Size “daha yürümeyi bilmeden çizmeye başlayan” bir sanatçı ile tanıştırmak istiyorum: Frank Hoen! Kendisine Frank Hollywood lakabını takmış. Uzun süredir İstanbul’da yaşayan Frank ile çalışmalarını, sanatı ve İstanbul’u konuştuk.

Frank, seni ve sanat aşkını daha yakından tanıyabilir miyiz?

Geçmişime baktığım zaman hep boyayıp, çizdiğimi hatırlıyorum. Belki yürümeye başlamadan önce çiziyordum bile… Bunu verilmiş bir yetenek olduğuna inanıyorum. Ama o zamanlar bu yeteneğin işime dönüşeceğini düşünmemiştim. Liseden mezun olduktan sonra, Amsterdam’da reklamcılık okudum. Ancak, sonrasında aslında kalbimin Sanat için attığını fark ettim. Bunu ben çok seçmedim, sanki sanat beni yanına çağırmıştı. Günlük-ofis yaşam biçiminden kurtulur kurtulmaz, kendimi ve çalışmalarımı sergilere, sanat galerilerinde buldum. Şuan dünyanın farklı yerlerinde satılan poster çalışmalarım var. Bunlar beni tembel yapacağına tam tersine, daha çok çalışmamı sağladı. Her geçen gün sanat için daha aç oldum…

Canlı sanat yapıyorsun, kalabalığın ortasında sanat yapmak ve resim çizmek nasıl bir his? Stüdyodan farkı var mı?

Stüdyomu ben kendi özel alanım diye düşünüyorum, yatak odam gibi. Stüdyoda çalışmak daha çok incelememi, daha rahat organize olmamı sağlıyor. Orada bir şeyleri değiştirebiliyorum, her şey benim elimde oluyor. Canlı sanat ise çok farklı; çünkü her şey o anda, insanların gözü önünde oluyor. Tabii ki önceden bir plan yapıyorum; fakat limitli zamanımın olması ve yaptıklarımın sürekli olarak birilerinin izlemesi planları ister istemez bazen değiştiriyor. Kendimi baskı altında hissettiğim zaman bile oluyor ama günün sonunda ortaya sanat çıkıyor ve bu her şeye değiyor!

Anladığım kadarıyla, çok enerjik bir hayatın var. Çok geziyor, yeni insanlarla tanışıyorsun… Hayatındaki ilhamı nereden alıyorsun?

Evet çok gezip, yeni insanlarla tanışıyorum. Bu da hayatıma çok şey katıyor! Yaratıcılık sürekli açıp, kapayabileceğiniz, sizin her zaman elinizde olan bir şey değil. Ben ilhamımı sıradan şeylerden alıyorum; gece yolda yürürken, bir iğne mağazasında veya çizgi kitapların satıldığı bir mağazada gezerken… Eğer geziyorsam, ilham aldığım yer uçak da oluyor, yeni tanıştığım insanlarda.

Tabii, geçmiş deneyimlerim de ilhamımı çok etkiliyor. Çocukken hatırladığım şeyler yaratıcılığıma çok şey katıyor. Buna Neo-nostalji veya “hüzün” diyebiliriz. Şuan Batı ülkeleri gibi, geçmişte olan güzel şeylerden ilham almak daha doğru geliyor. Çizimlerimde, bunları ele aldığım çok oluyor. Genelde çalışmalarımın pozitif görünmelerini ve olmalarını istiyorum; çünkü hayata pozitif bakan bir insanım. Unutmayalım ki, renkler de çok önemli. Enerjimizi ve yaratıcılığımızı gerçekten etkiliyorlar.

Sanatın bugünkü hali hakkında ne düşünüyorsun?

Bugünler sanat biraz ilginç aslında. Örneğin, Doğu’ya olan ilginin ciddi çekilde arttığını görüyorum. Türkiye, Çin, Hindistan gibi geçmişi olan ülkeler kimliklerini tekrar buluyorlar ve dünyaya açıklıyorlar. Büyümekte olan ülkeler umut ve bereket mesajlarıyla beslenirken, Batı ülkeler daha çok korku ve belirsizlik içindeler. Sanat alanındaki bu değişiklikler beklenip, iyi incelenmeli. Çünkü gün geçtikçe bakış açıları değişiyor; sanata farklı bakıldıkça dünyanın yapısı değişime uğruyor.

Uzun zamandır İstanbul’da yaşıyorsun. İstanbul hakkında ne düşünüyorsun?

Aslında, İstanbul ve Amsterdam arasında mekik dokuyorum. İstanbul’a 14 yıldır geliyorum; İstanbul ile olan ilişkime biraz ilk bakışta aşk denebilir. İki farklı dünya arasındaki şehir burası; doğu batı arasındaki fiziksel ve ruhani köprü olarak düşünüyorum İstanbul’u. Fikrimce, İstanbul 8 yıl öncesinde kadar uyuyan bir devdi, sanat anlamında atılımlar yakın zamanda yapılmaya başlandı. Sonunda dev uyandı ve şimdi tüm dünyaya yayılıyor. Tabii, hala çok fazla ana adımların atılmasına ihtiyaç var. Örneğin, Hollanda’da geniş bir sanat piyasası, sektörü var; alıcı ve “tüketici” çok fazla. Hollanda’da sanat kültürün önemli bir parçası; fakir veya zengin olmak bunu değiştirmiyor. Biz de sanat bireyselliğinizi anlatmanıza yarıyor, bu bir özgürlüğümüzün kanıtı… İstanbul’da sanata karşı ilgi arttıkça, insanların zevki de değişiyor; sanatı günlük yaşamlarında görmek istiyorlar – ki bu çok güzel bir şey.

Hayatındaki idollerin kimler?

Çalışmalarını çok severek takip ettiğim sanatçılar var ama hayatımda gerçek bir idolüm yok. Paris’te Amylee diye bir arkadaşım var, kendisi muhteşem işler çıkartıyor. Ayrıca, Japon sanatçısı Que Houxo, favorilerimden.

Çalışmalarında hep kadınları kullanıyorsun…

Kadınlar çok güzel ve çok özeller; o yüzden çizimlerimdeki ana obje her zaman oluyorlar. Kadınlar sihirli, saf, kırılgan ve aynı zamanda çok güçlüler. Bunu çalışmalarıma yansıtmayı seviyorum. Çizmek benim için kadınlara olan aşkımın bir yansıması. Bence, bir kadının yüzü vücudundaki en önemli yer. Yüz, farklı modları, değişik duyguları anlatır; bir yüzde onlarca farklı anlam ve duygu bulabilirsiniz. Sanatta da böyle, o yüzden kadınlar sanata çok yakışıyorlar…

www.frankehollywood.com

Çizimler: Frank Hoen

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?