Hani Orhan Veli der ya; “Beni böyle havalar mahvetti” diye, ben de mahvolduğum havalarda, kuş cıvıltılarının olduğu bu edebiyat yuvasına gider, oradaki esrarengiz köşke bakakalır, arkasındaki koruda oturur ve şair Tevfik Fikret’in düşündüklerini düşler dururum. Aşiyan Müzesi de bu köşklerden biri!

Aşiyan Merdivenleri
Aşiyan Merdivenleri | Fotoğraf: Arşipel Balıkçısı

Aşiyan Müzesi Konum

Köşke ulaşmadan sizi bir merdiven karşılar, acayip bir merdivendir o, öyle nefesini hemen kesmez gidenlerin, eğer yapraklar da düşmüşse daha da acayipleşirsin, nereye çıkacak bu taşlı dik merdiven dersin…

Red House
Red House | Fotoğraf: Nicholas V. Artamonoff

Aşiyan, bazen bu dertli şehrin içinde sizi tasasızca huzura kavuşturan bir cennet bahçesi oluyor. Köşkün sahibi şairimize, eski Robert Koleji’nde (şimdilerde Boğaziçi Üniversitesi) öğretmenlik yaparken yollarda gelip gitmekle uğraşmasın diye Aşiyan’daki bu arazi verilmiş. Tesadüf bu ki; Aşiyan’da çatısı kırmızı olan bir ev var; adı “kırmızı ev”. İngilizceye çevirirsek “red house”. Bir şeyler çağrıştırdı mı? Evet, bildiniz! Meşhur Red House sözlükleri Robert Kolej öğretmenlerince bu evde yazılmış. Birbirine komşu olan kırmızı ev ve Tevfik Fikret’in köşkünün ise, Tapınak Şövalyeleri ile bağlantılı olduğu söylentiler arasında.

Tevfik Fikret, şaheser evini kendi çizimleri ile ortaya çıkarıyor. Zaten müzesinde de taslak çizimleri mevcut. Çalışma odası, ziyaretçileri derinden etkiliyor. En çok da onun yatağının hizasına eğilip, yatarken boğazı ve yıldızları nasıl izlediğini düşlediğinizde size çok büyüleyici geleceğine eminim ve denemenizi ayrıca tavsiye ederim.

Tevfik Fikret'in Yatağı, Aşiyan Müzesi
Tevfik Fikret’in Yatağı, Aşiyan Müzesi| Fotoğraf: Arşipel Balıkçısı

Daha esrarlı başka bir şey de; oğluna yazdığı “Haluk’un Defteri” adlı kitabı. İlk el yazmasındaki çizimler çok ezoterik. Sanki, görenlere bir mesaj vermek istiyor gibi… İki gülün sapıyla çevrelediği dünyasının kökleri yukarı yükselmiş ve merkezinde yer alan bir çekirdeğin tam kalbine saplanmış bir kılıç bulunuyor. Kılıç, Tevfik Fikret’in kendisini mi yoksa oğlunu mu simgeliyor bilmiyoruz ama kitabın içerisindeki şiirlerin, o dönemin gençlerini çok etkilediğini okumuştum.

Haluk'un Defteri El Yazmasından Bir Çizim
Haluk’un Defteri El Yazmasından Bir Çizim | Fotoğraf: Kütüphaneci Aydın İleri

Haluk’un Defteri Eseri

Haluk’un Defteri dört bölümden oluşuyor:

Birince bölümde, mitolojideki Promete’den bahsediyor. Eski Yunan mitolojisinde, “ateş” tanrıların elinde olan bir güç. Promete ateşi çaldıktan sonra, ömür boyu acı çekecek bir işkence ile cezalandırılıyor. Promete’nin yaptığı şey nedeniyle, Tevfik Fikret onu konu ediyor ve bu fedakarlığını bir model haline getiriyor.

Haluk’un Amentüsü adlı ikinci bölümde, Tevfik Fikret, İslamiyet’in 6 esasına gönderme yaparak, oğluna yeni bir amentü belirliyor. Amentü şiirinde bu yeni inanışın şekilleri belirtiliyor. Bu inanışlar: Fenne inanmak, aklı ön plana çıkarmak ve umuda inanmak.

Haluk'un Defteri Türkçe Alfabe ile 1945 Baskı
Haluk’un Defteri Türkçe Alfabe ile 1945 Baskı | Fotoğraf: Arşipel  Balıkçısı

Kelime anlamı gelecek olan üçüncü bölüm Ferda‘da, oğlunun geleceğine dair önermelerde bulunuyor. Bilimin ve aklın öncülüğünde nasıl değişimlerin olacağını, fen bilimleri eğitimi alan gençlerin önemini ve gençlerin buna yönelmesini öneriyor.

Ve son bölüm Haluk’un Vedası ile kitap son buluyor. Tevfik Fikret’in oğlunun İstanbul Sirkeci Garı’ndan fen bilimleri öğrenmesi için uğurlanışı, veda sahneleri ve konuşmaları anlatılıyor. Tevfik Fikret; bilimle, fenle alakalı güzel şeyler söylüyor, bunları öğren ve özümse diyor. Ancak Haluk yurt dışından bir daha geri gelmiyor. Babasının ölümüne bile gelmiyor. Yurt dışında Hristiyan bir kızla evlenip kendisi de Hristiyan oluyor.

Tekrar Aşiyan’daki esrarlı eve dönersek, evde gerçekten bazen hüzün dolu bir hava hakim olabiliyor. O eve girince, oğluna biçtiği gömleğin tam tersinde bir gömlek giyip, bütün hayalleri yıkılan bir şairi düşünüyorsunuz.

Tevfik Fikret’in en çok bilinen şiiri Sis’ten etkilenen Şehzade Abdülmecit’in yaptığı bir tabloyu Müşfik Kenter’in sesinden dinlemekse tekrardan sizi mest ederek o günlere yolculuğa çıkmanızı sağlıyor. Keşke deyip duruyorsunuz kendinize. Keşke, şair ile şu arkada duran yüksek ağaçların altında bir hasbihal şansımız olsaydı, o çardakta bir kahve keyfi yapabilseydik…

Sonra şairin mezarına yaklaşıp bahçedeki o anıt mezara bir selam veriyorsunuz. Üstünde bu defin hikâyesi aktarılıyor: Tevfik Fikret yaşama veda ettiğinde çok sevdiği yuvası olan Aşiyan’a, evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet ediyor fakat saray ahalisi onu Eyüp Sultan mezarlığına gömüyor.
 

Cumhuriyet Gazetesi
Cumhuriyet Gazetesi| Fotoğraf: Araştırmacı Deniz Tekin

Cumhuriyet’in kurulmasıyla Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, gerekli ilgiyi göstererek öncesinde bu virane, terk edilmiş evin İstanbul Belediyesi tarafından alınmasını, sonrasında da mezarının vasiyeti gereğince bugün müze olan bu esrarlı köşke dönüşmesini ve şairin naaşının gelmesini törenle sağlıyor.

Anıt mezarının etrafında durup ellerimizi havaya açmasak da hipnoz etkisi yaşar gibi taşlara kazınanlardan kalbime kazınan buydu: “Niçin taş yürekler hep şen ve sevinçli bu dünyada!

Tevfik Fikret Anıt Mezarı
Tevfik Fikret Anıt Mezarı | Fotoğraf: Arşipel Balıkçısı

Sizi de mahveden havalar ve durumlar olduğunda çıkıp Aşiyan’a, şöyle Boğaz’ın mavi yüzünde bulutları izleyin, kuşların şarkıları eşliğinde yüce ağaçların dibinde oturup şairin yüreğinize kazınacak cümlelerini okuyun. Güneşe dönüp gözlerinizi kapayıp İstanbul’u dinleyin komşusu Orhan Veli hatırına…

Kapak fotoğrafı: @zeynep.ist

İlginizi çekebilir: İstanbul Flaneur’den İstanbul Müzeleri