Tatilinizi daha da güzelleştirmek için, gideceğiniz şehirlerde magger’ların önerdiği bu olmazsa olmazları sakın atlamayın!

Barselona’ya gidip de Gaudi’nin etkisinde kalmamak olmaz!

Barselona hem sokak sokak yeni bir şehri ve a’dan z’ye yeni bir kültürü keşfetme imkanı sunan bir şehir tatili hem de upuzun kumsalların ve güneşin tadını çıkarabileceğiniz bir deniz tatili vadediyor. Sangria’nızı yudumlarken, paella’nızı kaşıklarken, tapas’ları midenize indirirken, Las Ramblas’da alışveriş çılgınlığına kapılırken unutmamanız gerekense şehre en büyük hediyelerin ünlü ve çılgın mimar Gaudi tarafından verildiği.

seyahat - barselona

“Barselona denince akla çılgın mimar Gaudi gelir, Gaudi deyince de La Sagrada Familia, Casa Batllo ve elbette Casa Mila.. Casa Mila veya diğer adıyla La Pedrera. Gaudi’nin Barselona’ya en güzel hediyelerinden biri. Dışarıdan inanılmaz bir görüntüsü var. Gaudi’nin sıra dışı modernizm anlayışının sıra dışı bir yansıması bu bina. Bu çılgın mimar, sanatsal fantezilerini bu yapıda da gerçeğe dökmüş.” – Evrim Duyal Akses

Casa Mila hakkında daha fazla bilgi için yazının devamını buradan okuyabilir, Barselona’da en iyi kahvaltıyı bulmak için “Barselona’nın En İyi Kahvaltı Mekanları” yazısına tıklayabilirsiniz.

 

Budapeşte’ye gidip de ruin bar’lara uğramamak olmaz!

Avrupa’nın akla ilk gelen başkentlerini bitirenlerin, Orta Avrupa’yı üç başkentle aradan çıkaranların, Türk kültürüyle oldukça yakınlaşmış bir Avrupa şehri görmek isteyenlerin rotasında yer alan Budapeşte, gece hayatına kazandırdığı “ruin bar” konseptiyle de anılıyor.

seyahat - budapeste

“2014 yılındaki Budapeşte ziyaretimden önce internette araştırma yaparken karşıma “Budapest Ruin Bars” (Budapeşte Harabe Barlar) ile ilgili bir yazı çıktı. Ziyaretiniz sırasında bu barlardan en az birine muhakkak uğramanız gerekiyor yazıyordu. Benim de ilgimi çeken bu konu hakkında kısa bir araştırma yapıp Budapeşte’ye gittim ve barlardan birkaçını ziyaret etme fırsatı buldum. Konseptleri, tasarımları ve gerçekten harabe oluşlarıyla beni benden aldılar.” – Onno Paluyan

Budapeşte’nin en iyi ruin bar’larını bu yazıdan öğrenebilir, bunlar arasından Szimpla Kert’i daha yakından tanımak için bu yazıyı okuyabilirsiniz.

 

Kopenhag’a gidip de Christiania deneyimini yaşamamak olmaz!

Kuzey Avrupa’nın en sevilen, en çok ziyaret edilen başkentlerinden Kopenhag, Nordik kültürünü doyasıya yaşayabileceğiniz, tasarım, mimari, minimalizm ve içki kültürüyle sizi kolayca tavlayacak bir masal kenti. İşte bu masal kentinin ortasında, sanki oraya ait değilmiş gibi duran bir özgürlükler ülkesi, özerk bir bölge olan Christiania saklı.

seyahat - kopenhag

“İtiraf etmeliyim ki Kopenhag’a gelmeden önce dünyanın en gelişmiş şehirlerinden birinde Christiania gibi bir ütopya var deseler güler geçerdim.. Gitmeden önce “Kopenhag’da neler yapılmalı, nerelere gidilmeli?” diye araştırırken Christiania gözüme çarptı ve Kopenhag’a adım atar atmaz gittiğim ilk yerlerden biri oluverdi.” – Buket Demirbaş

Christiania hakkında daha fazla bilgi için yazının devamını buradan okuyabilir, Kopenhag hakkında çok daha fazla seyahat notu için “Ruhum Kopenhag’da Kaldı” başlıklı yazıya tıklayabilirsiniz.

 

Londra’ya gidip de, Sherlock’un evine uğramamak olmaz!

İngiliz kültürünü doyasıya hissedebileceğiniz pubları, şık ve zengin sokakları, uçsuz bucaksız parkları, dünyaca ünlü müzeleri ve dünya mutfağının en iyilerini tadabileceğiniz restoranlarıyla Londra pahalı olduğu kadar doyurucu bir tatil anlamına geliyor. Size tüm bunları sunan bir şehre karşı görevlerinizden biriyse onunla özdeşleşen bir kahramanın kurmaca evine uğramak.

seyahat - londra

“Hiç yaşamamış efsane dedektif Sherlock Holmes’un Londra’daki evi müzeye çevrilmiş. Elbette 221B Baker Street’te! Gerçekten yaşamış bir dedektifin gerçek evini geziyormuş gibi hissedebilirsiniz.” – Elif Özgen

Sherlock Holmes’ün Evi hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayabilir, şehirde mutlaka yapmanız gerekenleri öğrenmek için “Yeni Başlayanlar İçin Londra Top 10!” listesine göz atabilirsiniz.

 

Napoli’ye gidip de, çevresini gezmemek olmaz!

İtalya’nın en çok ziyaretçi çeken büyük dörtlüsü Roma, Milano, Floransa ve Venedik bir yana, son dönemde “çizmenin topuğu” takma adıyla anılan ve berrak sularıyla baş döndüren Puglia da oldukça popüler. Her zaman farklı yerler keşfetmeyi sevenlerdenseniz tercih etmiş olabileceğiniz Napoli, yalnızca şehir merkezinde değil, çevresinde de sürprizler saklıyor: Örneğin Pompeii Antik Kenti, Vezüv Yanardağı, limon kokulu sokaklarıyla Sorrento, cennet kıyılarıyla Amalfi ve daha fazlası…

seyahat - napoli

“Napoli, çoğu insanın İtalya seyahatlerinde rotaya eklemediği bir şehir. Roma, Floransa ve Venedik kadar popüler olmaması ve güvenlik konusunda tedirgin eden bir üne sahip olması bu durumun en önemli sebepleri. Ancak Napoli kendisine şans verip gelenlere unutulmayacak anılar kazandırıyor ve genelde çok seviliyor. Napoli’ye gelmişken şehri gezdik dolaştık, lezzetli pizzalar yiyip kahveler içtik. Sırada Napoli’nin çevresinde keşfedilmeyi bekleyen muhteşem yerler var. Üstelik hem doğaya, hem tarihe, hem de denize doyacaksınız.” – Eliçe Kılıç

Napoli’ye yakın gezilecek yerlerin tamamını öğrenmek için yazının devamını okuyabilir, şehrin en iyileri için “Güneşin Şehri: Napoli” yazısına göz atabilirsiniz.

 

New York’a gidip de sokak sanatını görmezden gelmek olmaz!

Dünyanın en kozmopolit metropollerinden New York, herkesin kendini evinde hissettiği yabancı bir dünya, rekabetin dorukta olduğu bir “en”ler kenti, dünyanın her mutfağından restoranlar, sanatın her türünden eserler, her zevke hitap eden her şeyi bulabileceğiniz bir derya. Her şeyin en çoğunun, en büyüğünün, en iyisinin mutlaka bulunduğu bir şehir, tabii ki sokak sanatı konusunda da oldukça zengin.

seyahat - new york

“New York sokak sanatının kalbi aslen banliyölerde atıyor. Bushwick, Long Island City, Bronx, Queens gibi yerlerin New York sokak sanatı rehberlerinde bolca adı geçse de Manhattan’ı bitirip de banliyölerde dolaşmaya başlamanız ve her semtteki (fotoğraflarda birbirinden etkileyici gözüken) grafitilere hakim olmanız için aylarınızı bu işe ayırmanız gerek. Dolayısıyla, lafı çok uzatmadan sizlere New York sokak sanatından kısacık bir esinti sunmaya karar verdim. Bol fotoğraf, birazcık tavsiye, tanıtım ve “cool” bir New York havası…” – Irmak Özer

New York’tan sokak sanatı notlarının tamamını buraya tıklayarak okuyabilir, sanat müzelerde doymak için “Büyüğüyle Küçüğüyle New York Müzeleri Rehberi” yazısını okuyabilirsiniz.

 

Paris’e gidip de Shakespeare and Co.’dan bir kitap almamak olmaz!

Sadece Fransa’nın değil, aşkın, ışığın, romantizmin da başkenti olan, içinden yalnızca Seine Nehri değil, kültür, sanat, sinema, edebiyat, moda ve gastronomi geçen Paris’te mutlaka uğramanız gereken yerler arasında bir edebiyat mabedi, Shakespeare and Co. da var.

seyahat - paris

“Ben de Paris’e adımımı atar atmaz, ilk iş, bu büyülü kitabevine attım kendimi. Zaman nasıl aktı anlamadım. Neden bu kadar huzur doldum, hala bir cevabım yok. Bu hissin bana özel bir şey olmadığının farkındayım ama, içerideki herkes çok mutluydu, içerideki herkes uzun süre kitabevinde kaldı ve kendilerine kaybettiler özenle seçilmiş kitapların içinde.” – Gülfem Karcı

Shakespeare and Co. hakkında daha fazlasını buraya tıklayarak okuyabilir, Paris’i Parisliler gibi yaşamak için bu önerileri dikkate alabilirsiniz.

 

Porto’ya gidip de tasarım ve mimariden etkilenmemek olmaz!

Hem Akdeniz hem de okyanus havası soluyabileceğiniz Porto, son zamanların en popüler destinasyonlarından olan Portekiz’in en güzel şehri belki de. Köprüleri ve sokaklarıyla, iç içe geçmiş tarihi dokusu ve çağdaş mimari ve sanat eserleriyle, onu tasarımın başkentlerinden yapan mağazaları ve mekanlarıyla Porto’nun sürprizlerine hazır olun.

seyahat - porto

“Porto bir sürprizler şehri. Şehrin geçmişine ve bugününe ait pek çok unsur şehrin şaşırtıcılıkları ile çekiciliğini daha da arttırıyor. […] Bunlar şehrin gururlu geçmişi ile günümüzün yenilikçi-girişimci ruhunu bir araya getiren sembolik değeri yüksek zenginlikler. İlk bakışta tarihi değeri yüksek mekanların ihtişam ve şıklığının şehrin genel salaş ve bohem atmosferi ile bir aykırılık oluşturduğu düşünülebilir. Aksine şehrin köklü geçmişinden süzülüp günümüze ulaşan bu mekanlar yoksullaşmasına rağmen zerafetinden ve asaletinden hiçbir şey kaybetmemiş bir aristokratın akşam çayında kullandığı zarif çay takımları gibi bir his bırakıyor insanda.” – Bülent Tunga Yılmaz

Porto’nun en iyilerini okumak için buraya tıklayabilir, bir başka Portekiz kenti Lizbon’u keşfetmek için “Avrupa’da Bir Yabancı: Lizbon” yazısına göz atabilirsiniz.

 

Venedik’e gidip de Burano’nun renklerini görmemek olmaz!

Avrupa tarihini havasında soluyabileceğiniz, kendinizi yüzyıllar öncesinde hissedeceğiniz, dünya üzerindeki hiçbir kente benzemeyen, fakat tüm bunları deneyimleyebilmek için turist kalabalığından uzaklaşmanız gereken şehir Venedik’te aşıkların bindiği gondollardan ya da Rialto Köprüsü – San Marco Meydanı rotasından çok daha fazlası var. Bienal için orada olanların günler boyu tüketemeyeceği bu şehir merkezinden uzaktaki küçük adalarıyla da, örneğin Burano’yla da, sürprizlerine devam ediyor.

seyahat - venedik

“Burano, Venedik Lagünü’ndeki rengarenk evlerle dolu masalsı bir ada… Buraya Venedik gezim sırasında uğrama şansım oldu, Venedik’ten vaporetto ile 45-50 dakika sürecek bir yol gidiliyor Burano’ya varmak için. Aslında bu rota üstüne Murano, Torcello ve Lido adaları da bulunuyor fakat az zamanı olanlar ya da tek bir adayı gezme fırsatı olanlar bence tercihini kesinlikle Burano’dan yana kullanmalılar.” – Sude Yedikardeş

Burano hakkında daha fazlasını buraya tıklayarak okuyabilir, Venedik’i doyasıya yaşamak için “Başka Bir Venedik Olmalı!” yazısına tıklayabilirsiniz.

 

Viyana’ya gidip de, kültüre doymamak olmaz!

Orta Avrupa’nın en güzel şehirlerinden Viyana, klasik müzik tarihindeki ikonik yeri bir yana, sanatın her dalında zengin bir dünya vadediyor. İşte bu yüzden, hele ki bir sanat ve mimari aşığıysanız, uğramanız gereken ilk yerlerden biri Museumquartier olmalı.

seyahat - viyana

“Bir kaleyi andıran 60.000 m2′lik yapısı, müzeler için alışılagelen “tarih” kavramından sıyrılmış modern dönemi yansıtan fuayeleri, geniş bir avlu ile kentsel oturma alanı ve birçok güzel kafe ve dükkanlara sahip yaklaşık 70 kültürel tesisi olan, Avusturya’nın başkenti Viyana’daki “Museumsquartier” isimli müzeler bölgesi, dünyanın en büyük kültür komplekslerinden biri olarak literatürde yer alıyor.” – Dilek Yiğit

Museumsquartier hakkında daha fazlasını buraya tıklayarak okuyabilir, Viyana’nın diğer güzelliklerinden Belvedere Sarayı’nda sizi bekleyen sürprizler için “Ruhlar, Sanat ve Viyana: Messerschmidt’in Heykelleri” yazısına göz atabilirsiniz.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN