”Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” – J.D. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar

FullSizeRender

kitap - emile ajarEmile Ajar – Kral Salomon’un Bunalımı

Jean, kendi halinde iyi niyetli bir taksicidir. Bir gün yine işe çıktığında yaşlı ama oldukça dinç bir adam taksisine biner. Bu adam II. Dünya Savaşı’nı yaşamış, ardından hazır giyim kralı olmuş, şimdi de servetini yoksullara dağıtan Kral Salomon’dan başkası değildir. İyi yürekli Jean, yoksullara yardım etmek için Kral Salomon’la çalışmaya başlar ve böylece ihtiyar delikanlının büyük sırrını da bir süre sonra öğrenir. Emile Ajar’ın çok sevdiğim, mükemmel üslubu ve kalplere dokunan hikayesiyle ilgi ve merakla okuduğum bir kitaptı. Yani Ajar, beni yine hayal kırıklığına uğratmadı. Kesinlikle tavsiye ederim.

 

kitap - halil cibranHalil Cibran – Meczup 

Elimden bırakamadan, bir solukta okuduğum ancak derinliğine vakıf olduğumdan şüphelendiğim bir kitap ‘Meczup’. Hakikatin peşine düşen ve bu yolda bütün maskelerinden arınan insanın hayata bakışını ve düşüncelerini anlatan, kısa öykü ve anlatılardan oluşan kitap kesinlikle çok etkileyiciydi. Her cümlenin düşündürmesi okur için biraz yorucu olsa da, yeni şeyler fark etmek ve değişik bakış açıları yakalamak için değer olduğunu düşünüyorum.

 

kitap - ahmet hamdi tanpinarAhmet Hamdi Tanpınar – Mahur Beste

Behçet Bey ve onun etrafındaki insanları konu alan kitapta, Tanzimat’la birlikte toplum hayatında yaşanan değişiklikler anlatılmakta. Okuduğum ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve ‘Huzur’ adlı kitaplarında olduğu gibi yazar, medeniyet meselesine dikkat çekmekte. Tanpınar’ın Türk Edebiyatı’nda özel bir yere sahip olduğunu düşünüyor, üslubunu çok seviyorum. Bu yüzden çok severek okudum. Bana göre Behçet Bey, bir Hayri İrdal değil ama, Tanpınar ne yazmışsa okunur, okunmalıdır.

 

kitap - j.d. salingerJ.D. Salinger – Çavdar Tarlasında Çocuklar

Bu ayın ikinci kez okuduğum kitabını, okunacak daha yüzlerce kitabım olmasa, bitirdiğim onuncu dakikada tekrar okumaya başlayabilirdim. Kitabı ikinci okuyuşumda, Holden’ı niçin bu kadar çok sevdiğimi ve onun o içsel konuşmalarından neden keyif aldığımı çok daha iyi anladım. Holden, özlediğim roman karakterlerinin başında yer alıyor. Kitap bitmesin diye uğraşmakla, elimden bırakamamak arasında gidip geldim iki gün boyunca.Bu ay ikinci kez okudum ancak biliyorum ki, ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı on beş- yirmi kez hiç sıkılmadan, aynı heyecan ve ilgiyle okuyacağım.

 

kitap - emile zolaEmile Zola – Germinal 

Maden işçilerinin grev öyküsünü konu alan kitap, tek kelimeyle olağanüstüydü! Zola yarattığı karakterleri, mekanları ve olayları öyle ustaca tasvir etmiş ki, okurken kendimi hikayenin içinde dolaşıyor gibi, hikayedeki bir figüran gibi hissettim. Soma’da yitirdiğimiz maden işçilerimizi haberlerde seyretmek elbette ki herkes gibi benim de yüreğimi dağlamıştı ancak, her şeyi ayrıntısıyla, bütün gün boyunca nasıl yaşadıklarını ve ne şartlar altında çalıştıklarını okumak beni derinden sarstı. Kesinlikle okunmalı!

 

kitap - alper caniguzzAlper Canıgüz – Cehennem Çiçeği

‘Oğullar ve Rencide Ruhlar’ın büyümüş de küçülmüş kahramanı Alper Kamu’nun maceraları ‘Cehennem Çiçeği’nde de devam etmekte. Yine esrarengiz bir cinayeti çözmeye çalışan  kahramanımızın başına gelen olayları, onun gözünden izleme fırsatı yakalıyoruz. Alper Canıgüz’ün kitaplarını kafa dağıtmak ve keyifli vakit geçirmek için tercih ediyorum. Kara mizah ve ironiyle bezenmiş üslubunu da çok seviyorum. Yazarın kitaplarını saçma ve anlamsız bulanlar varmış, olabilir elbette. Ben de onların beğendiği, Kocan Kadar Konuş, Yol ve  O Adam Buraya Gelecek vb. kitapları saçma, anlamsız ve üstelik zaman kaybı olarak görüyorum. Ne var ki, kitaptan anladığımı da iddia etmiyorum.

 

kitap - d.h. lawrenceD.H. Lawrence – Oğullar ve Sevgililer 

Okunması gereken kitapları internette araştırırken karşıma çıkan kitap, 20. yüzyılın en iyi yüz romanı listesinde yerini almakta. Otobiyografik özellikler taşıyan romanda, Paul ve annesi Gertrude’un karmaşık ve bana göre biraz da hastalıklı ilişkisinden bahsedilmekte. Gertrude’un oğluna aşırı derecedeki düşkünlüğü, genç adamın hayatını derinden etkiler, hayatına giren hiçbir kadınla mutluluğu yakalayamaz. Bununla birlikte, bu duygular Paul’ün babasıyla olan ilişkisini de etkiler. Baştan sona, anne-oğul arasındaki ilişkiye ve karakterlerin ruhsal çözümlemelerine eğilen kitap ne yazık ki beni pek etkilemedi. Daha farklı bir hikaye düşündüğümden, beklentilerimi yüksek tuttuğum için de hayalkırıklığı yaşamış olabilirim.

 

kitap - masaru emotoMasaru Emoto – Suyun Gizli Mesajı

Japon araştırmacı Emoto’nun, su molekülleri ve kristallerini incelediği ve fotoğraflarını paylaştığı; yaptığı araştırmalar neticesinde ulaştığı sonuç ve düşüncelerini yazdığı kitabı oldukça ilgi çekiciydi. Su moleküllerinin, dinletilen müzikler, söylenen sözler yahut hissedilen duygulara karşı aldığı şekiller, fotoğraflarıyla birlikte paylaşılmış. Bu tip şeylere hemen inanan bir insan değilimdir ancak Emoto’nun yaptığı tespitlerin aklıma yatmadığını söyleyemem. Seri bir şekilde okunan, ilginç bir kitap. Tavsiye ederim.

 

kitap - orhan pamukOrhan Pamuk – Cevdet Bey ve Oğulları 

Hayatımda okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı olan roman, yazarın ayrıca ilk romanı. Nişantaşı’nda yaşayan bir ailenin üç kuşak hikayesinin anlatıldığı hikayeyi beklentilerimin çok üzerinde buldum. Bazı cümleler üzerine düşünsem de, bir aydınlanma yaşadığımı yahut farklı bakış açıları kazandığımı söyleyemem ancak eski İstanbul’u ve insanlarını okumak benim için çok keyifliydi. Roman esasen Türkiye’nin modernleşme sürecini ve insanların buna uyum sağlama çabalarını anlatmakta. Bu konu çerçevesinde yapılan ruhsal çözümlemeleri de sevdiğim için, kitabı severek ve ilgiyle okudum.

 

kitap - soren kierkegaardSoren Kierkegaard – Tekerrür

Sanırım kitabın ilk sayfalarında tekerrürle ilgili yapılan birkaç yoruma o kadar takıldım ki, sonraki sayfalara kendimi pek veremedim yahut, okuduklarımı hep o ilk yorumlarla uyuşturmaya çalıştım. Bu yüzden de konuyu tam olarak kavradığımı hissedemedim. Ancak, okuduğum o ilk on-on beş sayfa, uzun zamandır düşündüğüm soruların yanıtlarıydı adeta. Felsefe kitabı olduğu için, yazarın üslubu ne kadar sade olsa da, düşünmek ve iyice izlemek gerekiyor. ‘Tekerrür’ birkaç sayfasıyla bile asla unutamayacağım bir kitap olarak zihnimde yerini aldı. İlerde tekrar okumayı düşünüyorum.

 

kitap - bilge karasuBilge Karasu – Gece 

Hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği, derinlikli cümleleriyle beni etkileyen bir kitap oldu ‘Gece’. Karasu’nun müthiş bir yazar olduğunu düşünüyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum. Daha önce okuduğum ‘Kılavuz’ kitabıyla da kendisine hayran kalmıştım, bu kitabında da beklediğimi fazlasıyla bulduğumu söyleyebilirim. Karasu ve Toptaş’ın kitaplarını okurken, kendimi hep uçuyormuş gibi hissederim. Varlıkla yokluk arasında gider gelirim ve ayaklarım asla yere basmaz. ‘Gece’yi okurken, zifiri karanlık bir gecenin ortasında yürüyormuşum, görüntüler bir görünüp bir kayboluyormuş gibi hissettim. Tek kelimeyle, mükemmel!

 

kitap - albert camusAlbert Camus – Tersi ve Yüzü

Uzun zamandır Camus okumuyordum. Favorim olan ‘Yabancı’ ve daha sonra okuduğum ‘Düşüş’ten sonra sıra ‘Tersi ve Yüzü’ne geldi. Camus’nun gençliğinde yazdığı denemelerden oluşan kitap, elbette derin ve düşündürücü cümlelerle dolu. Severek ve ilgiyle okudum ancak ‘Yabancı’dan aldığım tadı henüz Camus’nün diğer kitaplarından alamadım. Bu, kitabı beğenmediğim anlamına gelmiyor elbette. Sadece, diğeri kadar sevmediğim anlamına geliyor.

 

Amatör yahut yarı-amatör bazı yazıları ve yazarları okuduğumda, Bilge Karasu yahut Oruç Aruoba gibi yazarlardan etkilendiklerini hissediyorum. Bana göre bunda bir sakınca yok. Yazar, kendi tarzını oturtana kadar diğer yazarlardan etkilenebilir ve etkilenir de. Burada önemli olan etkileneceği yazarı, nitelikli yazarlar arasından seçebilmek. Ancak farklı olmak ve ilgi çekmek için, başı sonu belli olmayan cümleler kurmak, anlamsız benzetmeler yapmak ve duygu sömürüsüne başvurmak, bence büyük hata. Öyküyü okuyorum, ne demek istediğini, ne anlattığını, neyi niçin söylediğini anlayamıyorum. Anlaşılmaz cümleler kurarak ne kadar iyi yazdığını anlatmaya çabalıyorsa kişi, burada da büyük hataya düşüyor. Çünkü kendini benzetmek istediği yazarlar, okuyucuya hiç değilse bir yönüyle ulaşılar. Bu yazılarda ise ben, büyük bir kafa karışıklığı görüyorum. Sosyal medyada paylaştıkları cümleler de öyle… Basit diyemem çünkü basit olanın –gerçek ve samimiyse- etkileyici olduğunu düşünenlerdenim. Bu sözler içinse boş ve yüzeysel diyebilirim. Ama insanlar seviyorlar. Cümleyi birkaç kez okuyorum ancak yine de bir şey anlayamıyorum. İnsanların gördüklerini ve anladıklarını, ben anlayamıyorum. Benim de sorunum bu işte, aynı dili konuşmama rağmen insanların ne dediklerini anlayamıyor, onların gördükleri şeyleri –çoğu zaman- görmekte sıkıntı yaşıyorum.

 

Bu ay okuduğum kitapların çoğunu çok sevdim ve beğendim o yüzden aralarından bir seçim yapmak istemiyorum. Okuduğunuz kadarıyla, ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın benim gönlümde farklı bir yere sahip olduğunu anlamışsınızdır zaten. Mesela çoğu kişi, Holden’ı antipatik bulurken, ben ara sıra özler, kütüphanemden kitabı alıp rast gele bir sayfa açıp birkaç satır okuyarak özlemimi gideririm. Herneyse…

Bende ‘bitse de gitsek’ şeklinde bir etki yaratan yaz aylarına şurada haftalar kaldı. Neyse ki, sonradan gelecek sonbaharın hatırına biraz tahammül gösterebilirim. Her sene aynı terane… İnsanlarla bu konuda da anlaşamıyorum işte; yazdan nefret ediyorum. Hadi sizi daha fazla sıkmayayım, gelecek ay görüşmek üzere… Herkese bol kitaplı günler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

MAGGERLARDAN GÜNCEL YORUMLAR
x

Newsletter'a üye olmadınız mı?