doğru giden bir roman “Gösteri Peygamberi”. Henüz ilk sayfalarda hiç tanımadığınız Tender Branson hakkında bildiğiniz tek şey, birkaç saat içinde yere çakılacak bir uçağın içinde olduğu ve karakutudaki kayıtları dinleyecek olanların bulması için öyküsünü anlatmaya başladığı. Okumaya devam ettikçe azalan sayfa sayıları, kahramanın kısıtlı olan zamanını olabildiğince hissetmenizi sağlıyor. Şiddet, vahşet, pornografi, radikal dincilik, toplumsal yabancılaşma ve tüketim çılgınlığı gibi birçok kavram hayatı boyunca peşini bırakmamış, toplum tarafından bir ‘gösteri peygamberi’ne dönüştürülmüş, hissizleştirilmiş bir insanın öyküsünü okumak gerçekten sürükleyici ve etkileyici bir deneyim.

theMagger’dan Chuck Palahniuk üzerine…

Bir Film: “Dans la maison”

66. Cannes Film Festivali’nde gösterilen yeni filmi “Jeune et Jolie”nin yankıları süredursun, François Ozon‘un 32. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen bir önceki filmi “Dans la maison” (Evde) da ülkemizde vizyonda. Ozon, filminde merak ve insanların hayatlarına müdahil olma isteğinin nereden sonra röntgencilik ve suç kapsamına girdiğini, gerilimli bir hikaye ile sorguluyor. Juan Mayorga’nın tiyatro oyunundan uyarlanan “Dans la maison”, tiyatro oyunlarından uyarlanan birçok filmin aksine klostrofobisini yenmiş ve sizi karakterlerinin peşinden sürükleyen bir yapım.

“Dans la maison”un merkezinde edebiyat öğretmeni Germain (Fabrice Luchini) ve öğrencisi Claude Garcia (Ernst Umhauer) var. Claude Garcia imzalı ödevi okuyan öğretmenimiz, sınıf arkadaşının ailesinin ve evinin içine girme aşkı ve merakıyla yanıp tutuşan öğrencinin satırlarını, gözlemlerini, itiraflarını okuyor ve “devamı gelecek…” notuyla bittiğini görüyor. Bir sanat galerisi yöneticisi olan karısı ile birlikte (Kristin Scott Thomas) her ödevi artan bir merakla okuyan Germain, Claude Garcia ile okul çıkışlarındaki özel dersler bahanesiyle ödevlerin (ve röntgencilik boyutuna ulaşan gözlemciliğin) devamının gelmesine neden oluyor. Filmdeki gerilimin özellikle Philippe Rombi’nin muhteşem müziği ile de desteklendiğini belirtmek gerek:

theMagger’dan 32. İstanbul Film Festivali’nin en iyileri…

Bir Duyuru: Henkel Art.Award.

11 yıldır Orta ve Doğu Avrupalı sanatçılar desteklemek amacıyla verilen Henkel Art.Award., geçtiğimiz yıl Estonyalı sanatçı Marge Monko‘nun olmuştu. 7000 euro para ödülü ve 2 sergi ile ödüllendirilen sanatçının yanı sıra, Orta ve Doğu Avrupa Genç Sanatçı Ödülü’nün sahibi ise 1982 doğumlu Rus sanaçtı Olga Jitlina olmuştu. Türkiye dahil 23 ülkeden katılımcılara açık olan ve Aralık ayında sonuçları açıklanacak Henkel Art.Award. 2013 için başvurular 7 Haziran‘a kadar sürüyor.

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?