Hiç elinize aldığınız bir Vogue dergisinin hikayesini merak ettiniz mi?

Herhangi bir derginin basım sürecinden bahsetmiyorum. Trendlerin sürekli değiştiği, biz baharı yaşarken gelecek sonbaharın planlarının yapıldığı o dinamik, ihtişamlı dünyadan bahsediyorum. Gelin, Türkiye’de ve dünyanın birçok köşesinde moda dendiğinde akla ilk olarak Vogue ekibi gerçekten nasıl bir dünyada yaşıyor ekibin sözleriyle size anlatayım.

Vogue Nasıl Hazırlanıyor?

Voguetr-

3 Mart Pazartesi akşamı Vakkoesmod’un katkılarıyla Zorlu Center’da Vogue Türkiye yayın koordinatörü Özge Sarıkadılar ve Vogue Türkiye kreatif direktörü Zeynep Üner’in ağzından Vogue’un gerçek hikayesini dinleme fırsatı yakaladık.

fotoc49fraf-2

Zorlu Center’a doğru giderken “The Devil Wears Prada” (Şeytan Marka Giyer) filmini hatırladım ve konuşmacıların da o yönde olmasını bekledim aslında. Ama sonuç bambaşka çıktı!

Düşündüğümün tam aksine, Vogue ekibinin kıyafet ve ayakkabıları olan büyük odaları, süslü bir yaşantıları yokmuş. Bunun yerine 3 hafta içine sıkıştırılmış yoğun tempolarında sürekli yaratıcı olmaları beklenen bir ekip karşımızdaydı. Bu işin en zor kısmı çok planlı olmak ve her zaman geleceği anlatan işler yapmak diyor Vogue ekibi. Tüm o çekimler, röportajlar ve yalnızca 3 hafta… Çok iddialı değil mi?

Moda dergisi hazırlamanın bir diğer zorlu yanı ise her zaman geleceği öngörerek ama bugünü de düşünerek planlama yapmak ve konsept hazırlamak. Biz Mart sayısında bahar-yaz trendlerini öğrenirken şu an Vogue ekibi 2014-2015 sonbahar – kış çekimlerine ve derginin Eylül – Ekim sayılarına konsantre olmuş durumda. Ama bir yandan da sosyal medyadan günümüzü yansıtan içeriklerine de devam ediyorlar.

Konuşma sırasında en çok tartışılan konu Vogue’un çekimlerinin hep yurt dışında ve yabancı modellerle yapılıyor olmasıydı. Dinleyicilerden (benim de dahil olduğum) büyük bir çoğunluk bizim sokaklarımızda, bizim modellerimizle yapılan çekimleri görmek istediklerini belirttiler.

Sonra öğrendik ki, Londra, Milano sokaklarında çekim yapmak serbestken İstanbul’un sokkalarında ve Galata, Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı vb. birçok noktasında çekim yapmak yasakmış.

Türkiye’de bozulmamış tarihi bir alan bulmak her yerin reklam alanına dönüşmesi nedeniyle çok zor olmaya başlamış.

Türk modellerin sayılı olması ve yabancı modellerin yurt dışında yaşaması gibi sebeplerden dolayı Vogue sayfalarında yabancı modelleri görmeye devam ediyor olacağız. Ama ekip, Karadeniz ve Mardin’de de çok başarılı çekimler gerçekleştirdiklerini ve Türkiye’den vazgeçmediklerini de belirtiyor. Ekibin yoğunlaştığı konulardan bir tanesi de yabancı modellere Türk tasarımcıların koleksiyonlarıyla çekim yapmak.

Vogue dünyasının bir başka yanı ise, sürekli yaratıcı olmaları gerektiği için her zaman yeni keşiflere açık bir şekilde yaşıyor olmaları. Akşam bir barda eğlenirken ya da anne gezmesine giderken bile bir yandan sürekli çekim yapabilecek daha iyi bir yer bulma umudu ve fikirleriyle dolular.

Tüm bunları kotarabiliyorsanız defileler, uzun mesailer ve yaratıcı bir fikrin sonunda gelen mükemmel haz dolu bir yaşam Vogue ekibinde mevcut. Ekibin özellikle söylediği ise; moda dergiciliği yapmak mevki, para sahibi olmak için değil gerçekten moda, yaratıcılık ve yeni şeyler keşfetme arzularını karşılayan bir iş.

Söyleşinin sonlarına gelirken benim sorum sokak modası ile ilgiliydi.

“Bir tarafta Vogue’un profesyonel fotoğrafçılar, modeller ve dekorlarıyla yapılan dünyası, diğer bir tarafta da sokak modasını yansıtan bloggerlar var. Bunlar sizin gözünüzde ayrı iki dünya mıdır? Kesişiler mi? Ya da bir noktada birleşecekler mi?”

İki konuşmacıdan birbirine zıt iki farklı cevabın geldiği bu sorunun doğru bir yanıtı yok sanırım. Peki sizce? :)

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?