theMagger kültür-sanat yazarları olarak geçtiğimiz cumartesi günü ARTER’deki “Spaceliner” sergisi için özel bir turumuz vardı. Arter’in medya koordinatörü Üstüngel İnanç rehberliğinde gezdiğimiz sergi, 17 sanatçının “çizgi”ye dair yorumlamalarından oluşuyor.

İz ve işaret neredeyse yaşayan tüm canlılar için en önemli iletişim aracı. Bu iletişim aracının bilinçli olarak daha görsel hale gelmesi, resme, desene, yazıya dönüşmesi ise tamamen çizgi denilen sonsuz ya da iki nokta arasındaki izleden oluşur. ARTER “Spaceliner” sergisini izleyiciye, Barbara Heinrich küratörlüğünde farklı sanatçılardan çalışmalar ile çizgiyi alışagelmiş kalıplardan çıkararak, X,Y,Z koordinatlarında çoğu zaman galerinin her yerini kaplayacak şekilde sunuyor.

Çizgi gördüğümüz bütün harika fikirlerin, sanat eserlerinin, beyinde kurgulananın, ilk kağıda dökülmesini sağlayan araç. Sanat tarihi boyunca birçok ögeye yaklaşım gibi çizgiye de yaklaşım değişmiş, çizgi artık hazırlık sürecinin aracı olmaktan çıkmış sanatın konusu olmuştur. Çizginin tarihsel sürecine değinecek olursak, bilimde, geometride, varsayım çizgileri, enlemler, boylamlar ile eşit bölümlemelere, mimaride ölçümlere, perspektife, izometrik çizimlere yardımcı olmuş bir elemandır. Sanatta eskizler, hazırlık aşamaları ile sanatçının rehberi olurken günümüzde vektörel programlar ile sonsuz desenlere ve katmanlara olanak tanıyan kendini farklı medyumlar ile birleştirmiş bir ögeye dönüşmüştür.

Spaceliner “Mekan içerisinde çizgiyi değerlendirirsek ne olur?” sorusuna 17 sanatçının verdiği cevaplar ile oluşmuş bir grup sergisi. “Çizgi” olgusuna yaklaşırken sanatçılar birbirinden farklı malzemeler ve teknikler ile çoğu zaman mekanın hali hazırda bulunan strüktüründen faydalanarak çalışmalar oluşturmuşlar.

DSC_1311

Giriş, her zamanki gibi Arter’in İstiklal Caddesi vitrininde oldukça dikkat çekici “Noktalı Çizgi Üzerinden Kesiniz” isimli Hans Peter Kuhn çalışması ile izleyiciyi karşılıyor. Mekana sığmamış, sokağa, sonsuzluğa taşmış bu ışık bandı uzun pozlama fotoğraf tekniği ile dondurulmuş bir ışık izi gibi mekanda asılı şekilde duruyor.

DSC_1312

Barbara Heinrich, Harry Kramer’in kinetik heykel çalışmaları için “aydınlatma sayesinde, işlerin kontur çizgileri ve iç yapıları duvara gölge şeklinde yansır, ancak gölgeler duvarda hareket ederken olduklarından daha uzun ya da kısa görünürler. Sanatçı duvara yansıtma yoluyla heykeli desene dönüştürerek, üç boyutluluk ve hacim, desen ve uzam, yüzey ve içyüzey, durağanlık ve hareket arasında bir oyun başlatır.” diyor. Önce çizgilerden oluşan bir heykel olarak baktığınız Canavar isimli eseri gölgesi ile değerlendirdiğinizde çizgi-anlam ötesi bir kompozisyonla karşılaşıyorsunuz.

Pip Culbert ise sergi için var olan çeşitli tekstil bazlı kılıfları izometrik görünüm ile içlerini boşaltıp sadece hatları ile duvara yerleştirerek çizgisel farklı görünümler oluşturmuş.

DSC_1315

Monika Grzymala kullandığı binlerce metrelik siyah koli bantları ile çizgiden-heykele dönüşen oldukça etkileyici bir yerleştirme sunuyor izleyiciye.

DSC_1316

Üst katta Heike Weber binanın var olan (aslında sonradan eklenmiş) sütunlarından yola çıkarak oluşturduğu “Yankı” isimli mekansal kurgusunda, siyah beyaz kontrastlığın olabildiğince göz aldığı topografik çizgiler gibi yayılan ve birbirleri ile kesişen illüzyon ortamı yaratıyor.

31-500x375

DSC_1324

Sergide en sevdiğim çalışmalardan biri olan Pia Linz’e ait “Gravür Kutu – Arka Bahçe” sanatçının pleksiglass bir kutu içerisinde, günler boyunca çeşitli açılardan gördüklerini çizmesi ile oluşuyor. Gündelik hayatta neredeyse her gördüğümüz şeyi akıllı telefonlarımızla kayıt altında tutmamız gibi bir durum bu. Ortaya sonsuz çizgiler çıkıyor sanatçının görüp bıraktığı her bir izden. Her yüzeyinde, boyutunda başka bir karmaşa… karmaşa ancak şu şekilde çözülüyor; bu eserlerin her bir tarafında sanatçı ile aynı göz hizasına inerek başka açılardan bulunduğu ortamı görerek. Benim için sergideki en etkileyici çalışmalardan biriydi.

DSC_1329

Peter Anders tekin olmayan karanlık bir odaya doğru izleyiciyi çektiği çalışmasında geleneksel motifler, geometrik desenler ile bezeli duvarda ani flaş patlaması ile neon renklere boyanmış dokuların belirdiği şok edici bir görüntü ortaya çıkarıyor. İlkay Baliç sergiyi ele aldığı “Üçüncü Boyutta Bir Karşılaşma” yazısında bu çalışma için çok doğru bir yaklaşımda bulunuyor ve hafızayı harekete geçiren şeyin koku olduğu kadar doku olduğundan bahsediyor. Sanatsal kaygılarla üretilmemiş, geometrik ve hassas hesaplamalarla dolu bu anneanne çalışmaları sanatçının hafızasına doku yolu ile girmemizi sağlıyor.

DSC_1322

Çizgilerin çoğu kez birer manzaraya dönüştüğü sergide, çizgi kelimesinin farklı teknikler ile malzemenin doğasından sıyrılıp fikirsel bir yolculuğa çıktığına şahitlik edeceksiniz. Jong Oh’un çalışmasında minimal bir yaklaşım ile çizgi, mekan, doku, desen üzerine düşünürken Ulrike Mohr’un çalışmasında çizginin özüne, kara kaleme ve onun yapılışına uzanan tekniğin çizgiye dönüşmesini göreceksiniz. Gözde İlkin’in “Boğaz Turu” çalışmasında çizgilerden oluşan tekstil malzemelerinin yine çizgisel dikişler ile İstanbul manzarasına dönüşümünü görüp İstanbul’un sesini duyabilirsiniz.

DSC_1328

DSC_1331

Sergide fotoğrafını yazıda paylaşmadığım ve bahsetmediğim çok fazla çalışma var. 2 Ağustos 2015 tarihine kadar ücretsiz olarak gezebileceğiniz sergi herkesin kendinden bir şeyler bulacağı çalışmalar ile dolu. Çizgiye yoğunlaşacağınız, çizgiye bakışınızı göreceğiniz her çalışmada çok yönlü hale getireceğiniz sergide sözler uçacak, çizgiler ve hikayeleri ile baş başa kalacaksınız.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?