Geçtiğimiz hafta Ron Howard’ın yeni filmi “Rush”ı izledim, 13. İstanbul Bienali’ni ziyaret ettim, “The Mindy Project”in yeni sezonunu izlemeye başladım ve 65. Primetime Emmy Ödülleri’nde çokça şaşırdım. Yaşamakla kalmadım, paylaşmak istedim:

rush

Bir Film: “Rush”

rushSezonun açılmasıyla birlikte, önümüzdeki birkaç ay boyunca adaylık listeleri, ödül törenleri ve Oscar tahminleri nedeniyle fazlasıyla konuşacağımız filmler de vizyona girmeye başladı. 2000′lerde “A Beautiful Mind” ve “Frost/Nixon” ile biyografik yapımlardaki başarısını kanıtlayan yönetmen Ron Howard, senaryosunu bir başka biyografi ustası Peter Morgan’ın yazdığı “Rush”ta bu kez iki Formula 1 pilotunun rekabet ve mücadele dolu yaşamına dahil etti biz izleyenleri. James Hunt ve Niki Lauda’nın 70′li yıllarda Formula1 pistlerindeki rekabetini mantık ve hayattan zevk alma isteğinin çatışması üzerinden okumak da mümkün. Howard’ın filmi ne sıradan bir spor filmi, ne de sıradan bir biyografi. Baştan sona nefesinizi tuttuğunuz, pilotların her ikisine de hak vererek, sempatiyle yaklaşabildiğiniz bir film “Rush”. Hans Zimmer’in müzikleri ile Anthony Dod Mantle’ın görüntüleri filmin zaten kusursuz olan senaryo ve kurgusuna çok şey katmış. Her iki pilotu canlandıran oyuncular da başarılı ve yetenekli olsa da Daniel Brühl bu yılın en iyileri arasına girme yarışında bir adım daha önde sanki. Film arabalarla ya da Formula1 ile ilginiz olmasa bile sizi içine çekebiliyor, içine çekmekle kalmıyor hızı ve tutkusuyla sürüklüyor sizi.

Bir Ödül Töreni: 65. Primetime Emmy Ödülleri

Jimmy Kimmel, Jane Lynch, Neil Patrick Harris

Amerikan televizyonlarının 2012-2013 sezonundaki yapımların en iyileri, geçtiğimiz gece düzenlenen 65. Primetime Emmy Ödülleri töreninde (ve ondan önceki hafta dağıtılan 65. Primetime Emmy Yaratıcı Dallar ödülleri gecesinde) ödüllendirildi. Öncelikle ödül töreninden bahsetmek gerekirse, yıllardır Tony Ödülleri’ndeki performanslarıyla dillerden düşmeyen Neil Patrick Harris, ikinci Emmy sunuculuğunda karşımıza bir fiyasko olarak çıktı. Törende güldüren ve eğlendiren az sayıdaki an, sahneye çıkan ya da NPH tarafından çıkarılan konuklar sayesinde yaşandı. Görkemli bir açılış yerine tek başına televizyonlarla konuşmayı seçen, açılış monoloğu yerine son yılların tüm eski sunucularını sahneye toplayan bir sunucunun başarısız olduğunu hepimiz kabul edebiliriz sanırım. Kevin Spacey’nin “House of Cards” mimiklerinin ise gecede her tekrarlandığında beni güldürdüğünü itiraf edeyim.

Tony Hale, Julia Louis-Dreyfus

Kazananlara gelince, sayısız sürprizle sunucu ve şovun başarısızlığını unutturan bir tören izledik. Özellikle yardımcı oyuncu dallarında tahmin edilmesi çok zor isimler ödülü kucaklarken, gecenin En İyi yapım ödüllerinin sahipleri “Breaking Bad” (drama), “Modern Family” (komedi) ve “Behind the Candelabra” (minidizi/tv filmi) oldu. Usta yönetmenler David Fincher ve Steven Soderbergh gecede birer Emmy sahibi oldu. Pek sevdiğim dizi “Veep”in başrol oyuncusu Julia Louis-Dreyfus’ın ödülünü almak üzere sahneye çıktığında, (gecenin başka bir kazananı) Tony Hale’in dizideki gibi peşinden gelip çantasını taşıması ise izlemeye değerdi. Bir önceki hafta dağıtılan sanatsal ve teknik dallardaki ödüllerle birlikte drama dizilerinin en bol ödüllüsü “Boardwalk Empire” (5), komedi dizilerininki “The Big Bang Theory” (3) ve minidizi/tv filmlerininki ise tam 11 ödülle “Behind the Candelabra” oldu.

halil altindere - harikalar diyari

Bir Eser: Halil Altındere’den “Harikalar Diyarı”

13. İstanbul Bienali kapılarını açalı neredeyse 2 hafta olacak, fakat ben bienal mekanlarından henüz yalnızca Antrepo’yu gezebildim. Bu nedenle genel izlenimlerimden önce dikkatimi çeken bir işten bahsetmek istedim: Pilot Galeri’deki “Dans Edemediğim Devrim, Benim Değildir” ve Berlin TANAS’taki “Infinity Has No Accent” sergileriyle işlerini görme fırsatı bulduğumuz Halil Altındere’nin bienalde yer alan “Harikalar Diyarı” (Wonderland) adlı video çalışması… Sulukule’deki kentsel dönüşümü şiddetin dahil olduğu ağır görüntülerle eleştirmesi bir yana, sanatçı bu ağırlığın kurgusallığını destekleyecek bir video klip şekli vermiş çalışmasına. Şimdilik gördüğüm kısmında; bienalin kavramsal çerçevesine, “Anne, ben barbar mıyım?” sorusuna, kamusal alan ve kentsel dönüşüm gibi temalara doğrudan uyan ve mesajını en yaratıcı şekilde aktaran işlerden biriydi “Harikalar Diyarı”. Video, 10 dakikaya yakın süresi boyunca bir yandan müzik ve sanatı iç içe geçiriyor, bir yandan da izlediğiniz mekana ait bir müzik grubunun (Tahribad-ı İsyan) gerçek isyanını dile getirdiği için belgesel bir özellik taşıyor. Videoda eskiden, en azından filmlerden hatırladığınız Sulukule’nin boşaltılmış sokaklarını ve yıkılan konutlarını görüyor, yerine TOKİ’nin inşa ettiği yapıların eğretiliğine tanık olabiliyorsunuz; bu da asıl “barbar”ın kim olduğunu sorgulatıyor bir ölçüde. (Not: Tahribad-ı İsyan grubu, 27 Eylül Cuma günü saat 21:00′de Salon’da, gelirinin tamamı gruba aktarılacak bir konser veriyor.)

halil altindere - harikalar diyari

Bir Dizi: The Mindy Project

the mindy projectYeni sezonda yalnızca filmler, sergiler ve konserler yok tabii ki. Yeni sezon, aynı zamanda geçtiğimiz yıl takip ettiğimiz dizilerin de devamının gelmesi demek. 2012′de yayına başlayan “The Mindy Project” ile bu yaz tanıştım. Çok sevdiğim “The Office”in oyuncu ve yazarları arasında bulunan Hindistan kökenli Amerikalı Mindy Kaling, kendi yarattığı, yazdığı ve başrol oynadığı dizide bir doktoru canlandırıyor. Alışık olduğunuz doktor dizilerine benzemeyen “The Mindy Project”, bir kadın hastalıkları kliniğindeki üç doktorun iş-aşk-sosyal hayat üçgenindeki başarı ve başarısızlıklarını bol kahkaha attıracak şekilde anlatıyor. Kaling’in gevezeliği ve şapşallığı, kısa sürede alışabileceğiniz komedi diliyle birleştiğinde hoşça vakit geçirten bir komedi çıkmış ortaya. Dizinin geçtiğimiz hafta başlayan ikinci sezonunun ilk konuk oyuncusu James Franco olmuş.

the mindy project season 1

Emre Eminoğlu

Magger, Kültür ve Sanat Blogger'ı
SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?