‘’Kişinin yaşamı, uzaklıklar ile yakınlıklar arasında yürür: Kişi ne yaparsa yapsın, hep, ya, bir şeylere birilerine yaklaşıyor ya da bir şeylerden birilerinden uzaklaşıyordur, Hiçbir zaman, bir yerde birileri ile birlikte, duruyor değil: hep yürüyor…’’ Oruç Aruoba

Zaman ileriye doğru akıyor ve insan geleceği merak etse de geçmişe bakmadan edemiyor. İnsan geleceği, geçmişten yola çıkarak inşa ediyor. Hal böyle olunca, ben de geriye dönüp şöyle bir baktım… Geçen senenin olaylarını tasnif ettim, okuma listemi elime aldım ve 2017’de okuyup beğendiğim kitapların listesini çıkardım. Senenin bu son yazısında, diğer yazılarımdan derlediğim kitap listemi meraklılarına sunmaktan keyif duyuyorum…

John Berger – Görme Biçimleri 

BBC kanalında yayınlanan konuşmalardan yola çıkılarak oluşturulan kitapta bilmediğimiz, günlük hayatımızda karşımıza çıkmayan belki de hiçbir şey yok. Fakat gördüğümüz şeyi nasıl algıladığımıza, zihnimizde ne gibi imgeler oluştuğuna yahut görme eylemiyle alakalı kavramların içeriğine yönelik bakış açımızı genişletecek çokça açıklama ve örnekleme bulunuyor. Özellikle çıplaklıkla nü arasındaki farkları ve reklamla ilgili kısımları çok severek okudum. Çeviride birtakım sıkıntılar var mıydı? Orjinalini okumadan bir şey diyemiyorum. Bununla birlikte kitabı bir kez daha özgün dilinden okumayı düşünüyorum.

 

Kant, Schopenhauer, Heidegger – Düşüncenin Çağrısı 

Üç önemli filozofun düşünce ve düşünme eylemi üzerine fikirlerinin paylaşıldığı kitap altı bölümden oluşmakta. İlk bölüm, Ahmet Aydoğan’ın ‘Düşünce Düşünülür’ adlı yazısından oluşuyor ki, bu başlık bana Dücane Cündioğlu’nun ‘Düşünce Düşlenir’ adlı kitabını hatırlattı. Ancak hangisinin basımı evvel olmuş bilmiyorum, araştırmadım da. Aklın yolu birdir, deyip geçiyorum. İlk bölümdeki yazı Shophenhauer’e aitti ve anlaşılması kolay olmakla birlikte enfesti. Ancak Kant ve Heidegger’i anlamakta zorlandım. Metinlerin üzerine çok düşmeden anladığım kadarıyla devam ettim okumaya ancak bu öyle bir kitap ki, insan tekrar tekrar okur ve her okuduğunda ilk kez okuyormuş hissi yaşayabilir. O yüzden anladıklarımı kar bilerek, anlayamadıklarımı da biraz erteleyerek  kitabı bitirdim. Çok beğendim. İleriki zamanlarda tekrar okumayı düşünüyorum.

 

 

Maurice Blanchot – Bekleyiş Unutuş 

Ben bu kitabı, bu zamana kadar nasıl okumamışım, nasıl!?!? Neyse ki ne okumaktan hoşlandığımı, neleri sevdiğimi bilen arkadaşlarım var ki atladığım kitapları bana hediye ediyorlar. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi, bekleyiş ve unutuş üzerine müthiş diyaloglardan oluşuyor. Nesi mi müthiş? Göze sokulmayan aforizmaları mı yazsam, yoksa beyin cimnastiği yaptıran cümleleri mi? Yoksa kadın- erkek ilişkisine farklı, derin ve geniş bakışı mı? Blanchot’nun insanın aklını allak bullak eden kelime oyunlarını da unutmamak lazım… Aynı otel odasını paylaşan bir kadın, bir erkek ve dış ses… Ama bunların pek bir önemi yok aslında, okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. Bu kitabı bir de Fransızca’dan okumak vardı ya…

 

Laurence Sterne – Tristram Shandy, Beyefendinin Hayatı ve Görüşleri  

Herkes böyle bir amcası olsun ister mi bilmiyorum. Benim amcamın Shandy’e benzediğini pek söyleyemem. Genelde konuya başlar ve bitirmesi gerektiği gibi bitirir. Konu dağılırsa, dağıttığını bilir ve toplar. Unutursa sorar. Konu dışına çıkmak pek rağbet görmediği gibi bir zaaf, bir eksiklik olarak görülür bizim ailede. Ama Tristram Shandy, kendi doğumunu anlatacağını kitabın ilk sayfalarında söylerken, konuya ancak kitabın ortasında girebilen, konuları mümkün olduğunca dağıtan ancak keyifli, ironik ve eğlenceli tarzıyla kendini dinleten (okutan) şahsına münhasır bir beyefendidir açıkçası. Konudan konuya atlandığından kitabın alıştığımız tarzda bir konusu da yoktur  Kitabın konusu, kitabın adıdır aslında. Ama eğer okursanız göreceksiniz, Salinger’ın da ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’da dediği gibi, konu esasen konudan sapınca daha keyifli ve hatta daha anlamlı oluyor.

 

 

Alice Miller – Yetenekli Çocuğun Dramı

Ailenin gözbebeği, ebeveynlerini en az üzen, hemen her konuda mutabık olan, uyum sağlayan ve sorun çıkarmayan çocuklardır, kuşkusuz. Dışardan sessiz, sakin, uyumlu ve problemsiz görünen bu çocukların belki de hepsi kaldıramadıkları bir ağırlığın altında ezilmekteler desem, ne düşünürdünüz? Ailesi tarafından kabul görmek, beğenilmek ve onlara yük olmamak için çabalayan bu çocukların yıllar sonra kendi istek, yetenek ve kapasitelerinden habersiz, yorgun ve belki hasta birer yetişkin olabilecekleri düşünülmez hiç. Miller bu harika kitabında, maddi yönden her türlü imkana sahip olan ancak kendisi gibi olmasına izin veril(e)meyen çocukların dramını okuyucuyla paylaşıyor. Özel eğitmenlik yapan bir tanıdığım ısrarla kitabı okumamı söylediğinde biraz ertelemiştim. Sanıyorum iyi olmuş zira kitabı okuduğum iki gün boyunca depresif ruh halinden çıkamadım. Kafamda deli sorular, çağrışımlar, düşünceler… Okuyacaksanız bunlara hazırlıklı olun.

 

Carol J. Adams – Etin Cinsel Politikası

Eko-feminist yazar Adams kitabında, hayvanların ete, kadınların cinsel nesenelere indirgenmeleri arasında bir fark olmadığından ve buna karşı mücadele edilmesi gerektiğinden bahsetmekte. Tabii ki bu neredeyse 90 sayfa önsöz ve açıklama yazılmış bir kitap hakkında oldukça kaba bir açıklama olacaktır ancak ayrıntılı bir açıklama için sadece kitabı okumakla kalmayıp, biraz daha araştırma yapmam, sindirmem ve düşünmem gerekir. Eski çağlardan beri et yemenin erkeklikle ilişkili görüldüğü, kullanılan dilin hayvan ve kadın anlayışlarına etkisi, insanın esasen otobur olduğuna ilişkin araştırmalar, reklamlarda verilen mesajlar, kötü muamele ve şiddet gibi konuları iyiden iyiye irdeleyen yazar, okuyucunun zihninde yeni pencereler açıyor. Özellikle moda diye vegan ve vejetaryen olan insanlar okusa iyi olur bence. En azından neyi niçin yaptıkları hakkında kafalarında birtakım düşünceler şekillenir belki. Kitabı okuduktan sonra derhal vejetaryen olmadım, et yediğim için kendimden de tiksinmedim. Öte yandan Adams’ın kitabında yazdıklarının büyük bir kısmı da mantığıma yattı. Ancak bir kitapla tüm hayatını değiştirecek bir insan değilim ben. Tepkisel bir hareketin devamlı olamayacağı, içselleşemeyeceğini düşünürüm hep. İlerde ne olur bilmiyorum ama bu kitapta dikkat çeken, düşünmeyi hakeden ve gerektiren birçok tespit var doğrusu.

 

Margaret Atwood – Damızlık Kızın Öyküsü 

Son zamanlarda dizisi revaçta olsa da bundan yaklaşık dört sene evvel kitabın yeni basımını bulamamıştım. Eski basımları da nedense araştırmadım. ‘The Handsmaid’s Tale’’ hemen herkes tarafından izlendiği ve aldığı ödüllerle iyice popüler olduğu için konusuna değinmeyeceğim. Ben elbette ki önce kitabı okudum. Hem de şaşkınlık ve dehşet içinde… Kitabı bitirir bitirmez de diziyi izlemeye başladım. Diziyi de beğendim doğrusu ama –her zaman olduğu gibi- kitabı tek geçiyorum. Şayet ‘’Damızlık Kızın Öyküsü’’nü merak edenler varsa muhakkak öncelikle kitabını okumalılar.

 

Kazuo Ishiguro – Beni Asla Bırakma

Kathy, Hailsham adlı yatılı okulda öğrencidir. Ancak burada öğrenciler okuldan ayrılmamalı ve ailelerinden bahsetmemelidir. Bedenlerine iyi bakmaları için telkin edilen bu gençlerin ileride çocuk sahibi olmaları da söz konusu değildir. Zaman geçtikçe öğrencilerin gözlemledikleri ve şahit oldukları birtakım olaylar kafalarını bulandırır ve sonunda gerçeği öğrenirler; kendileri organ bağışı için yetiştirilen özel insanlardır. Kitap her ne kadar kurgusuyla dikkat çekiyor olsa da kitabın sonlarına doğru değinilen birkaç nokta, benim için bu kitabı unutulmaz kıldı. Makine gibi yetiştirilen bu gençlerin bir ruhları olduğunun kanıtlanması için başvurulan yöntem bunlardan biri… Anlatımı bana çok akıcı gelmese de sabırla okudum, iyi ki de okumuşum.

 

Jorge Luis Borges – Alef

Borges bu kitabındaki öykülerle, bir kez daha, benzersiz bir yazar olduğunu gösteriyor bence. Sadece kurgu odaklı okuyanlar için de öykülerin alt metnini merak edip kavramaya çalışanlar için de çok merak uyandırıcı bir kitaptı. Mistik, efsanevi ve gizemli kurgularının yanı sıra yarattığı ilginç karakterler ve kurgularını felsefi bir zemine oturtuyor olması Borges’I, benim gözümde, neredeyse insan olmaktan uzaklaştırıyor. Onu okurken çok zorlanıyorum ama bir o kadar da keyif alıyorum. Her öyküsünün sonunda hayal ve düşünce gücüne hayran kalıyorum. Çok değerli, çok ilginç bir yazar Borges.

Bu seneki okuma performansım beni pek tatmin etmedi. Yıl sonuna doğru artan hevesim dilerim yeni yılda da devam eder ve en azından kitaplar konusunda tatmin olur, keyifli bir sene geçiririm. Sizler neler okudunuz, okuduklarınız içinden en çok hangilerini beğendiniz? Bunları merak ediyorum. Benim önümüzdeki aylarda okuyacaklarımın listesi şimdiden hazır. Umarım 2018’de kaliteli, edebi değeri olan, düşündüren, şaşırtan ve zamansız birçok yeni kitap basılır, okurum da sizinle güncel kitaplar da paylaşırım. Senelerdir yazılarımı okuyan, merak eden, ilgi gösteren herkese teşekkür ederim. Bu konuda pek ümidim olmasa da, yeni yılda tüm dünyaya barış ve huzur; herkese sağlık ve sağduyu diliyorum. 2018 güzelliklerle gelsin, eski yılları aratmasın. Yeni yılda, yeni yazılarımla theMagger’da görüşmek üzere…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?