Siz de bu sıcak yaz günlerinde tatile gidenlerin resimlerine bakıp iç çekiyor ve kendinize yapacak değişik işler arıyorsanız sizi dikkatle okumaya davet ediyorum. Cumartesi gündüz rotanızı Nişantaşı’na çevirin ve bizim sevgili editörümüz Emre Eminoğlu ile yaptığımız gibi çeşitli galerilere uğrayarak keyifli saatler geçirin

akaretler

Cumartesi, özellikle de Temmuz ve Ramazan ise Nişantaşı için tahmin edilmeyecek kadar sakin bir gün. İstediğiniz her cafe’de yer bulmanız mümkün, biz yola Juno’da öğle yemeği ile başladık. Şirin küçük bahçesinde gölgede püfür püfür rüzgar alan masalarda yaz salatası ve karpuz-peynir yiyerek bu güne iyi bir başlangıç yapmanız garanti. Kahve için aklımızda başka bir adres olduğundan yemeği yiyip yola koyuluyoruz…

blue all stars - soda

Şakayık Sokak’ta ilerlerken 37 numara’nın giriş katından müthiş renkler bize göz kırpıyor; Soda İstanbul’un davetkar sergisi “So Far Soda”yı görmek için içeri giriyoruz. Contemporary İstanbul’daki “Ajda” işini çok beğendiğim Diederik Kraaijevald’ın eski ahşap tekniğini 3 boyutla birleştirdiği birçok eserini burada görmek mümkün; favorilerimiz arasına giren “500 kurus” ve “Blue All Stars” kesinlikle hafızanıza kazınacak. Diğer bir şaheser ise etrafında 180 derece hareket ettiğinizde bir kuzguna dönüşen ya da kuzgundan doğan “Magpie Man”. Derrick Santini’ye ait birçok farklı eser bulunsa da değişimin portresi olan bu çalışma en etkileyicisi olmalı. Son olarak duvardaki güçlü duruşu ile izleyiciyi kalbinden vuran dev “Always” yazılı kalp, Frank Plant’in sağlam ve yenilikçi bakışını çok iyi yansıtıyor. Bizimle ilgilendikleri için Soda İstanbul’a teşekkür ediyor, en yakın zamanda tekrar yeni eserleri görmeye gitmek istiyoruz.

moc

Deniz Özdağ’ın theMagger’a yazdığı “Kahvede Üçüncü Dalga” yazısından beri gitmek istediğimiz MOC sıradaki durağımız. Adı Ministry of Coffee’nin kısaltması olan MOC, Avusturalya-Türkiye arası köprü kurmuş bir “üçüncü dalga” kahveci. Menüsü çok geniş ve kahve tutkunlarını fazlasıyla tatmin edecek cinsten seçeneklerle dolu. Emre filtre kahve tercihini Costa Rica’dan yana yaparken ben çok yerde rastlamadığım Flat White’ı seçiyorum. Flat White yoğun espresso tadı ve kremamsı köpüğü ile latte sanatının da konuşturulduğu müthiş bir fincanda geliyor bana, mutluluk bir fincan kadar yakın! Duvarlarında boydan boya kitapların olduğu asma kat tam bir ev ortamı sağladığından olsa gerek tüm günü geçirmek için ideal bir mekan, herkese duyrulur.

moc

Mahalleli ile kaynaşarak yürüdüğümüz Şakayık Sokak’tan sonra Muradiye Bayırı’nın devamında duvarı kitaplarla boyanmış mavi merdivenler görmek insanın yüzünü güldürüyor. Keşke her sokak arasında böyle sürprizler olsa diyerek Akaretler’e doğru yol alıyoruz.

muradiye bayiri

 

Akaretler’de ilk durağımız C.A.M. galeri oluyor. “Start ‘Art Within Reach’ Vol. II” adlı sergi kapsamında çoğu 80li yıllarda doğmuş genç sanatçıların birbirinden dinamik eserlerine rastlamak mümkün. Kişisel favorim renk, teknik ve özne seçimiyle Yusuf Aygeç’in eserleri oluyor. İnsanın yüzünü güldüren bu tablolar sergilenen diğer eserlerin arasından kolayca sıyrılıyor, sanatçıyı daha yakın takibe almak için çok iyi bir fırsat! İlginç portreleri ile bakışları üstünüzde hissedeceğiniz Neslihan Başer eserleri de görülmeye değer. Yaşadığımız dünyayı çizgi roman tadında yansıtan eğlenceli ve farklı çizgisiyle Furkan “Nuka” Birgün de takip listeme yazdığım isimlerden bir diğeri. 19 Temmuz’a kadar sergilenecek bu eserleri mutlaka görün, genç yeteneklerin ne kadar güzel şeylerin habercisi olduğuna bir de kendiniz tanık olun.

yusuf aygeç

Akaretler’deki bir başka galeri Rampa İstanbul bir süredir sergilenen “burnumuzun ucunda duran gizli bir dünya” ile adres defterime ekleyeceğim yerler arasına giriyor. Sergi ilginç bir şekilde 2012 yapımı Noah Baumbach filmi “Frances Ha”da geçen bir cümleden alıyor adını. Büyümeyi reddederek 20li yaşlarındaki herkes gibi düşe kalka büyümek zorunda kalan Frances Ha’nın hikayesini Emre’nin yazısından da hatırlayabilirsiniz. Baş karakter Frances’in (biraz da alkol etkisiyle) ilişki tanımı ve aşk arayışları üzerine yaptığı uzun ama etkili konuşmada geçen bu cümle aşkın çok yakınında görünmeyen bir gerçeği bir anda görünür kılması gibi yakın ve mucizevi, bir o kadar da kırılgan bir ana işaret eder. Bu bağlamda karşımıza çıkan işler hep farklı bakış açıları ve algıdaki değişikliğin altını çizer nitelikte; Berat Işık’ın video ikilisi “Kelebek Etkisi” ve “Düşüş”te yaşamın kaynağı nefesin form değiştirmesinde olduğu gibi.  Yasemin Özcan’a ait “Pembe Dizi Özetleri” ise sergi alanının her yanından duyulan hayli tanıdık “Cesur ve Güzel” dizi müziği ile sizi anılarınızı tazelemeye davet ediyor, farklı bir dokunuşla. Sergi genelinde daha önceden bilinen/görülen ama farklı yorumlanabilen birçok an genç sanatçılar sayesinde göze çarpıyor.

pembe dizi özetleri

Güzel geçen ilham dolu bu yolculuğun son adresi yine Akaretler’deki Art ON İstanbul oluyor. 1986 doğumlu Onur Mansız’ın “Trajedi” adlı sergisine ev sahipliği yapan galeri dışarıdan görülen dikenli tellerle sarılı kadın portresiyle insanı tarifsiz çekim gücüyle sarıyor. Mansız’ın eserlerinde fotoğraf netliğindeki portrelerde bedenini korkusuzca gözler önüne seren özne ve bu bedenin kanvas niteliği kazandığı şiddet öğeleri ahenkli bir kompozisyon içerisinde. Işık oyunlarının en şahane üslupla şekillendirdiği şiddet unsurlarına rağmen (patlayan bir volkan ya da dikenli teller olsa da) gururla hatta küstahça izleyicinin gözlerine bakan özneler eserleri zamansız bir mükemmelliğe ulaştırıyor. Bugün saydıklarım içinde tek bir yere uğrayacak vaktiniz varsa kesinlikle Onur Mansız’ın evrensel “Trajedi”sine tanıklık etmenizi tavsiye ederim, trajedinin izleri uzun süre tesirini kaybetmeyecek.

onur mansız

Bizim gezimiz başladığı gibi vapurda son buldu, dilerseniz siz de en yakın zamanda yolunuzu Nişantaşı’na düşürün ve ilham dolu güzel bir gün geçirin; yeni rotalarda görüşmek üzere!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?