‘’Odamı sınırlayan dört duvar arasında, varlığımı ve düşüncelerimi kuşatan hisarın içinde ömrüm azar azar eriyor. Bir mum gibi, hayır, yanlışım var, ömrüm bir oduna benziyor, ocaktan düşen bir oduna: Öteki odunların ateşinde kavrulmuş, kömürleşmiş, ama ne yanmış, ne olduğu gibi kalmış bir oduna benziyor. Fakat diğerlerinin dumanından, soluğundan boğulmuş.’’ – Sadık Hidayet, Kör Baykuş

FullSizeRender-9

 

kitap - rushdieSalman Rushdie – Utanç

Yazar, daha çok ‘Geceyarısı Çocukları’ adlı kitabıyla bilinse de, ben kendisini ‘Utanç’la tanıdım. İtiraf etmek gerekirse Rushdie’nin adını daha evvel duymamıştım. Ancak aldığım bir kitapta ‘Utanç’ın okunması gereken romanlardan biri olduğundan bahsedilmesi üzerine kendisini tanımış oldum. Özellikle olay örgüsü ve karakterlerin çokluğuyla dikkat çeken kitap, demokrasisi dejenere edilen bir ülkeden, o ülkenin insanlarından  bahsetmekte. Dikkat çekici ve ilginç bir kitao ‘Utanç’. Benimse en çok dikkatimi çeken, yazarın dil ve üslubu oldu. Çeviriyi yapan kişinin de hakkını teslim etmek gerekir zira satırlar su gibi akıyor. Rushdie okurun gözüne gözüne sokmasa da, ‘Utanç’ın politik bir roman olduğu söylenebilir. Herkesin ilgisini çeker mi bilmem ama okuyanlar beğeneceklerdir.

 

kitap - gerritsenTess Gerritsen – Gece Nöbeti

Geride bıraktığım her huyumu yahut alışkanlığımı özlemiyor değilim. Sartre bile, polisiye kitaplardan aldığı hazzı Wittgenstein’dan alamadığını söylüyorsa, zaten ben kimim ahkam kesiyorum? Ama işte her zaman umduğuunu bulamıyor insan… Hatta ben, son yıllarda okuduğum hiçbir polisiye-cinayet romanını sevemedim. İnternet sitemde, o kitaplar hakkında yazmak istediğimde içeriği ile ilgili hemen hemen hiçbir şey hatırlamadığım için vazgeçmek durumunda kalıyorum. Gerritsen’ın önceki kitabını okuduğumda keyif almıştım doğrusu, hoşuma gitmişti. Birkaç sene evveldi… Ancak bu kitabı çok basitti. Uzun zamandır bir kitabı bu kadar kolay okumamıştım, çok sıkıldım. Konusunu dahi hatırlamadığımı söylesem inanırsınız biliyorum. Okumayın, vaktinize kıymet verin.

 

kitap - hidayetSadık Hidayet – Kör Baykuş

Biraz kafamı dinlemek için Beyoğlu’na gittiğim günlerden birinde Mephisto’da karşılaştım Hidayet’le. Neden o kadar kitabın içinde dikkatimi çekti, biliyorum elbette… Sadık Hidayet’I daha önce hiç okumasam da, duymuştum. Bunun yanında, kitabın adından yola çıkarsak, beni yakından tanıyanlar baykuşlara bayıldığımı bilirler. Her ne kadar toplumda kötülüğün habercisi olarak nam salmış olsalar da, ben onların gerek tiplerine gerekse bilgelik dolu bakışlarına ve duruşlarına hastayımdır. Az-çok sıradan başlayan hikaye, sayfalar ileledikçe esrarengiz bir havaya bürünerek son sayfada, en nihayet çözülür. Şimdiki zamanla geçmiş zaman, hayalle gerçek, anılarla rüyalar iç içe girmiştir. Klasik bir kurgu, sebep-sonuç ilişkisi göremeyiz ama gerçek hayata, kişinin kendisiyle hesaplaşmasına, korku, özlem, ümitsizliklerine şahit ve hatta ortak oluruz. Ben çok severek okudum. Tavsiye ederim.

 

kitap - londonJack London – Vahşetin Çağrısı

Evcil bir kızak köpeği olan Buck, sahibinin haberi olmadan vahşi ortamda yaşamaya başlar. Elbette ki hayat artık onun için daha çetindir ve hayatta kalmak için mücadele etmesi gerekir. London’ın, tüm hikayeyi köpeğin gözünden anlatması, en çok hoşuma giden kısımdı kuşkusuz. Ancak bunun yanı sıra, altını çizdiğim, dikkati çeken birçok cümle de vardı elbette. Her ne kadar bir çocuk kitabı olarak görülse de, ‘Vahşetin Çağrısı’, tüm klasiklerde olduğu gibi, her yaşta gayet tabii okunabilir. Okunmalıdır da…

 

kitap - eugenidesJeffrey Eugenides – Middlesex

‘Utanç’tan bahseden aynı kitapta adı geçen romanlardan biri de ‘Middlesex’ti. Kuşaklar boyunca aktarılıp, sonunda Calliope adlı küçük kızın bedeninde şekil bulan genin öyküsünün anlatıldığı kitap, Kurtuluş Savaşı döneminde Bursa’da başlayıp, neredeyse günümüz Detroit’ine kadar yayılan bir dönemi kapsamakta. Yaklaşık seksen yıllık bir aile hikayesini anlatan ‘Middlesex’te aktarılan gen, henüz günümüzde de çok konuşulmayan bir konu: çift cinsiyetlilik… Ne kadın, ne erkek, hem kadın, hem erkek (hermafrodit) kahramanın başından geçenler gerek hüzünle gerek ironiyle anlatılmış. Yazarın dil ve üslubunu oldukça başarılı buldum ancak Yunan asıllı yazarın Pulitzer Ödülü alan romanı ne Yunanistan’da ne de Türkiye’de okunmuş. Çok beğendiğimi söylemeyeceğim ama okunabilir.

 

kitap - benerVüs’at O. Bener – Kapan 

‘Kapan’ı da ‘Kör Baykuş’u alırken almıştım. Çok kalın kitaplardan sonra biraz hafiflemek için hem kaliteli, hem de kısa zamanda okuyacağım kitaplar baktığım bir gündü. Bener’I de ilk okuyuşum… Yaşam ve ölüm hakkında öykülerden oluşan kitap, aynı zamanda yazarın son öyküleri. Bener’in bunları hastalıklarıyla boğuşurken yazdığını düşünürsek, kitaba hüzünlü bir havanın hakim olduğunu belirtmeye gerek kalır mı bilemiyorum. Ancak, şiirsel bir anlatıma sahip olmakla birlikte, cümleler çok gerçekçi ve bir o kadar da etkileyici. Çok severek okudum.

 

kitap - sartreJean-Paul Sartre – Sözcükler

Hayatımda okuduğum en iyi otobiyografik roman! Sartre’ın kaleminden hayatını okumak ayrı bir keyif, o satırların edebi değerine vakıf olmak ve üstüne, o satırlarda onun felsefesinin  nasıl oluşmaya başladığına şahit olmak da muazzam bir deneyimdi. Babasız büyüyen ve bundan gocunmayan Sartre’ın, annesinin ailesi tarafından yüceltilerek büyütülmesi, onun bu duruma bakışı, bu çerçevede olayları yorumlayışı, ilk hayal kırıklığı, inanç sistemini oturtmasında dönüm noktası olan olaylar ve daha bir çok şey kitapta mevcut. Sanıyorum ‘ Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap’ kitabında şimdiye kadar yaptığım en iyi 3-5 tercihten biri bu oldu. Herkes keyif alır mı bilemiyorum ama özellikle Sartre okuyan ve seven herkes okumalı!

 

kitap - kaygusuzSema Kaygusuz – Barbarın Kahkahası

Yurt dışında aldığı ödüllerle de adından sıkça söz ettiren Kaygusuz’un, buna rağmen pek de popüler olduğu söylenemez. İyi ki de değil… İlk okuduğum ‘Sandık Lekesi’ adlı öykü kitabını çok sevmiş ardından iki kitabını daha okumuş, ancak onlardan pek keyif alamamıştım. İlginçtir, Sema Kaygusuz’da beni çeken bir şeyler var. Her kitabına adapte olamasam da kurguları, dil ve üslubunda anlayamadığım ancak beni okumam için kendine çeken bir kuvvet söz konusu. Başkası olsa, iki kitabında aradığımı bulamasam bir daha okumam. Ancak ‘Barbarın Kahkahası’nı okumaktan kendimi alamadım. İyi ki de öyle olmuş… Bir otelde yaşanan olaylardan yola çıkarak bir ülkenin tasviri yapılıyor kitapta. Metaforlarla dolu olan kitap, düşündürücü cümlelerle dolu. Kaygusuz’un dil ve üslubunu severim, kullandığı özgün kelimeler hoşuma gider. Bu kitabında da hepsi mevcut. Cinsiyetçilikten dine, milliyetçilikten demokrasiye birçok kavram üzerine analizler, okurla buluşuyor. Kaygusuz okumaya devam…

 

kitap - moliereMoliere – Cimri

Ocak ayının son günü kitapsız geçireyim demiştim oysa ki ama elbette yapamadım. Hem uzun zamandır tiyatro oyunu okumadığımdan, hem de çok zamanımı almayacağını düşünerek ‘Cimri’yi seçtim kendime. Bu kadar tiyatro oyunu varken neden mi ‘Cimri’? Kısmet olsaydı lisede tiyatrosunu oynayacaktım ama olmadı. Sanırım, neyi kaçırdığımı merak ettim. Eh, hakkım da varmış doğrusu… 1600’lü yılların Paris’inde, burjuva kesiminin para tutkusunun ve bu tutkunun insanı ne durumlara düşürdüğünü trajikomik bir dille anlatan oyun, oldukça keyifli. Herkesin hoşuna gider mi bilemiyorum. Belki Fransız ekolünden olanlar varsa, muhtemelen okumuşlardır. Okumayanlar varsa keyif alacakları kuvvetle muhtemel. Onun dışında keyfe keder, okunabilir de okunmayabilir de…

 

2016’nın ilk ayını da geride bıraktık. Şubatın en nadide gününe ise adım adım yaklaşıyoruz. Bu sevgililer gününde sevgilinize bir kitap alma’^+%&… , demeyeceğim tabii ki, sakin! Gençken ben de bu tip günleri kutladım elbette. İyi ki de yapmışım, böylece bir süre sonra neyi, niçin kutladığımı sorgulama şansım oldu. Son birkaç senedir de kendi doğum günüm de dahil tüm ‘özel’ günler ve arefeleri bir garip hissederim kendimi, hoşlanmam. O günler hep zamandan çalınmış gibi gelir bana. Çoğunluk doğal olamaz, herkes bir şeyler yapmak ya da yapmamak zorunda hisseder kendini… Bir gariptir işte o günler.

Okumakla ilgili motivasyonumda bir iyileşme olmasa da, bu ayı dokuz kitapla kapamam fena olmadı. Benim için öne çıkanlarsa; Kör Baykuş, Kapan ve Sözcükler… Barbarın Kahkahasını da katmak yerinde olur sanırım. Benim öne çıkanlarım genelde depresif ve hüzünlü kitaplar oluyor. Artık, tavsiye ettiklerimi okuyanlar varsa umarım bunalıma girmemişlerdir. Bunun dışında, bu kitaplar yüzünden daha hüzünlü bir insan olduysanız endişelenmenize gerek yok. Hüzün, bir insana en çok yakışan duygudur kanımca. Herkese bol kitaplı günler!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

  1. Sözcükler’i ben de çok sevmiştim. Elinize sağlık.

FAVORİ YAZILAR