Doğrusunu söylemek gerekirse bu yazımı, güneşli bir mayıs günü yazacağımı düşünmüştüm. Fakat, İstanbul’da soğuk bir sonbahar havası hakim. Yağmurun karşısında, kahvesini içip kitap okuyanlar için ideal bir havayken, yazın gelmesini dört gözle bekleyenler için, bu yağmur ve soğuk tam bir hayalkırıklığı olsa gerek. Kitap okumak için belli bir mekan, zaman yahut mevsim aramışlığım yoktur. Geçen ay da birbirinden ilginç kitaplar okudum. Yalnız bir ara, çok ağır birkaç kitabı art arda koymuşum, bilmeden. İki hafta kadar migren ağrısı çektim.

photo 1

Nisan ayına bir göz atmaya başlayalım öyleyse;

kitap - hababam sinifiRıfat Ilgaz- Hababam Sınıfı

Hayatımda ilk defa bir kitap, film uyarlamasından daha az keyif verdi bana. Hababam Sınıfı’nı o kadar çok izlemişim, o kadar ezberlemişim ki, kitabı okurken hayal edeceğim hiçbir şey yoktu. Bazı karakterler filmdekinden farklı ve yine bazı olaylar daha değişik seyrediyor, ama gelin görün ki benim zihnimde filmi dönüp durdu. Rıfat Ilgaz’ın dili ve üslubu çok hoşuma gitse de, beklediğim keyfi alamadım.

kitap - momo Michael Ende- Momo

İnsanların durmadan koşuşturmalarını, servet ve şöhret uğruna sevdiklerinden uzaklaşmalarını ve adeta birer makinaya dönüşmelerini anlatan harika bir kitap! Hikaye ve karakterler kesinlikle çok özgün, yazarın dili sade ve açık. Yazarın verdiği mesajlar okuyucuya ulaşıyor ancak okuyucunun gözüne sokulmuyor. Ben kitabı çok beğendim ve keyifle okudum. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

kitap - suzan defterAyfer Tunç- Suzan Defter

Ayfer Tunç ve çoğunlukla depresif bir havanın hakim olduğu kitaplarının bağımlısıyım. Uzun süre okumasam kendimi eksik hissederim. ‘Suzan Defter’i okurken de asla hayal kırıklığına uğramadım. Suzan’la ilgili anıları olan, iki kişinin tuttuğu, iki tane günlük, bir kitapta toplanmış. Kitabın kurgusunu sevmemin dışında, biçimsel olarak da okuduğum bütün kitaplardan farklıydı. Önce anlayamadım ve biraz yadırgadım ama sonrasında alıştım. Yazarın diğer kitaplarını severek okuyanlar, bunu da oldukça beğeneceklerdir bence.

kitap - sineklerin tanrisiWilliam Golding- Sineklerin Tanrısı

‘Sineklerin Tanrısı’ çok merak ettiğim bir kitaptı ve okumak için oldukça sabırsızlanıyordum. Merakla ve ilgiyle okumama rağmen, yaptığım çıkarımlar yerinde mi değil mi diye çok sorguladım ve bu durum bende kitabı anlayamadığıma dair şüpheler oluşturdu. Böyle olunca, motivasyonum biraz düştü tabii. Ancak, Mina Urgan’ın son sözüyle taşlar yerine oturdu, rahat bir nefes aldım. Konu, bir adada yaşamak zorunda olan çocukların mücadelesi diyebilirim. Öte yandan bu açıklama, kitabın okuyucuya göstermek istediklerinin yanında tabii ki yeterli değil. Şöyle ifade edeyim; adadaki sevimli çocukların, neşeli hikayesini okuyup keyifleneceğinizi düşünmeyin, yanılırsınız.

kitap - cocuklugun soguk geceleriTezer Özlü- Çocukluğun Soğuk Geceleri

Tezer Özlü, duygularını çok yalın ve olduğu gibi anlatan, ancak okuyucuyu kalbinden vuran ender yazarlardan biri sanıyorum. Kısacık kitapta o kadar güzel tespitler, o kadar derin ve etkileyici duygular vardı ki, bir solukta okudum. Özellikle, pazar günleriyle ilgili yazdıkları hala aklımda. Yine de bana göre, Tezer Özlü tespitleriyle değil, çok daha fazla, ulaştırdığı katıksız, abartısız, kaygısız ve gerçek duygularıyla okuyucunun gönlüne girmekte.

kitap - iceriden olmekRobert Silverberg- İçeriden Ölmek

Bilim kurgu türü kitaplar yazdığını öğrendiğim Robert Silverberg’in bu kitabını, pek de severek okuduğumu söyleyemeyeceğim. Bana göre orta şeker bir kitaptı, okumasam fazla bir şey kaybetmezdim. Geriye dönüp düşündüğümde, kitapla ilgili hatırladığım neredeyse hiçbir şey yok. Hal böyleyken, yazmamın bir anlamı da yok.

kitap - gencligim eyvahTarık Buğra- Gençliğim Eyvah

Önceki kitaba kara mizahla karışıkık, depresif bir hava hakimdi. Ardından ‘Gençliğim Eyvah’la birlikte, kısa bir buhran dönemine girdim. İhtiyar ve Delikanlı etrafında dönen olayların ışığında kitap, Türkiye’deki anarşinin bir otopsisidir aslında. Çok etkileyici bir kitap. Hatırladığım kadarıyla en son bir kitap karakterinden korktuğumda ortaokuldaydım. İkincisi ise şimdilik İhtiyar. Çok akıcı bir kitap olduğunu, çok kolay okuduğumu, okurken çok keyif aldığımı söyleyemem. Ama önemli tespitler ve oldukça etkileyici cümleler var. Zorlasa da biraz, okuyun bence.

kitap - dinle kucuk adamWilhelm Reich- Dinle Küçük Adam

İlk sayfasından son sayfasına kadar okurken, dayak yiyormuş etkisi yaratan acayip bir kitap. Freud’un da dostu olan Reich öyle bir manifesto yazmış ki, ‘ben’ diyen nice insan kendinden şüphe eder. Çok sert ve neredeyse tehditkar bir üslupla yazılmış kitap, her ne kadar küçük adamları hedef gösterse de, bana sorarsanız Reich onlarda –yani bizlerde ve herkeste- bir bilinç, bir aydınlanma uyandırmaya çalışmakta; hal, düşünce, tavır ve davranışlarımızı sorgulamamız için fırsat yaratmaktadır. Kısacık bir kitap ve bitirdiğimde aptala döndüm. Kesinlikle okumalısınız.

kitap - dahaHakan Günday- Daha

Bunca sarsıcı kitaptan sonra biraz nefes alacağımı düşünmüştüm ancak yanılmışım. Yine kurgusu, dili ve üslubuyla etkileyici bir kitap var karşımızda. ‘AZ’ı bir solukta okumuş, ‘Piç’i ise yarım bırakmıştım. ‘Daha’yı ise çok severek okudum. Hakan Günday, kurguladığı hikayeyle beni yine kendine hayran bıraktı. Özellikle, ülkesini yasal olmayan yollardan terk etmeye çalışan insanların bekletildiği depoda, ufak bir ülke kurulması ve orada dönen olaylara ve bu bağlamda ortaya çıkan metaforlara tek kelimeyle BAYILDIM! Bazıları kitabın çok sert olduğunu söylüyor ancak ben, ‘AZ’ın yanında, yazarın bu kitabını oldukça yumuşak bulduğunu söyleyebilirim. Okunası bir kitap…

kitap - godotyu beklerkenSamuel Beckett- Godot’yu Beklerken

Absürt tiyatronun en önemli eselerinden biri olan ‘Godot’yu Beklerken’, varoluş sancıları çeken Vladimir ve Estragon arasındaki, her gün tekrarlanan ritüeli ve kim ve ne olduğu bilinmeyen birini yahut bir şeyi beklemelerini anlatıyor. Maalesef ben, oyunun vermek istediği mesaja yahut düşünceye vakıf olduğumu söyleyemeyeceğim. Diyaloglarda çok güzel ve derin cümleler vardı ama, oyunu genel olarak düşündüğümde, kendi adıma, pek bir çıkarım yaptığımı söyleyemeyeceğim. Bazı kitaplar öyle ki, insan, olaylar yaşadıkça, başka insanlar tanıdıkça, kitapla bir köprü kurabiliyor. Belki bu kitap da benim için öyledir.

kitap - golgesizlerHasan Ali Toptaş- Gölgesizler

İnsanların durup dururken kaybolduğu, kaybolanın garip bir halde geri döndüğü, insanların her yere ve hiçbir yere ait olduğu bir  köyde geçen, düşle gerçeğin iç içe olduğu bir hikaye. Şimdiye kadar okuduğum kitaplardan çok farklı bir kurgusu vardı kitabın. Sonlara doğru, kendi varlığımdan dahi şüphe eder oldum. Zaman, mekan, insanlar hepsi birbirinin içinde dolaşıyor ancak okuyucunun kafası karışmıyor. Acaba bunun sebebi, yazarın usta anlatımı olabilir mi? Elbette! Aldığı ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm kitabı, okumanızı tavsiye ediyorum.

Bu kadar kitap okumama ve içlerinde çok ama çok beğendiklerim olmasına rağmen, nedense bu ay bir favori kitabım yok! Belki de, çok beğendiklerim arasında seçim yapamadığımdan ya da onların birbiri arasında, beğeni hususunda fazla bir fark olmaması dolayısıyla olabilir.

Nisan ayının ortasından sonuna kadar, hiç ara vermeden, arka arkaya çok sarsıcı ve depresif kitaplar okudum ve bu durumdan mütevellit biraz bunaldım. Bazen olur böyle şeyler. Kitap, film gibi değildir. Film en fazla üç saat sürer ancak bir kitapla en az bir gün geçirirsiniz. Filmin kişide yarattığı etkiyi bilenler, günlerce bir kitapla yaşayan ve anlatılanları kafasında canlandıran bir insanın nasıl etkileneceğini az çok tahmin edebilirler sanıyorum. Önemli olan bunalmak değil. İnsan ara sıra bunalmalı. Önemli olan bunaldığınız şeye değiyor mu, değmiyor mu?

Şimdi siz övdüğüm kitaplarla ‘bunalırken’, ben yeni kitaplarımı okuyor olacağım. Gelecek ay görüşmek üzere. Herkese bol kitaplı günler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?