“İçimin her köşesini düşüncelerle doldurdular, duygularımı arıyorum, ulaşıyorum da bazen, ama ne olduklarını yeterince seçemiyorum. O zaman da tek hissedebildiğim şey acı oluyor.” – Orada Bir Arada, Engin Geçtan

 

J. Tanizaki – Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın

Şozo ve Fukuko yeni bir hayata henüz başlamışken, Fukuko’nun eski karısı Şinako’dan bir mektup gelir. Kadın duygu yüklü -biraz ajitasyon ve kışkırtma da yok değil hani- mektubunda, eski kocasından çok sevdiği kedisi Lili’yi istemektedir. Şozo, kediyi verip Şinako’dan sonsuza dek kopmak isterken Fukuko, karısı ve çok sevdiği Lili arasında kalıverir. Lili’nin etrafında dönen bu üç kişilik hikaye, sadece kedi sevgisini değil, ilişkiler üzerine de okuru düşündürüyor. Tanizaki’nin bu kitabı baştan sona psikolojik tahlillerle dolu bence. Ama bunlar okuyucunun gözüne sokularak ya da göstere göstere yapılmıyor. Benim ilgimi çeken şey sadece bu oldu, onun dışında hikayeden çok da etkilendiğimi söyleyemem ama değişikti.

 

Engin Geçtan – Orada Bir Arada

Geçtan bu kitabında, kurguladığı bir grup terapisinde yaşananları ve katılımcılar arasındaki diyalogları kaleme alıyor. Kitabın tamamı sadece diyalog şeklinde yazılmış olduğundan ve elbette Geçtan’ın bildiğimiz o anlaşılır ve akıcı tarzından dolayı, çok kolay okunuyor. Ancak kurgu olması, kitabın roman olduğu anlamına gelmiyor. Düşündüren, öğreten, altı çizilesi birçok cümle de var kitapta, her zamanki gibi. Engin Geçtan’ın her kitabını severek, heyecanla ve keyifle okuyorum. ‘’Orada Bir Arada’’ da kesinlikle o kitaplardan biri…

 

Vladimir Nabokov – Solgun Ateş

Evet, uzun zamandır boyumu aşan bir kitap okumamıştım, iyi oldu. Artık kapasitemden ötürü mü yoksa zamanla alakalı mı bilmiyorum, ‘’Solgun Ateş’’i zor okudum. Önsöz sonrası 999 dizelik bir şiir ve ardından bu şiirin açıklamalarından oluşuyor kitap. Bu şiirde Amerikalı şair John Shade’in yaşam öyküsü, kızını kaybedişi, ölümle yüzleşmesi anlatılıyor ancak aynı zamanda, kitabın önsözünü yazan Charles Kinbote da devreye giriyor. İşte burada benim kafam da karışmaya başladı. Bence bırakacaktım, şiir de açıklamalar da akıp gidecekti ama ben her cümleyi bir sıraya koymaya, anlamaya çalışınca başa çıkamadım. Sadece bu değil tabi yazar, İngiliz ve Amerikan şiir tarihine göndermeler de yapmış ki bu konularda da pek kültürlü olduğum söylenemez. Mitoloji severim, okurum ama her mite yapılan atfı anında anlayamayabiliyorum. O zaman niye okudum bu kitabı? Bu kadar zor olacağını bilmiyordum. Ne var ki, ‘’Solgun Ateş’’ üzerine birçok araştırma yapılmış olması yüreğime su serpmiyor değil. İkinci kez okuduğumda her şey daha iyi olacak.

 

Murat Menteş – Antika Titanik

Burada kitabın konusundan bahsetmeyeceğim çünkü diğer Menteş kitaplarında olduğu gibi entrika, kovalamaca, çözüm bekleyen olaylar vesaire vesaire… Karakterler ve kurgu faklı gibi olsa da kelime oyunları, tarih bilgileri, birbirinin amcasının oğlu nitelemeler bir süre sonra -kısa bir süre sonra çünkü yazarın diğer kitaplarında da aynı şeyleri görmek mümkün- kabak tadı vermeye başladı. Menteş, son zamanların sevdiğim Türk yazarlarından olduğu için kitabın sonuna dek okumak istedim ama çok zorlandım. Hikayeden değilse de Menteş’in kendini sürekli tekrar ediyor olması hem bunalttı hem de kızdırdı beni. Bence kendisi çok daha yaratıcı şeyler yazıp okurunu şaşırtabilir. Şaşırt bizi Murat Menteş!

 

John Berger – A Fortunate Man

Kitap, John Sassall adındaki doktorun, hastalarıyla olan bire bir yahut grup ilişkisi hakkında yazılmış bir deneme olarak sunuluyor. Bir insan niye doktor olmak ister? Doktorluk neden bu kadar zor? Zor olan bir şeyi istemek çılgınlık değil mi? Neticede işin ucunda az pişmiş bir yemek, yanlış boyanmış bir tuval ya da yanlış sayılmış bir para değil, insan hayatı var! Tam da bu noktada bir doktorun portresini yazıyor John Berger ve Jean Mohr da doktorun anlarını fotoğraflıyor. İlgi çekici bir kitap, Türkçe’ye çevrildi mi, çevrilir mi bilmiyorum. Geçen ay Londra’ya gittiğimde görüp almıştım. Severek okudum.

 

Zülfü Livaneli – Arafta Bir Çocuk

Zülfü Livaneli’nin ilk dönem öykülerinin bir araya getirildiği bir kitap ‘’Arafta Bir Çocuk’’. Bir-iki öyküyü sevdim ancak beni o kadar da etkileyen şeyler olmadı, ne kurgusal ne de dil ve üslup olarak. Kitapta sekiz tane öykü var, bu öykülerde daha çok dışlanmışlık ve yalnızlık gibi duygular işlenmiş. Çok ilgimi çeken konular olmasına rağmen kitabı beğendiğimi söyleyemeyeceğim, maalesef.

 

Andre Aciman – Adınla Çağır Beni

Vizyona girdiğinde hakkında çok konuşulmuştu o yüzden konusundan değil, kitabı neden beğendiğimden bahsetmek istiyorum. ‘’Adınla Çağır Beni’’ acıklı bir aşk hikayesi. Ajitasyon yok, zorlama yok, çok kendiliğinden ve çok olduğu gibi… Bir kitap böyle anlatılmaz belki ama bu seferlik böyle olacak. Bunun yanı sıra kitapta, filminde yansıtılamayan kültürel ve entelektüel yönler var. Filmini, kitabı okuduktan sonra izlediğim için az-çok kıyaslama yapabiliyorum ve her zaman olduğu gibi film daha sığ kalıyor. Filmdeki oyuncular, mekanlar, görüntüler bence enfesti ancak kitaptaki o düşünceler, hisler ve gel-gitleri yansıtmak pek mümkün olmamış.

 

Melisa Kesmez – Nohut Oda

Daha önce Melisa Kesmez’in herhangi kitabını okudum mu hatırlamıyorum ama elimden geldiğince, genç yazarları okumaya çalışıyorum. Yazarın beş öyküden oluşan kitabında ev, yuva, hane, konut ne demek; bir konut nasıl hane olur ya da bir yuvaya nasıl dönüşür bunları okuyoruz aslında. Kimisinde kadın-erkek, kimisinde baba-kız, kimisinde iki kız kardeş hikayelerin kahramanı… En beğendiğim öykü ‘’Annemin Çadırı’’ oldu. Durum öykülerini, karakterlerin ruh hallerini, bunalımlarını okumayı severim ama geri kalan öyküleri çok beğendiğimi söyleyemiyorum.

 

Ezra Pound – Cathay

Amerikalı şair, çevirmen ve deneme yazarı Ezra Pound, okuduğum bu ilk kitabında, Klasik Çin Edebiyatı’ndaki şiirleri İngilizce’ye tercüme etmiş. Tercüme ettiği şiirleri ise Ernest Fenollosa’nın notlarından edinmiş. Yani kitaptaki şiirler Ezra Pound’ın değil. Jaguar Kitap da Ezra Pound’ın çevirdiği şiirleri Türkçe’ye çevirmiş. Yani Klasik Çin Şiirleri iki kere yazılmış, anlayacağınız. Ancak Jaguar Kitap şöyle bir güzellik yapmış, şiirlerin İngilizcesini de okuyucuya sunmuş. Şiirle ilgilenenlerin dikkatini çekebilir.

 

Bu ayın öne çıkan kitapları ise, Orada Bir Arada ve Adınla Çağır Beni

Bu ay sinemada Yol Arkadaşım 2‘yi izledim ve vasat buldum, halbuki ilkinde bayağı eğlenmiştim. The Kindergarten Teacher enteresan bir filmdi, beğendim. Müslüm‘deki oyunculukları, görüntüleri ve müzikleri başarılı buldum ama bana göre filmin yıldızı, aynı zamanda baş rol oyuncusu Timuçin Esen’di. Fındıkkıran ve Dört Diyar’da konu çok klasik olsa da kostümler, çekim ve müzikler o kadar hoşuma gitti ki bir buçuk saat boyunca hayal dünyasındaydım, çok iyi geldi! Netflix’teki Esrarengiz Hastalıklar ve Trump: Bir Amerikan Rüyası ile gerçeğe keskin bir dönüş yaptım. Geçen sene başladığım ancak yarıda kalan dizi 13 Reasons Why‘ı izlemeye başladım. The End Of The F***ing World’u çok hüzünlü buldum. Modern Dünyanın Dahisi‘nde Marx, Nietzsche ve Freud’u izledim ve çok beğendim, çok başarılı bir belgesel serisi olmuş. Kitabını okuduktan sonra Adınla Çağır Beni’yi de izledim tabii ancak bu ayın kralı Kral Lear’dı! Dünya gözü ile Haluk Bilginer’i gördüm ya artık!

Bu ay ayrıca, senelerdir görmek istediğim Rize ve Trabzon’a gittim. Bayıldım! Yaylalara kar yağmıştı hem de dizlerimize kadar! Aşağılar yemyeşil, şırıl şırıl su sesleri, kuşlar cıvıldıyor…. Ayder Yaylası’ndaki yapılaşma canımı sıkmadı değil ama diğer yaylalar muhteşemdi! İnekler, keçiler, tavuklar, otlar, çiçekler, dağlardan akan, ayınızı soktuğunuzda tüm bedeninize buz kestiren o derenin suyu ve elbette Karadeniz’in harika yemekleri… Mevsimi olmamasına rağmen şansa hava çok berrak ve güneşliydi. Unutulmaz bir üç gündü benim için, çok çok beğendim, huzur buldum.

Dilerim herkes huzur bulacağı yerlerde, huzur veren insanlarla, huzur duyabileceği şeyler yapsın. Gelecek aya kadar bol kitaplı günler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN