“Dünyadasın. Bunun tedavisi yok.” – Samuel Beckett

 

Mine Söğüt – Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey

Yazacağı yeni roman için eski fotoğraflar araştıran Olcayto’nun yolu Madam Arthur Bey’le kesişir ve kendi hayatına dair şeyler de bulacağı, karanlık bir dünyanın içine çekilir. Mine Söğüt’ün romanında birçok karakter ve olay var. Kitaba adını veren Madam Arthur Bey bir kadın adam, bir antikahraman. Kitabın konusu ise iktidar. Bolca metafor, gerçeküstü olay ve karakterlerin olduğu kitaba kasvetli ve karanlık bir hava hakim. Hikaye okuyucuda merak uyandırıyor ama yazarın üslubu da romanın rahat okunmasında bir etken. Mine Söğüt’ün kitaplarını seviyorum ben. Farklı buluyor, okurken keyif alıyorum. Bu romanı da öyle oldu.

 

Mustafa Çağırıcı – Kur’an’ın Geliş Ortamında Ahlak ve İnsan İlişkileri

Cahiliyye Dönemi’ndeki ahlak ve insan ilişkilerine değinilen kitapta, yanlış bilinen yahut zamanla dönüşmüş ve değişmiş bazı terimlerin açıklamaları da yapılıyor. Cahiliyye Dönemi’nden örnekler verilirken İslam sonrası dönemin getirdiği farklı ahlak anlayışı, insan ilişkileri, kültürel dönüşümler sebep ve sonuçlarıyla açıklanıyor. Böylece, günümüzde Müslümanlık adı altında yapılan davranışların Cahiliyye Dönemi’ne mi yoksa İslam’a mı yakın olduğunu anlamak mümkün olabiliyor. Eğer kitabı okursanız sağa sola bakmadan evvel, şayet Müslümansanız, önce şapkanızı önünüze koymanızı tavsiye ederim. Kimi zaman nahoş olabilir ama başkalarıyla uğraşmaktan daha yararlı olduğu kesin.

 

Samuel Beckett – Murphy

Dolar tavan yapınca herkesin yüzünden düşen bin parça, arpacı kumrusu gibi düşünüyoruz. Kendi küçük hayatımda da ne zaman canımı sıkacak, beklemediğim bir şey olsa Beckett’in sözü gelir aklıma: ‘’Bir şey olduğu yok, şeyler kendi seyrini izliyor.’’ Biz ‘’Akacak kan damarda durmaz.’’ Da diyoruz ama işte sözle öz aynı şekilde etki etmeyebiliyor. Beckett’in kitabındaki Murphy de bir antikahraman. Çalışmayı sevmeyen, uyum sağlamakta zorlanan ve isteksiz bir adam olan Murphy’nin en büyük sıkıntısı ise, kafasının içinde yaşaması ve gerçek hayata döndüğünde problem yaşayıp acı çekmesi… Samuel Beckett okumayı seviyorum, yaklaşımlarının çoğu ilgimi çekiyor, yarattığı karakterler merak uyandırıyor ama bu kitabını okurken çok çaba sarf ettim. Kitabın orijinali de böyle mi yoksa çeviride mi sıkıntı vardı bilmiyorum, çok sık dağıldım ve yoruldum. Belki yeni bir baskıya ihtiyaç vardır.

 

Gustave Flaubert – Madame Bovary

Doktor Charles Bovary’nin lükse düşkün, romantik ve hayalperest karısı Emma Bovary monoton hayatından sıkılır zira evliliğinde aradığını bulamaz. Bu yüzden birtakım gönül maceralarına yelken açar. Tabii bu maceralar, ona maddi ve manevi birer yük olarak geri döner ve intihar eder. Charles’ın karısının aşk mektuplarını bulması ise apayrı bir trajedi… Realizmin ilk eseri olarak kabul edilen roman, 19. Yüzyıl Fransa’sında bayağı ses getirdi ve Flaubert, romanının ahlak ve dine aykırı olması sebebiyle yargıç önüne çıktı. Kitabın konusundan ziyade dil ve üslubu, şiirsel anlatımı öne çıkıyor ama bunu çevirilerden anlamak pek mümkün değil. Ben kitabı İngilizce’den okudum fakat önsözde yazılana bakılırsa, Flaubert yazdığı cümleleri yüksek sesle okur, ahenge uygun olmasına dikkat edermiş. Bunu bilseydim Fransızca’dan okurdum ama romanı bir kez daha okuyacağımı sanmıyorum.

 

Stefan Zweig – Olağanüstü Bir Gece

Baron, genç yaşında tüm ailesini kaybedince kendisine yüklü bir miras kalır ve erken emekli olur. Soylu bir aristokrat olunca pahalı zevkler edinir. Kadınlarla da arası iyidir ama bu sorunsuz hayat onu bunaltmaya başlar ve sakin birkaç ay geçirir. Ta ki o geceye kadar… O gece ne olduğunu merak ediyorsanız kısacık kitabı bir okuyun. Okuyun ama acayip bir şeyler de beklemeyin. Öyküyü özel kılan, gerçek bir yaşamdan yola çıkarak yazılması bence. Zweig kitabı altı saatte yazmış. Daha iyi öykülerini okudum mu? Evet.

 

Necati Cumalı – Susuz Yaz

Baronun aristokrat yaşamından Anadolu insanının kır yaşamına ani bir geçiş yaparak, Necati Cumalı’nın bu sekiz öyküden oluşan kitabını okumaya başladım. Kitaba adını veren ‘’Susuz Yaz’’ın sinemaya uyarlandığını herkes bilir. Bunun yanı sıra kitaptaki birkaç öykü de aynı şekilde sinemaya uyarlanmış. Benim gibi Türk Filmleri’ ne meraklı olanlar hemen hatırlayacaktır. Elbette bazı ufak tefek değişiklikler var ama öyküleri okurken bir yandan da film izliyor gibi hissettim. Ege insanın yaşayışı, ilişkileri, var oluşu, geçimi ve daha birçok konuya değiniliyor bu öykülerde. Öykü severlerin hoşuna gidebilir.

 

Stefan Zweig – Marie Antoinette

Bu ay nasıl olduysa -dikkatsizliğimden-  iki kez Zweig kitabı denk geldi. Marie Antoinette’e başlamadan evvel bayağı tereddüt ettim açıkçası ama okumaya başlayınca çok beğendim! “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!” sözüyle tanıyoruz kendisini. Kısacık hayatının sonlarına kadar eline bir kitap almamış, savurgan, eğlenceye ve lükse düşkün bir kadın olan Marie, hayatının son düzlüğünde akıllanır gibi olsa da maalesef biraz geç kalmıştı. Yazar Stefan Zweig olunca, takdir edersiniz ki, olaylar ve kişiler daha çok psikolojik yönüyle değerlendiriliyor. Kitabı eski basımdan okuduğum için de çok sevdim. Günümüz Türkçe’sindeki kelimeler, bazı duygu ve düşünceleri ifade ederken yetersiz kalabiliyor bana göre. Bu yüzden mümkünse eski basımları okumayı seviyorum. Yazarın Nietzche‘den sonra okuduğum ikinci biyografi kitabıydı. En beğendiğim de bu oldu.

 

Bu ayın öne çıkan kitapları; Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey ve Marie Antoinette

Kitapların yanı sıra, bu ay hayatımda ilk defa Çanakkale’ye gittim. Sahildeki yeşil ve mavi tonlarına adeta aşık oldum. Şehitlik ziyareti yaptım, Truva Antik Kenti’ni gezdim. Ayvalık’taki Çamlık Dondurmacısı’nda enfes dondurmalar tattım. Yolu düşenlere özellikle vişneli dondurmayı tavsiye ediyorum. Yıllardır izleyemediğim Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ı en sonunda izledim. The Killing of a Sacred Deer‘ı, ne kadar sinir bozucu olsa da, değişik buldum. O.J. Simpson davasının anlatıldığı, on bölümlük dizi  People v. O.J. Simpson da fena değildi ama beni esas şaşırtan The Handmaid’s Tale’ın ikinci sezonu oldu. İzlemeye başlamadan evvel beklentim düşüktü. Kitap bitmişti ve hikaye uzadıkça tadı kaçardı. Ama hiç düşündüğüm gibi olmadı… Çok beğendim. Üçüncü sezonunu sabırsızlıkla bekliyorum.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN