Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz: "Ben Kimim" Sorusuna Eğlenceli Bir Yanıt

Bir Meşrutiyet Faciası yahut Gündüzlerimiz, Seyyar Sahne’nin tıpkı diğerleri gibi bu sezonun en sevilesi oyunlarından biri. Volkan Çıkıntoğlu, zekice bir metin yazmış, yetmemiş yanına Hakan Emre Ünal’ı ve Doğu Can’ı da alarak bize eğlenceli bir oyun şöleni yaşatmış. Nasıl’ını anlamak için gelin hep birlikte oyunu, metin ve oyunculuklar olarak iki ana gruba ayıralım sonra da beğenimizi masaya yatıralım.


Işıklar yanıyor, sahnede beyazlar içinde üç erkek başlıyor konuşmaya, biri sevgilisiyle, biri patronuyla, biri de ablasıyla. Planlarına göre her şey çok güzel olacak, ya muradına ya da terfisine erecekler diye beklerken bir bakıyoruz ki, hepsi sanki bir yere, ölmek üzere olan adamın bilinçaltına ışınlanmışlar. Sonrası ise tam bir sorgulama silsilesi. ‘Ben kimim?‘ diye başlıyor, sorularının cevabını bulamadan bambaşka yerlere sürükleniyorlar. Aslında aynı kişiler derken, ayrı dünyanın insanlarının bir özetini bize geçiyorlar. İnançlar, hayaller, gerçekler, bir de üstüne edebiyat ekleniyor ve biz bu arap saçı hallerinden, ‘ben kimim, sen kimsin’ sorularından başlayarak, kafamızda tuhaf sorularla nasibimizi alıyoruz. Aslında üç insan nevi şahsına münhasır gibi görünse de, şu hayattaki genel insan manzalarından bir demet sunuluyor. Hayalleri için işini ve gemilerini yakan da biziz, her sabah gün doğmadan yola koyulup otobüslerde cama yapışarak işe giden de, cinsel kimliğini açıklamaya korkan da, belki şimdi bir baltaya sap olamasak da ileride bir işi kotarmak için umudu olan da biziz. Bu noktada ‘ben kimim’ sorusunun da bir önemi kalmıyor. Ölüm kavramını değil de şimdi ne yapıyorsun’u sorgulatmak amaç sanki. Hayat geçiyor, kuşlar uçuyor ama bizim de ömrümüz geçiyor, değerini bilmek, ona iyi bakmak gerek. Bu bilinçaltı insanlar, onların düşünceleri, değerleri bizim kafamızın içinde de az dönmüyor hani. Belki sadece birini belki çok daha fazlasını yaşattığımız en az kırk gol atabilecek güçteki bu üç insanın bize anlatmak istediklerinin altını çizerek bir kenara yazmak ödevimiz olmalı. Sonra bu insanlarla rüyalarda buluşamayacağımıza göre notlarımıza dönüp dönüp bakarak içselleştirmek en önemli iş. Bu arada o meşrutiyet, bildiğimiz bir meşrutiyet değil ama bir meşrutiyet sonuçta. (Nasıl yani? diye sorduğunuzu duyar gibiyim ama oyunu izleyince ne dediğimi anlayacaksınız.)









