Çok uzun süredir kitap tercihim romandan yana değildi; ta ki sabah yeni uyanmış süt beyaz bir kadını andıran sade tasarımıyla, bana rafta göz kırpan “Corpus”u görene kadar. Göz gezdireyim derken gözlerimi üzerlerinde tutuklu kılan illüstrasyonları ve otopsiye yatan bedenin her organı; sanki bende yokmuş da ilk defa görüyormuşum, işlevlerini hiç bilmiyormuşum gibi beni büyülemişti. Eve geldiğimde yanında aldığım kitaplara bakmadan, okurken bana eşlik edecek kahvemi hazırladım ve sadece bir kitap okumayacağımı bilerek bu çocuğun gözlerine bakmaya başladım.

Hande Özcan’ın bu çocuğu 9 yıllık bir gebeliğin ürünü. Doğan Kitap’tan çıktı. Bir yasak aşk romanı. Türk bir baba ve İrlandalı bir annenin turuncu kızlarının, aynı kanı taşıyan iki erkeğin arasında sıkışıp kalan duygularını, otopsi masasında organlarının arasına konuşlanmış, bizim içimizdekilere kırbaç vururken buluyoruz. Bu çarpıcı hikayede bedene atılan her bir kesik bir illüstrasyonla görsel olarak sunulurken, organlar dile geliyor ve hikaye de her bir organın kendi masalından kurgulanıyor.Zaten Corpus Latince bir kelime ve beden, ceset, gövde gibi anlamlara geliyor.

İllüstrasyonlar, ünlü illüstratör sevgili Huban Korman’a ait ve tabiri caizse şaheser niteliğindeler. Her birine uzun uzadıya takılı kalıyor, hayran hayran en ince ayrıntısına kadar inceliyor, onlarla bütünleşiyorsunuz. “Corpus”, öyle misafirperver ki sizin için fonda her daim bir müzik seçiyor. Kitap adeta resim, müzik ve romanın buluştuğu bir sanat galerisi gibi. Ruhunuzu olduğunuz yerden ayırıp bedeninin içerisinde gezdirirken kan kokusu değil, Leyla’nın turunçgilleri andıran kokusunu duyuyorsunuz. Bıçak kesiklerine tek tek dokunuyorsunuz. Hande Özcan kitabı yazarken öyle bir dil kullanmış ki, olur da silkelenip kitabın içerisinden çıkacak olursanız, bu sefer de yazarın üslubuna kafa yormaya başlıyorsunuz.

“Seni kek yapar gibi yaptım ben. Bir gece uyanıp, şeker komasına girmiş gibi mutfağa sürüklenip uykumun arasından; şekere, vanilyaya, kabartma tozuna uzandım. Sonra karıştırdım bunları; ama beni affet: Hiç kimsenin tarifi, reçetesi değilsin sen. Seni ellerimle yaptım. Seni yanlışlıkla yaptım. Karıştırarak buldum seni.”

…ve bu çok sürprizli bir kitap; çünkü sadece bir kitap değil! Siz kaç kitap biliyorsunuz ki finali bir filmle çekilmiş olsun? Hokus pokuss, cevap: “Corpus”!

Kitabın sonunda bir CD karşılıyor sizi. Kabı tamamen kas dokusundan yapılma bu filmi dvd’ye koyduğunuzda asıl heyecan başlıyor ve “Keşke bitmeseydi…” dediğiniz kitabınızın yerini; “Keşke bitmeseydi…”  diyeceğiniz 45 dakikalık filminiz alıyor.

Ne cesaret ama değil mi? Her bir okuyucunun kafasında çok farklı yapılandırdığı, tamamladığı o karakterleri, içinizi sızlatan o cesur hikayeyi karşınızda buluveriyorsunuz. Filmin yönetmeni Hande Özcan, görüntü yönetmeniyse  Takva, A.R.O.G., Güneşi Gördüm, Gönül Yarası gibi filmlerden de aşina olduğunuz Soykut Turan. Müzikler Orhan Şallıel’e ait.

Hala okumamış olanlarınız varsa eğer baştan aşağı mis kokan bu deryaya (kitap demek şu dakikadan sonra haksızlık olur) bir an önce nail olmalısınız.Vuslat gerçekleştiğinde hiç de haksız olmadığımı göreceksiniz! :)

Bu kitap, bu yazın bana verdiği en büyük armağandı. Beraberinde harika bir dostluk ve hayatıma turuncu renk getirdi.Herhangi bir roman okumayacağımı bilerek başladığım bu yeni hikayenin de sizlere armağanı “Corpus” olsun! Her anlamda profesyonelce hareket edilmiş bu kitabın size bir de film tadında hazırlanmış videosu var:

Corpus’un kendi sitesinden kitaptan anektodlar okuyabilir, illüstrasyonlara göz atabilirsiniz.

 

 Corpus, Hande Özcan

Doğan Kitap, 2012, 464 sf.

 

Görseller:
http://corpuskitap.com/
http://www.handeozcan.com/corpus.html

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?