‘Kitapları sevmeyen insanları da sevemedim hiçbir zaman.’ – Sabahattin Ali

FullSizeRender

 

 

kitap - anne frankAnne Frank – The Diary Of A Young Girl

Yurt dışına gidenlerden siz ne istiyorsunuz bilmiyorum ancak benim ne istediğim malum; kitap. Hollanda’da iki yıl boyunca ailesiyle birlikte Naziler’den saklanan Anne Frank’in günlüğü de bunların arasındaydı. Gencecik bir kızın tuttuğu masum bir günlüğün, 60’tan çok dile çevrilen tarihi bir belge niteliği taşıyacağını o zamanlar kimse tahmin etmezdi muhakkak. Ama, Anne toplama kampında tifüsten öldükten sonra babası Otto Frank, günlüğü basım için yayımcıya verdi ve insanların yaşadığı olaylar, ergenlik çağındaki bir kızın gözünden bugüne kadar geldi. Oldukça etkileyici, dokunaklı ve hüzünlü bir kitaptı. Okunmalı…

 

kitap - cemil mericCemil Meriç – Jurnal II

Cemil Meriç’e olan hayranlığımı artık herkes ezberledi neredeyse. Bu kitabında, düşünce adamı portresinin aynı sıra aşık bir adam olarak da karşımıza çıkıyor. Lamia Hanım’a yazdığı tutukulu aşk mektupları bulunuyor bu kitapta ve böylece, Meriç’in farklı bir yönü de okuyucuyla buluşuyor. Sonunda ne oluyor? Maalesef, yine kaçınılmaz bir yalnızlık. Yine derin düşünceler, yine kırgın ve öfkeli bir adam, yine günümüzde dahi geçerliliğini koruyan teoriler… Cemil Meriç kesinlikle herkes tarafından okunması gereken bir yazar. Henüz okumadıysanız ‘Bu Ülke’ ile başlamınızı öneririm.

 

kitap - panait istratiPanait Istrati – Kodin

Bu ayın ikinci kez okuyacağım kitabıydı ‘Kodin’. Panait Istrati’nin duru ve etkileyici anlatımıyla su gibi akan, akarken okuyucusunu düşündüren ve kalbine dokunan müthiş bir öykü. Mahalleye yeni taşınan küçük Adrien ve iri yarı, kaba ancak merhametli Kodin’in dostluğunu anlatan, finaliyle ise beni benden alan kitap, seneler evvel ortaokulda okuduğumda neler hissetmişsem, aynı duyguları yeniden yaşamama sebep oldu. Yanlış okumadıysam, Türkiye’de bir dönem yasaklanmış bu kitap. Gerekçesini bilemiyorum ancak, her yaştan insanın, her dönem okuyabileceği, okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

 

kitap - trevanianTrevanian – İnfazcı 

‘Katya’nın Yazı’ ve ‘Şibumi’den sonra yazarın okuduğum üçüncü kitabı ‘İnfazcı’.  Jonathan Hemlock, gizli servislerin vazgeçemediği usta bir infazcıdır. Ancak ajanlığı bırakıp emekli olunca, sanat danışmanı olarak hayatına devam etmektedir. En büyük hobisi ise tablo koleksiyonudur. Tam da sakin bir hayat sürdüğü sırada, eskiden çalışmış olduğu örgütten bir teklif gelir. Önce teklifi kabul etmek istemese de, tablolar söz konusu olunca, son kez bir işin peşine düşecektir. Bütün kitap boyunca temposu düşmeyen ve son 3-4 sayfada gizemi çözülen, keyifli bir aksiyon kitabı. Yazın deniz kenarında okumak için bire bir. Ancak asla bir ‘Şibumi’ değil…

 

kitap - joanne greenbergJoanne Greenberg – Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Joanne Greenberg’in kendi hayatından yola çıkarak yazdığı kitapta, şizofren bir genç kızın yatırıldığı hastanede yaşadıkları anlatılmakta. Dış dünyaya tahammül edebilmek için, kendine ait bir iç dünya yaratan ve bir süre sonra çatışmaya başlayan bu iki dünya yüzünden sıkıntı yaşayan genç kızın, müthiş hayal gücüne tanıklık etmek oldukça ilgi çekiciydi. Bu tip hastaların iç dünyasını merak edenlerin merakla okuyacağını düşünüyorum.

 

kitap - cemil kavukcuCemil Kavukçu – Üstü Kalsın

‘Başkasının Rüyaları’ adlı öykü kitabını o kadar beğenmiştim ki, ‘Üstü Kalsın’ı okumak için sabırsızlandım. Ancak iki kitabı mukayese etmek haksızlık olur bana göre. Kitaptaki öyküler elbette ki kötü değil. Keyifle ve ilgiyle okunuyor ama ‘Başkasının Rüyaları’nda bir öyküyü bitirdiğimde, bir sonraki için heyecanlanır, elimden bırakamazdım. Bu kitapta öyle bir durum yaşamadım maalesef.

 

kitap - haruki murakamiHaruki Murakami – Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu

Kitabın konusu burada anlatamayacağım kadar uzun ve komplike. Ancak fantastik görünümlü, metaforik öğelerle süslenmiş, tempolu bir kitap olduğunu söyleyebilrim. Adı gibi uzun bir kitap olmasına rağmen, seri bir şekilde okudum. Kurgu açısından da beğendim ancak, çoğu insanın aksine Murakami’ye öyle derin bir hayranlığım yok. Hatta hayran olduğumu bile söyleyemem. Bana göre Murakami biraz şişirilen bir yazar. Kitaptaki benzetmeler, çağrışımlar, dikkat çekilen noktalar iyi hoş da, hiçkimsenin evvelden düşünmediği şeyler değil. Yani, kurgu ve karakterler dışında yeni bir şey almadım kitaptan. Yine de, hazır yaz yaklaşıyorken, bir tatil kitabı olabileceğini de belirtebilirim.

 

kitap - sabahattin aliSabahattin Ali – Sırça Köşk

Çok sevdiğim Ali’nin yazdığı onlarca öykünün birkaçından oluşan kitabı, elbette keyifle okudum. Özellikle ‘Masallar’ kısmındaki öykülere bayıldım!  Bakanlar kurulunun kararıyla apar topar toplatılan öykü ‘Sırça Köşk’ de işte bu bölümde bulunmakta. Devlet yapısını ve iktidardakileri eleştirdiği masal tadındaki öyküyü burada anlatmayacağım ancak, kitapta okuduğum diğer öykülerden sonra kapanışın ‘Sırça Köşk’le olması tam isbet olmuş.

 

kitap - umberto ecoUmberto Eco – Baudolino

Eco’nun okuduğum ilk kitabı olduğu için oldukça heyecanlıydım. Karakterlerin fazlalığı sebebiyle ilk 50 sayfada biraz sıkıntı yaşasam da, adapte olduktan sonra kitap su gibi akıp gitti. Kitapta, Baudolino adlı genç bir adamın İmparatorla yakınlık kurmasıyla birlikte gelişen olaylar anlatılmakta. Bizanslılardan Latinlere, Haçlı seferlerinden binbir türlü dalaverelere kadar, baştan sona temposu düşmeyen ancak dikkat verilerek okunması gereken bir hikaye. Biraz erkeksi bir kitap gibi görünse de, araya serpiştirilen aşklar sayesinde hikaye biraz da olsa yumuşuyor. Kitabı daha iyi kavrayabilmek için ileriki yıllarda tekrar okumayı düşünüyorum.

 

kitap - murat mentesMurat Menteş – Ruhi Mücerret

Popüler olan kitapları pek okumuyorum. Okusam dahi, popüleritesinin geçmesini bekliyorum çünkü kitap hakkında o kadar çok konuşuluyor ki, henüz okumadan tadı kaçıyor diye düşünüyorum. ‘Baudolino’yu okuyup bitirdikten sonra ‘Ruhi Mücerret’i okumak kesinlikle doğru bir karar oldu. Özgün karakter, keyifli bir üslup ve sürpriz gelişmelerle, rahatlamak için bire bir bir kitap bana göre. Okuduğum sürece mütemadiyen gülmemin yanı sıra, Menteş’in dokundurmalarını da oldukça sevdiğimi belirtmeliyim. Kafamı yoracağını düşündüğüm kitaplardan sonra, bir Murat Menteş yahut Alper Canıgüz kitabı koymak bana iyi geliyor.

 

Şubat ayındaki rehavetimden sonra, martta biraz toparladım sanıyorum. Yine de geçen seneki hızıma ulaşabilmem pek mümkün görünmüyor. Bir acelem olmadığı gibi, büyük bir telaş içindeyim de aynı zamanda. Böyle, çelişkilerle dolu bir insanım işte; bütün kitapları okuyamayacağımı bildiğim halde, bütün kitapları okumak isterim. Bu ayın öne çıkan kitapları ise The Diary Of A Young Girl, Jurnal II, Kodin ve Baudolino oldu.

Bir ara, herkesi sevmem gerektiğini inanmış, bunun için çabalamıştım. Ancak, kabul etmek ve sevmek arasındaki farklı anladığımda, bu stresten kurtuldum. Kişi, neyi sevip sevmediğine karar vermekte özgürse eğer, ki özgürdür elbette, kitapları sevmeyebilir. Bense, bazı insanların kitapları sevmemesini kabul edebilirim. Saygı duymasam da, aynı ortamda bulunuyorsak saygı gösterebilirim, ama o insanı sevmem, sevemem. Bu açıdan baktığımda, kendimi hayvanseverlere benzetirim hep. Kitaplardan korkanları, kitapları sevmeyenleri anlayamam. Daha da ötesi antipatik bulurum. Hatta kitapları sevmeyenlerin insanları sevemeyeceğini falan düşünmüşlüğüm olmuştur. Bu tip insanları anlamaya çalışmam çünkü ilgilenmem. O yüzden, Sabahattin Ali’nin başta paylaştığım sözünü çok severim çünkü bu söz bana yalnızlığımı unutturur. Kitap okumanın en güzel yanlarından biri de budur işte; kalabalığın acayip bulduğu bazı düşüncelerinizi paylaştığınız biriyle karşılaşırsınız ve yalnız olmadığınızı görürsünüz. Ölü ya da diri, ne farkeder?

Bunca zamandır yazı yazıyorum, duygu ve düşüncelerimi sizinle paylaşıyorum. Kitaplar konusunda biraz üşütük olduğumu kabul ediyorum. Belki başka konularda da öyleyimdir, bilemem. Ancak, beni takip edenler de yazılarımı bu yüzden okumuyor mu zaten? Gelecek aya kadar, herkese bol kitaplı günler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?