Borusan Contemporary’de İki Yeni Sergi: Gördüğümüz Şey Ne Kadar Gerçek?
Bir görüntüye baktığımızda gerçekten ne görüyoruz? Gözümüzün önündeki dünyayı mı, onu kaydeden kameranın seçtiği bir kadrajı mı yoksa hafızamızın zaman içinde değiştirdiği başka bir görüntüyü mü? Gündelik hayatımız giderek daha fazla ekran, veri ve hesaplama sistemi üzerinden şekillenirken gördüklerimizle gerçek arasındaki mesafe de değişiyor. Borusan Contemporary’nin 2026–2027 sezonunu açan iki sergi tam da bu noktada buluşuyor. Dr. Kumru Eren küratörlüğündeki “Perili”, görüntünün makine zekâsı çağındaki dönüşümüne bakarken; Dr. Fırat Arapoğlu küratörlüğündeki “Olivo Barbieri: Zaman Mekân Geometri” bildiğimiz coğrafyaları farklı ölçek ve perspektiflerden yeniden görmeye davet ediyor.
Perili | Haunted

Adını, 2011’den bu yana Borusan Contemporary’ye ev sahipliği yapan tarihi yapıdan alan “Perili”, Perili Köşk’ün geçmişinden bugünün görünmez sistemlerine uzanan yeni bir hikâye kuruyor. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan hazırlanan seçki, teknolojiye bir araç olarak bakmak yerine daha temel bir sorunun peşine düşüyor: İnsanın görüntü üretimindeki konumu değişirken, gerçeklik ve hafıza nasıl dönüşüyor?
Daniel Canogar, DRIFT, Marco Brambilla, Memo Akten, Quayola, Rafael Lozano-Hemmer, teamLab ve Zimoun gibi yeni medya ve teknoloji temelli üretimleriyle öne çıkan sanatçılar, Kemal Önsoy’un kâğıt üzerine analog işleriyle aynı sergi içinde buluşuyor. Farklı dönemlere ve medyumlara ait eserler arasında görüntünün nasıl oluştuğuna, neyi temsil ettiğine ve ardında hangi görünmez sistemleri bıraktığına uzanan yeni ilişkiler kurulması da kaçınılmaz oluyor.
Doğa Bir Veri Setine Dönüşürse
“Perili” boyunca karşımıza çıkan ”doğa”, bildiğimiz anlamıyla sabit bir manzara olmayı reddediyor.
Memo Akten’in “Dalgalar 2.0: Toprak” adlı çalışması, yerkabuğunun çok uzun zaman dilimlerine yayılan hareketlerini algoritmalar aracılığıyla görünür hale getiriyor. Quayola’nın “Akşamın Etkileri” işi ise çiçek görüntülerini veri setlerine dönüştürerek resimsel olanla hesaplamalı görüntü arasında yeni bir alan açıyor.
teamLab’ın dijital şelalesinde fiziksel olarak akan bir su yok; fakat hareket, çevre ve izleyici arasındaki ilişki, bize tanıdık bir doğa deneyimini yeniden kuruyor. DRIFT’in ”Kodlanmış Doğa 1” adlı çalışması da kuş sürülerinin kolektif davranışlarından hareket eden ve izleyicinin varlığına tepki veren bir sistem yaratıyor.

Bu işlerde doğanın veriye çevrildiğini, hesaplandığını, yeniden üretildiğini ve kimi zaman izleyiciyle birlikte değişmeye devam ettiğini söyleyebiliriz.
Serginin başka bir katmanında ise görsel hafızamızın zaten ne kadar “üretilmiş” olduğu ortaya çıkıyor.
Marco Brambilla’nın “Cennetin Kapısı”, Hollywood imgelerini kesintisiz bir dijital akış içinde bir araya getirerek yıllar boyunca biriktirdiğimiz popüler kültür görüntülerini yeni bir bütünün parçasına dönüştürüyor. Daniel Canogar’ın “250 K” adlı çalışması ise geri dönüştürülmüş bakır kabloları hareketli görüntülerin üzerinde dolaştığı heykelsi bir yüzeye çeviriyor.

Kemal Önsoy’un figürasyon ve soyutlama arasında hareket eden çizimleri ise serginin yoğun teknolojik atmosferi içinde farklı bir ritim yaratıyor. Kâğıt üzerinde bırakılan fiziksel izler ile hesaplama sistemleri aracılığıyla ortaya çıkan görüntüler yan yana geldiğinde, “analog” ve “dijital” arasındaki ayrım da düşündüğümüz kadar kesin görünmüyor.
“Perili”, bütün bu karşılaşmaların sonunda izleyiciye bazı sorular bırakıyor: Görüntüyü kim üretiyor? Gördüğümüz şey ne kadar bize ait? Gerçekliği hâlâ yalnızca insan deneyimi üzerinden tarif etmek mümkün mü?
Zaman Mekân Geometri

Perili Köşk’ün diğer katlarında ise bakış başka bir yöne çevriliyor: İtalyan fotoğraf sanatçısı Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Zaman Mekân Geometri”, sanatçının 1999–2023 yılları arasındaki pratiğinden beş önemli seriyi bir araya getiriyor.
Barbieri yaklaşık kırk yılı aşkın süredir şehirleri, doğal alanları ve tarihi yapıları çoğunlukla kuşbakışı görüntüleyerek ölçek ve perspektifle oynuyor. Sonuçta ortaya ilk bakışta tanıdık gelen ancak biraz daha uzun baktığımızda neredeyse bir maket ya da sahne dekoruna dönüşen manzaralar çıkıyor.

Serginin merkezinde, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu siparişiyle üretilen “Zaman Mekân Geometri” serisi bulunuyor.
Barbieri, Perge, Kibyra, Laodikeia, Hierapolis, Aphrodisias, Efes, Sagalassos, Side ve Myra olmak üzere Anadolu’daki dokuz antik kenti fotoğraflıyor. Tiyatroların yarım daireleri, oturma sıralarının ritmi, sahne boşlukları ve taş yüzeyler kuşbakışı kadrajlarla neredeyse geometrik kompozisyonlara dönüşüyor.Antik kent böylece zaman içinde yeniden görülen, hatırlanan ve temsil edilen bir görüntü olarak karşımıza çıkıyor.
İki Sergi, Aynı Soru
İlk bakışta “Perili” ile “Zaman Mekân Geometri” birbirinden oldukça farklı iki dünyaya ait görünüyor. Birinde algoritmalar, veri sistemleri ve yapay zekâ; diğerinde fotoğraf, mimari, doğa ve tarihi coğrafyalar… Fakat biri fotoğrafın, diğeri sistemlerin içinden aynı soruyu soruyor: Gördüğümüz şey ne kadar gerçek, ne kadarı onu görme biçimimizin sonucu?
Perili Köşk’te yeni sezonu gezerken yapılabilecek en iyi şey, gördüğümüz her görüntünün önünde birkaç saniye daha fazla durmak. İki sergi de 19 Eylül’de başladı, 15 Ağustos 2027 tarihine kadar sürecek. Ajandanıza not etmeyi unutmayın. Bilet detayları için buraya tıklayabilirsiniz.
Artsy Magger
İlk yorumu siz yazın!