Geçtiğimiz hafta 20. İstanbul Caz Festivali’nde John Legend’ı dinledim, Nick Hornby’nin “Ölümüne Sadakat” romanını okudum, “Louie” izlemeye başladım ve Toronto International Film Festival programını inceleyip Toronto’ya gitme hayalleri kurdum. Yaşamakla kalmadım, paylaşmak istedim:

john legend

Bir Konser: John Legend @ 20. İstanbul Caz Festivali

Temmuz başında Alicia Keys konseri ile başlayan 20. İstanbul Caz Festivali, caz, r&b ve soul müziğin ünlü isimlerini ve orijinal projelerini ağırladıktan sonra 29 Temmuz gecesi Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’ndeki John Legend konseri ile sona erdi. En hareketlisi dahi huzur veren, sakinlik vaat eden John Legend şarkılarını dinlediğimiz ve upuzun bir setlistle memnun bırakan bir konserdi. Ne piyanosunun başındayken, ne sahnenin önünde mikrofonunu savururken, ne de seyircilerin arasına karıştığı dakikalarda müziğinin önüne geçmedi John Legend.

john legend

Used to Love You” ve “Made to Love” ile başladı konser, “Save Room” ve radyolarda sıkça çaldığı yıllarda hayranı olduğum “P.D.A.” gibi hitlerle devam etti. The Doors’tan, Bruce Springsteen’e birçok cover’a da yer verdi John Legend. Beni en çok büyüleyen performans ise Simon & Garfunkel’dan “Bridge Over Troubed Water” cover’ı oldu. Gecenin sonu (söylemeyeceğinden korkan hayranlarının çığlıklarına da neden olan) “Ordinary People“la geldi. Müziğin verdiği huzurla, bu yaz hasret kaldığımız açıkhava konserlerinin tadını çıkarabilmekse bana çok iyi geldi.

nick hornby - ölümüne sadakatBir Kitap: Ölümüne Sadakat (Nick Hornby)

Yıllar önce Stephen Frears’ın Nick Hornby‘nin romanından uyarladığı 2000 yapımı “High Fidelity“sini izlemiş, hayattan ve ilişkilerden pek tatmamış bir ergen olarak açıkçası pek bir şey anlamamış, hissetmemiştim. Yıllar boyunca birçok sinema uyarlamasının kaynağı olan romanların yazarı ya da bizzat yazdığı senaryolarla Nick Hornby’nin adını duymaya devam ettim. Sonunda yazarın romanlarını okumaya, başlangıcı da yıllar önce izleyip de hakkını veremediğim “High Fidelity”, Türkçe adıyla “Ölümüne Sadakat” ile yapmaya karar verdim.

high fidelity

“Ölümüne Sadakat” başkişisi Rob’un şu cümlesi ile başlıyor: “Issız bir adaya düşsem yanıma alacağım, tüm zamanların en unutulmaz beş ayrılığı, kronolojik sırayla: 1. […]” Bir listeleme manyağı olarak beni, ilk cümleyle vuran roman boyunca gerek müzik ile ilgili gerekse plak dükkanı sahibi kahramanımız Rob’un özel yaşamıyla ilgili onlarca liste sıralanıyor. Fakat romanın başrolünde tabii ki listeler yok: Romanın Rob’dan bile daha önemli kahramanı müzik… İngiliz ve Amerikan popüler müziğinin neredeyse tüm önemli isimlerinin göğe yükseltilerek ya da yerin dibine sokularak adının geçtiği; karakterlerinin her diyalogunun bir şekilde müziğe ve bir müzik grubuna bağlandığı, Rob’un çok mutsuz olduğunda ya da çok mutlu olduğunda baş başa kaldığı plak koleksiyonuyla çokça muhattap olduğumuz bir roman “Ölümüne Sadakat”. Diğer yandan Rob’un kendisini en çok üzen ayrılıklarını hatırlayarak başladığı ve son kız arkadaşı Laura’dan ayrıldıktan sonra tüm bu ayrılıkları -özellikle de Laura ile olanı- gözden geçirmeye karar vermesi ile kadın-erkek ilişkileri üzerine yerinde tespitler ve diyalogları çok akıcı bir anlatımla okuyoruz. Romanı bitirdikten sonra John Cusack‘in başrolünde oynadığı “High Fidelity”i bir kez daha izlemeye ve Nick Hornby’nin diğer romanlarını da okumaya karar verdim.

louie

Bir Dizi: Louie

Louie C.K.’in adını ilk kez 2 yıl önceki Emmy adayları açıklandığında duymuş ve hem oyuncu hem de yazar olarak Emmy’e aday gösterilen bu adamın dizisini, ‘sıradan bir komedyenin aptalca sahne şovlarının video kayıtları’ gibi bir önyargıyla izlemeyi düşünmemiştim bile. Geçtiğimiz yıl iki adaylığının yanına üçüncüsünü de yönetmen şapkasıyla ekleyen Louie C.K., yazar olarak Emmy sahibi oldu, fakat benim önyargılarım halen yerinde duruyordu. Bu yıl, adaylık sayısı 6′ya çıkınca, kendime çekidüzen verme zamanının geldiğini kabullenmiş oldum ve “Louie”nin 13′er bölümlük 3 sezonunu yaklaşık 2 haftada tükettim.

louieBenim gibi önyargılı olanlar için öncelikli uyarım, “Louie”nin göründüğünün aksine yalnızca standup şovu kayıtlarından ibaret olmaması. ‘Kendini oynayan’ (Louie C.K. adıyla bir komedyeni canlandıran, fakat bir reality şovdan farklı olarak gerçek hayatındakilerden farklı, kurmaca bir hayattan kesitlerini izlediğimiz) Louie C.K. hem standup şovlarından kısa bölümlerde, hem de bu bölümlerdeki temayla uyumlu skeçlerde karşımıza çıkıyor, bir yandan da sezon boyunca aile, iş ve özel hayatında devam etmekte olan olaylarla ilgili bir hikayenin ana kahramanı oluyor. Her komedyen gibi yer yer ırkçı, cinsiyetçi ve küfürbaz olabiliyor Louie. Fakat hem bir New York’lunun günlük hayatında hem de kendisi gibi sıradan bir insanın sosyal ilişkilerinde karşılaşabileceği sıradan durumları gerçekten komik hale getiriyor.

Özellikle dizinin ilgi görmeye başladığı üçüncü sezonundaki (birçoğu ‘kendini oynayan’ konuk oyuncular da göz kamaştırıcı: Melissa Leo, Amy Poehler, Paul Rudd, Susan Sarandon, Jerry Seinfeld, Chloë Sevigny, Sarah Silverman, Robin Williams ve sıkı durun… David Lynch!

august osage county

Bir Haber: tiff. ’13 Programı

Her yıl Eylül ayında düzenlenen Toronto Uluslararası Film Festivali, yeni sezonun açıldığı aya denk gelişi ile özellikle ödül sezonunda ismini defalarca duyacağımız hemen hemen tüm yapımların birer birer görücüye çıktığı festival olarak ünlenmiş durumda. Bu yıl 05-15 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivalin programında yer alacak olan filmler geçtiğimiz hafta açıklandı. Özellikle “Özel Gösterimler” ve “Galalar” bölümlerinde yer alan filmler, çok büyük yönetmenlerin, çok büyük oyuncularla çektiği, çok büyük filmler olarak özetlenebilir. Bunun yanında yılın sürpriz bağımsızlarının da yolunun çoğu zaman Toronto Film Festivali’yle kesiştiğini bildiğimizden, yalnızca “büyük” isimler nedeniyle değil, küçük yapımlarla bile heyecanlanabiliyoruz.

fifth estate

tiff.’13 programındaki tüm filmlerden bahsetmeme imkan yok, bu nedenle kişisel merakımı zirveye çıkarmış 5 filmden söz etmekle yetineceğim: August: Osage County (Meryl Streep’ten Julia Roberts’a, Ewan McGregor’dan Chris Cooper’a tamamı yıldız oyunculardan oluşan bir kadroya sahip Tony ödüllü bir oyunun sinema uyarlaması), The Fifth Estate (Benedict Cumberbatch’in Wikileaks editörü Julian Assange’ı canlandırdığı Bill Condon filmi), Gravity (Alfonso Cuarón’un uzayda mahsur kalan iki astronota odaklanan ve Sandra Bullock ile George Clooney’nin rol aldığı bilimkurgusu), Disappearance of Eleanor Rigby: His/Her (James McAvoy ve Jessica Chastain’in rol aldığı, biri kadının biri erkeğin gözünden bir çiftin hikayesini anlatan, iki filmden oluşan proje), Rush (Ron Howard’ın yönettiği ve Peter Morgan’ın yazdığı, Chris Hemsworth ve Daniel Brühl’ün 70′li yılların ünlü Formula1 pilotlarını canlandırdığı biyografik film)… Festivalde gösterilecek tüm filmlerin listesine buradan ulaşabilirsiniz.

John Legend Konser Fotoğrafları: Ilgın Erarslan Yanmaz, Mustafa Önder

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?