"Keşke şimdinin yaşanmakta olması, geçmiş ve onun şartlanmalarından tümüyle özgür olabilseydi! Çünkü geçmiş yeniyi anlamamızı engeller. Şimdi bağımsız bir andır ve aslında insanın tek rehberidir, ama çoğumuz buna izin vermiyoruz. Çünkü şimdinin otantik yaşantısı genellikle şartlanmalarımızla çeliştiğinden, insana ürkütücü gelir. Şimdinin zengin yaşantıları tehdit olarak algılandığından, geçmiş ya da gelecek şimdiye davet edilir." Engin Geçtan, Zamane

                                                             Nisan 2018, Kitaplar                                                                                                                                       

Wolfgang Bauer- Stolen Girls

2014 yılının nisan ayında, Nijerya’da 276 genç kız, bir terrorist örgüt tarafından kaçırıldı. ‘’Kızlarımızı Geri Getirin’’ sloganıyla birçok politikacı, aktivist, ünlü- ünsüz insanlar sosyal medya aracılığıyla tepkilerini ortaya koydular. Kızlar teslim edilmedi ancak örgütün elinden kaçıp kurtulanlar oldu. Bauer kitabında, Afrika’daki İslamcı Terör Örgütleri’nin tarihini, politik alt yapısını anlatırken, kamptan kaçan genç kadınlarla yaptığı röportajları da paylaşıyor. Genç kızların yaşadığı acımasızlıkları, hayatta kalma çabaları, umutları ve bekleyişlerinin yanı sıra, insanların din yoluyla nasıl uyuşturulup bir canavara dönüştürüldüğünü okumak dehşet vericiydi. Okuyan, araştıran, tartışan ve düşünenler neyin ne olduğunu ayırt edebiliyorlar ancak acımasızlık cehaletle birleşti mi sonrası felaket oluyor…

Tevfik Fikret- Haluk’un Defteri

Tevfik Fikret’in 1911’de yayımlanan ikinci şiir kitabı olan ‘’Haluk’un Defteri’’, o dönemde ülkenin içinde bulunduğu nahoş durumlara dikkat çekerek, aydınlık bir geleceğin, ülkenin gençleriyle mümkün olacağı mesajını vermekte.  Fikret, oğlu Haluk’u eğitimi için İskoçya’ya gönderdi ve ona duyduğu derin hasreti de kaleme aldı. Ancak; kitaptaki şiirler sadece Haluk’a değil, Haluk gibi, memleketin gençlerine yazılmış. Fikret şiirlerinde, gelecek nesillerden beklentilerini, önerilerini ve düşüncelerini paylaşmış. Şiirleri eski basımdan okuduğum için eski kelimeler çoktu, kimi zaman sözlüğe bakmam gerekti ancak güzel bir deneyim oldu.

Zülfü Livaneli- Engereğin Gözü

Biricik efendisine sadakatle bağlı olan Habeşli harem ağası, ömrünü öldürülme korkusuyla geçirecek olan efendisinin, tahta çıkmasıyla mutlu olmuştu. Ancak bu mutluluk pek uzun sürmedi. Hükümdar, birtakım oyunlarla hapsedildi. Harem ağası’nın kafasını kurcalayan birçok soru işareti vardı ve yaptığı araştırmalar sonucunda, dönen oyunların efendisinin annesi tarafından planlandığını öğrendi. Hikaye böyle başlıyor… Saray ve haremde olan bitenler harem ağasının ağzından anlatılıyor. Esas dikkat çeken şey ise harem ağasının, efendisine karşı duygu ve davranışlarının zaman içindeki değişimi… Livaneli’nin en sevdiğim ve beğendiğim kitabı olamadı ama okuduğum sürede elimden de düşmedi.  

O.Pantoja, M.Bustos, F.Camarso, T.Cordoba- Gabo

Bu ayın çizgi romanı, çok sevdiğim, severek okuduğum kitapların yazarı Gabriel Garcia Marquez’in çocukluğundan, Nobel Ödülü aldığı döneme kadar olan zamanın resmedildiği ‘’Gabo’’.  Anne ve babasından ayrı büyüyen Gabo, uzunca süre anneannesi ve dedesiyle yaşar. Hassas ve gözlemci bir çocuktur. İleride yazacağı romanların tohumları çocukluk anılarıyla atılır. Aşık olur, evlenir, çocukları olur, çalışır, dönemin önemli isimleriyle yolları kesişir  ve bir yandan da yazar. Marquez’in hayatı üç farklı çizer tarafından resmedilmiş. Okuması da çizgilere bakması da keyifliydi.

Paulo Freire- Ezilenlerin Pedagojisi 

 Adıyla merakımı cezbeden kitap… Freire kitabında yoksul, eğitimsiz. Kenara itilmiş grupların eğitilmek suretiyle, ülkelerinin gelişiminde rol almalarını sağlamanın önemi, bunun için neler yapılması gerektiğini ve kendilik bilinci kazanan insanın yaşadığı içsel değişim ve dönüşümü anlatmakta. Yazar, eğitimin gerekliliğine dikkat çekse de kişisel mücadelenin olmazsa olmaz olduğunu okurun beynine nakşediyor. Daha önce üstüne düşünmediğim bir konu olduğu için farklı bakış açıları ve farklı tespitlerle karşılaştığımdan kitabı severek okudum.

Engin Geçtan- Zamane

Tanımadığım birinin kitaplarını okurken–hele bir de çok şey öğreniyor, düşünüyorsam- onu sanki tanıyormuşum, sohbet etmişim gibi bir etki yaratıyor bende. Engin Geçtan bu yazarlardan biri. Vefatını duyuyduğumda çok üzüldüm hatta bir süre kitaplığımda duran kitaplarının yanına uğrayamadım. Çocuk gibi, hiç tanımadığım birine öldü diye küsmüştüm sanki. Üzerinden biraz zaman geçince, dikkat çekici bir kapak fotoğrafı olan ‘’Zamane’’yi aldım elime… Geçtan kitabında içinde bulunduğumuz zamanın olaylarına bakarak bunların insanlarla olan etkileşimini irdeliyor. Zaman zaman kendi hayatından, klinik deneyimlerinden gözlemler aktarıyor, kimi zamansa birtakım kuramları herkesin anlayacağı şekilde kısaca anlatıyor. Bütün bunların yanında, nasıl güzel bir üslup, nasıl olgun bir yaklaşım ve nasıl mesafeli bir duruş… Kitabı çize çize, işaretliye işaretliye bir hal oldum. Nurlar içinde, huzurla uyusun…

Jean Teule- İntihar Dükkanı

Yine ismine tav olduğum başka bir kitap var sırada… Mishima ve Lucrece Tuvache, intihar etmek isteyen kişiler için gerekli alet edevatları satan bir dükkan işletirler. İşleri iyidir, hemen her gün birileri, intiharları için gerekli malzemeleri almak üzere alış verişe gelmektedir. Çift işlerinin açıklığından memnun olsa bile ailelerinde genel olarak bir karamsarlık, bir kasvet hakimdir. Çiftin ilk iki çocuğu da kendileri gibi karamsar biri olmuşken en küçük olanı tamamen farklıdır. Neşeli, şakacı, güler yüzlü bu çocuk aileyi tedirgin ve rahatsız eder. Belki de çözüm en küçük çocuklarını askere gönderip böylece değişmesini sağlamaktır. Olaylar ailenin planladığı gibi mi gider, onu da okursanız görürsünüz. Depresif olduğu kadar eğlenceli bir kitaptı. Kafa dağıtmak için okunabilir. Okurken arkada bir ‘’Amelie’’,  bir ‘’Cap ou pas cap?’’ müziği çalar gibi oldu…

Stephen King- Sadist 

Bu ay bir an geldi ergenliğimi, o zamanlar okuduğum kitapları özleyiverdim. Çok uzun zamandır polisiye-gerilim, cinayet kitapları okumuyorum çünkü son okuduklarım vasatın altındaydı ve dolayısıyla soğumama neden oldu. Derken, hayatımızda hiç gerginlik yahut sıkıntı yokmuş gibi, biraz daha gerileyim istedim sanırım. Öyle olunca Stephen King’in kitaplarına bir göz attım. Ünlü yazar Paul, karlı bir günde kaza yapar ve kendisinin büyük hayranı olan eski hemşire Annie tarafından kurtarılır. Tabii buna kurtarılmak denirse… Annie, yazarın kitabındaki en sevdiği karakterin –ki adı Misery’dir-  ölmesiyle deliye döner. Paul’a sadece kendisinin okuyacağı, Misery’i yaşatacak yeni bir kitap yazması için baskıda bulunur. Ama ne baskı! Anlayacağınız bizim Annie psikopat çıkar. Paul’u evine hapsederek ona yapmadığını bırakmaz ama Paul da kitabını yazmaya devam eder. Yıllar evvel ‘’Falcı’’ ve ‘’Yaratık’’ı okurken hissettiğim gerilim ve tiksintiyi tekrar yaşadım. Aradığınızı bulur musunuz? Evet. Ama kitabın ismi uygun olmamış kanımca.

 

Ortaokulda malum, kitap okuyup özet çıkarma ödevi verilirdi. İlginçtir, ben okul hayatım boyunca verilen kitapların çok azını okumuş, belki en fazla iki- üç ödev hazırlamışımdır. Yine edebiyat öğretmeninin özet ödevi vereceği bir gün,  söz alıp, verilen kitapların sıkıcılığından yakınmıştım. Biraz daha heyecan uyandıracak bir şeyler okumamız gerektiğini söyleyip, birkaç arkadaşımla beraber itiraz edince hoca önerimizi sormuştu. Stephen King’i önerdiğimizde şaşırmıştı tabii. Ama itiraz etmedi, araştıracağını söyledi, bizi biraz oyaladı ve ardından bir sonuç alamadık. Ben ve bir iki arkadaşım da derste sıra altından King okumalarına devam ettik. Sene sonuna kadar bize bir daha da özet ödevi verilmedi.

 Yukarıdakileri neden yazdığımla ilgili en ufak bir fikrim olmamakla birlikte, gelelim bu ayın öne çıkan kitaplarına;

Ezilenlerin Pedagojisi ve Zamane

Gelecek aya kadar huzurlu, sağlıklı, bol kitaplı günler…

 

Geçen ayın kitap önerilerine göz atmak isteyenler buradan ulaşabilirler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN