Çöp tenekesi atık görevi görmesinin ötesinde bir anlama sahip benim için. Orada, o çöpün içinde bırakılmış, iç içe geçmiş, yitirilmiş bir şeyler var. Hatıraların, kişisel ve toplumsal tarihin, duygunun, zihnin ve bedenin bellek yitimi orada yığın yığın bir araya geliyor. Geçmişi ve anı orada bırakırken bir anlamda gelecek de yeniden, farklı bir biçimde şekil buluyor. Tabii çöp aynı zamanda hafızanın katledilmesine de bir gönderme de bulunuyor. Birisi için değerli olan, bir başkası için tehlike görevi görüyor. Geçmişte, tehlikeli ilan edilerek meydanlarda yakılan kitaplar bunun bir örneği. Dolayısıyla öteki ilan edilen için değerli olan, tehlikeli gösterilerek ortadan kaldırılmaya çalışıyor. Neden? Çünkü hafıza yoksa hiçbir şey yok. Pek tabi artık çöpe atılanın, yok edilenin yerine başka başka şeyler konularak yeni bir hafıza yaratılıyor. Böylece geçmiş ve gelecek yeniden şekilleniyor. Bilinç değiştiği gibi tarihsel, kişisel ve toplumsal bellek üzerine kurulu bilinç de başka bir çizgiye çekiliyor. Bellek taşıyan, aktaran yerde anlamlı hale geliyor. Bir şeyin ne olduğu kadar, neden ve nasıl olduğunu da hafıza sayesinde anlamlandırıyoruz. Taşıma ve aktarma kesintiye uğradığında, diğerinde anlam bulması zorlaşıyor. Hafızanın yok olması, ortadan kaldırılması, taşıyıcı görevini yerine getirememesi bilincin de kıyımına neden oluyor. Aristo’nun çöp tenekesi ile konuşması da aslında bir anlamda buralara bir sesleniş.
Kitabınızın şiirsel ve teatral üslubu dikkat çekiyor. Yoğun felsefi bir örüntünün içinde çatışmayı şiirle verdiğiniz yerler de var. Bu özellikle tercih ettiğiniz bir biçim miydi?
Aristo’nun Rüyası aynı zamanda benim ilk tiyatro metnim. Bu anlamda teatral yapısı buradan geliyor. Şiir ise başkaldırının ve yüzleşmenin, sona yaklaşmanın çanlarını ellerinde tutuyor. Çatışma ve dışavurumu, şiirin gizemli, derin dehlizleriyle vermek istedim. Çöpteki ses ile Aristo’nun duygularının daha da yükseldiği ve dibe doğru hızlıca çekildiği aralıkta şiir devreye giriyor. Bir anlamda şiir başkaldırı ve dışavuruma elçilik ediyor. Şiir her ikisi için ve bizatihi karakterlerin kendisi için ayna görevi görüyor. Şiir burada düşünme ve varoluş biçiminin meydan okumasına dönüşüyor. Tabii tüm bunların ötesinde şiirin bende çok ayrı bir yeri var. Şiirin oyunbaz, dik başlı, derinliğe iten yolculuğunu seviyorum.