Çok güzel bir soru. Tabii ki o sırada çok bir şey anlamıyordum çünkü sadece altı yaşındaydım. Koroda şarkı söylemeye okuma yazmayı bilmeden başlamıştım. O da beni özellikle kulaksal anlamda çok geliştirdi. Çünkü çok sesli koroda söylediğiniz zaman çift sesleri duyabilmeye başlıyorsunuz. Ve bence o yıllarda kulağıma giren bütün o melodileri ve orada edindiğim şarkı söyleme refleksi eğitimini şu an hala çok fazla kullanıyorumdur, buna eminim. O zaman bilinçli yaptığım bir şey değildi, agugugu diyen bir çocuktum. CSO’da konser veriyorduk. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geliyordu mesela, ben o zaman altı yaşında smokinli bir bebeydim. Çok komik geliyor şu an düşününce ama o heyecanları o yıllarda yaşamış olmak, bence beni sonraki yıllara çok güzel hazırladı, bunu söyleyebilirim.
Heavy Sky grubuyla başlıyorsun kariyerine, İngilizce şarkılar yapıyorsun. Ardından da solo projelerinde direksiyon kırarak Türkçe’ye, kendine diline geri dönüyorsun. Bu diller ve aralarındaki farklar ifade biçimine ve müziğine nasıl katkılar sağladı?
İngilizce söylerken Hard’n Heavy gibi tarzlar söylemek daha uygun, daha rahat. Çünkü o müziğin geldiği çıkış noktaları onlar. İngilizce’de “yeah, oh yeah” gibi bazı nüanslar vardır, onlar Türkçe’de çok komik duyulur. Mesela yeni nesil rap sanatçıları ile ilgili düşündüğüm pozitif şeylerden birkaç tanesi bu çünkü o tarz jargonların Türkçe’de kullanılabileceğini gösterdiler. O güzel oldu. Artık insanlar daha açık. Ben Heavy Sky’la müzik yapmaya başladığımda “rock müzik, hard rock müzik Türkçe olabilir mi?” çok tartışılan bir şeydi. Ve çok fazla örnek de yoktu. Tabii ki çok daha çeşitlendirebilir ama aklıma ilk aşamada gelenler; Acil Servis, Pentagram, Murder King… O yüzden İngilizce yapmak o dönem tabii ki daha mantıklıydı. Bir de sürekli İngilizce müzik dinliyordum. Dürüstçe söylemek gerekirse Türkçe müziğe çok aşinalığım yoktu.