Markalarıyla herkesin beğenisini toplayan, batı- doğu sentezini bir arada hissettiğimiz, lifestyle öğesini benimsemiş ve kültürü tasarımlarla harmanlamış olan Bilsar’ın serüvenini üçüncü kuşaktan öğreniyoruz. Selman Bilal’in ağzından; kendisi ve markalarına dair vizyonuna; kendine güvenen bir dille; tanık olacaksınız…

Dedenizin kurduğu, babanız ve amcanızın geliştirdiği tekstil atölyesini bugün bir dünya markası haline getirdiniz? Bu serüven de Bilsar ve Bilstore’un başrol oynadığı hikayeyi sizden 1947’den bu yana olan sürecini anlatabilir misiniz?

Aslında dedemin dedesi de bu ticaretten geliyor. O zamanlar da ithalat yapılıyor ve sektörün en büyükleri arasında bulunuyor. Benim yönetime gelmem ile (kardeşim o zamanlar Amerika’daydı.) dünyaya açılmak için üretim düşüncesi gündeme geldi. Üretim merkezi metropollerde değil Anadolu’da olmalıydı, bu nedenle lokasyon olarak orayı tercih ettik. Hala da Çorum’da devam etmekte… O zamanlar Anadolu’da kaliteli üretim yapan tesis çok azdı. Bu nedenle herkes ‘Siz deli misiniz?’ diyordu. Tek çatı altında topladığımı bu üretim tesisinde çeşitli üretim teknikleri yapılıyor. Dalga geçenler vardı Boğaziçi’nde okudun gömlekçi oldun; diye ama bu sistemler için bilgi birikimim faydalı oldu. 1000’in üzerinde çalışanımız ile büyük sistemi yönetiyoruz. Tek çatı altında üretim yapmanın en büyük avantajı hatasız koleksiyonlar çıkartıyor olmak. Biz 10 günde aldığımız siparişi oluşturup tıra yükletebiliyoruz. Bu hıza da ulaşmış olduk. İki yıl önce bu sistemi Hindistan’a da taşıdık. Hindistan’da şu anlık 350-400 çalışanımız var fakat orası en büyük tesisimiz olma yolunda ilerliyor. Kısacası, üçüncü kuşağın daha global iş yapmak adına üretime geçmesi ile serüven devam ediyor.

Misyonunuz sizi takip edenlere lifestyle öğesini öğretmek ya da onların gözünde geliştirmek midir?

Birçok projemizle öncülük yaptığımızı düşünüyorum. Anadolu’da tekstil sektöründe ilk ciddi üretim yatırımı yapanlardan biri biziz. Yenilikler ve kültür –sanatı markalarımızla harmanlamamız nedeni ile öndeyiz. Sanat ailemizden gelen bir olgu. Kardeşim Suha’da Dot Tiyatrosu’nun üç kurucusundan biri. Bende tabii sanatla ilgiliyim, içinde olduğum kuruluşlar var. Birçok sanatçı ve tasarımcı ile de çalışmalarımız var. Sanat bizi beslediği için işimize de yansımış oldu. Bu tarz çalışmalar, farklı bir bakış ve markamızı zenginleştirmek açısından da güzel bir yol.

Kültür-sanat, teknoloji, tasarımla iç içe ürettiniz ve yeniliğe daima yer verdiniz. Bunun avantajları marka açısından düşünürsek neler oldu?  Eminim dezavantaj olacak bir durum olmamıştır.

Kültürün satışlarımıza birebir bir etkisi yok ama bizi besliyor ve farklı bakış açılarını sunmamızı sağlıyor. Marka bilinirliğimizi daha yukarı seviyelere taşıyor. Tasarımcılarla çok fazla çalışıyoruz bu hem onlara bir destek hem de markanın kalitesini arttırmaya yardımcı oluyor.

Tasarımcılarla kapsül koleksiyonların üretimi yanı sıra farklı projelere de yer veriyor olacak mısınız?

Tasarımcıların yanı sıra gelecekte tasarımcı olacak öğrencilerimize de destek veriyoruz. Her sene ESMOD iş birliğimiz ile yarışma düzenliyoruz. En iyi tasarlanmış gömleği de mağazamızda satışa çıkartıyoruz.

Fred Perry ile Dot Tiyarosu’nun işbirliği aslında tiyatro ve marka açısından bir ilk öncü diyebilir miyiz? Bu birlik beraberlik konusunda neler düşünüyorsunuz?

Dot Tiyatrosu ile sadece işbirliğimiz Fred Perry ile değil tüm markalarımız için düşünebilirsiniz. Mesela son oyunda An Original Penguin giydirildi oyunculara… Tüm Bilsar olarak Dot’un kurulduğu günden beri birlik içerisindeyiz. Bu birlikteliğimizde devam edecek.

Bu arada hep merak ettiğim bir konu var. Neden bu kadar beyaz gömleklerle özdeşleştiniz? Acaba bir anlamı mı var?

Gömleklerimizle dünya da en büyük üreticiler arasındayız. Bu kalitede çıkan koleksiyonlar ile üretim hızımız çok kuvvetli. Kalite de lider olduk. Bu nedenle bu kadar güç içerisinde herkes gibi sıradan gömlek yapmak beklentileri karşılıyor olmaz. Bülent Erkmen ile yaptığımız beyin jimnastiği sonunda farklı tasarımcılarla özgün bir çalışma yapabileceğimizi düşündük. Sadece beyaz rengi belirledik. Tek renkle tasarım yapmak ve onu detaylarda farklılaştırmak çok zor. Beyaz, tasarımı hem gösteren hem de göstermeyen bir renk. Bu zorlukta bizim gibi gömlekte güçlü bir markayla özdeşleşti.

2013′te yeni işbirlikleri tasarım sanat bazında olacak mıdır? Bize biraz ipucu verebilir misiniz?

Olacak tabii ki. Her sene birçok proje de bulunuyoruz. Markalarımızda sanat ve tasarım projelerinde bir araya geleceğiz.


Selman Bilal olarak gece ve gündüz giymek üzere markalarınızdan neler seçerdiniz? Renkli giyinmeyi sevdiğinizi tahmin ediyorum sizi renkli pantolon ve ayakkabı ile görmüştüm.

Farklı giyinmeyi seviyorum. Ayakkabıda Fred Perry, An Original Penguin, Bil’s gömlekleri Austin Reed trikoları kullandığım parçalar arasında… Gündüzden başlayıp geceye kadar devam ettiğim parçalar benim stilimi oluşturuyor. Yani günün her saatine ayak uyduranlar…

 Muji diğer markalarınız yanı sıra kategori bazında çok farklı bir yerde. Bu durumda Muji’yi seçme nedeniniz neoldu?

Yurtdışı seyahatlerimde karşılaştığım bir markaydı ve genel tarzı ile beğenimi toplamıştı. Getirmesi biraz zor bir markaydı. Çünkü haritayı alıp şurada, burada olalım diye seçerek konumlanıyorlar. Biz bir anda o yöntemlerini yıkıp 2-3 kategori atlamış olduk. Türkiye’ye getirdik. Ortadoğu’da hiç yoklar. İtalya’dan sonra Türkiye’ye girdiler. Türkiye gündemlerinde yoktu ama biz gündemlerine getirmiş olduk. Japonlarla iş birliği içerisinde olmaktan çok mutluyuz. Bizi çok ilerletti. Farklı bir kulvarda söz sahibi yaptı. Sanki bizden başkası da bu marka ile birlikte olamazdı.

Bil’s gömleklerini Türk iş adamı ve iş kadınlarından birer isimle kimlere yakıştıracağınızı söyleyebilir misiniz? Mesela ben bir an için Recep Tayyip Erdoğan’ı konuşması sırasında Bil’s gömleği içinde hayal ettim. Belki de gerçek olmuştur…

Gömlekleri her zaman mankenlerde sunmakta kaygı duyuyorum. Birisi ile özdeşleştirmekte bu kaygılarımı arttırıyor. Kişilendirilmemeli! Tabii ki Başbakanımızın giymesini çok isteriz. Hoş ve anlamlı olur. Kişilerle özdeşleştirilmesinden ziyade, tasarım ve sanatla özdeşleşmesi bizim için önemli. Markanın kimliği, kişilerin pozisyonları ve yaşadıkları ile kombinledikleri ile değişime uğrayabiliyor. Halktan kişilere giydirdiğimiz Taksim sokaklarında çektiğimiz bir sergimiz var. Bizim için işte bu dediğimiz bir proje.

Lifestyle markası yarattınız sizin hayatınızda da lifestyle öğesinin konumunu merak ediyoruz. En son gittiğiniz sinema? Konser? Tiyatro vb.

En son tiyatro olarak Dot’a değil, Ben Bertolt Brecht’e gittim. Sinema olarak en son Amour’ a gittim. Michael Haneke en sevdiğim yönetmenler arasında. Yurtdışında fırsat buldukça konserlere gitmeyi çok seviyorum. Kitap konusunda ise; birçok kitabı birden okuyorum. Başucumda birden çok kitap oluyor ve bölüm bölüm okumaya çok yatkınım. Kategorileri farklı farklı… İş, sanat, özgeçmiş, roman az olmakla birlikte harmanlı bir okuma sistemim var. Haruki Murakami’nin 1Q84 isimli kalın ciltli kitabını okumaya çalışıyorum.

Bilsar Binası Pera’da. Gününüzün büyük bir bölümü Pera’da geçiyor olmalı. Pera’daki duraklarınız neler? Neden tercih ediyorsunuz?

Akşamları çok fazla buralarda vakit geçirmiyorum çünkü gündüz buradayım. Burada vazgeçemediğim tabii ki yerler var. Özellikle son dönem gözdesi; ‘Gram’. Şirketimizin yemekhanesi gibi… Şimdi Cafe’de hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim yerlerden! Culinary Institute , AUF… Akşam için vazgeçemediğim nokta Mikla. Manzarasından dolayı Georges Hotel bana rastlayabileceğiniz mekanlar arasında.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?