“Kütüphanede bir yerde, bir kitap, bir sayfa var. Belki de yüz yıllar önce yaşamış biri en içten gizlerinizi, en umutsuz korkularınızı kelimelere dökmeyi başarmıştır. Herhangi birine o sayfanın kütüphanede olduğu sözünü verebilirim. Bulmak bir süre alabilir; ama kitaplar sabırlıdır. Bekleyeceklerdir. ” Alberto Manguel

FullSizeRender-22

 

kitap yakmanın tarihiLucien X. Polastron- Kitap Yakmanın Tarihi

Akademisyen Polastron’un yazdığına bakılırsa, kitap yakmanın da, insanlık gibi,  geçmişe dayanan oldukça çetrefilli bir tarihi bulunmakta. Kitapta da bahsedildiği gibi, bunun birçok sebebi var ve görünen o ki her dönemde, her dine yahut ırka mensup insanlar, dünyanın çeşitli yerlerinde böylesi eylemlerde bulunmuş. Ne diyeyim, yakmakla bir takım şeyler ortadan kalkıyor ya da öyle gözüküyor olabilir. Ancak kitapların kökü yakmakla kurutulmaz, kurutulamıyor da… Bana kalırsa güzel bir çalışma olmuş. Rahat okunuyor, tarih bombardımanı yok. Çevirisini de beğendim. İlgi çekecek bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

 

Amaki HayalFilibeli Ahmed Hilmi- A’mak-ı Hayal

Geçen aylarda kitabı orjinalinden okuduğumu hatırlarsınız. Metnin ahengi, kulağı okşayan ritmi ve bu bağlamda verdiği hissiyatı bir kenara koyarsam, eski kelime ve tamlamaların çokluğundan okuduğumu çok iyi anlayamadığımı belirtmem gerekir. Bu yüzden kitabı bir kez de sadeleştirilmişinden okumak istedim. Elbette anlatılmak isteneni anladım. Fakat bu sefer de orjinalindeki şiirselliği hiçbir şekilde bulamadım. Raci’nin çıktığı ruhsal yolculuğu anlatan bu tasavvufi romanı çok severek okumama rağmen eski dile hakim olmayışımdan mütevellit tek okuyuşta romanı bir bütün olarak yaşayamamam, hayıflandığım bir konu olarak kalacak maalesef…

 

Troyada Ölüm VardıBilge Karasu- Troya’da Ölüm Var

Bilge Karasu’nun kitapları hakkında hep çok zor yazıyorum. Neyi nasıl anlatacağımı bulamıyorum. Anlattığım zaman da beceremiyorum, yazdıklarımdan memnun olmuyorum. ‘Troya’da Ölüm Vardı’ yazarın ilk kitabı. Karakterlerin, zamanın birbiri içine geçtiği, hem anlatım hem yapısal olarak diğerlerinden yine çok farklı kitap. Bunu her zaman söylüyorum, Karasu anlatılmaz ancak okunur bana göre. Kitapta olaylar var ancak düşüncelerle iç içe girdiğinden belli bir konudan bahsetmem pek mümkün değil. Şunu söylemem gerekir ki, Bilge Karasu hakikaten Türk Edebiyatı’nda her şeyiyle fark yaratan ve okunduğunda bu satırları bu adam yazmış, diyebileceğim bir yazar. Bu anlamda da okunmalı. Ama tek okumada anlaşılır mı bilemiyorum.  Diyebileceğim, ‘Troya’da Ölüm Var’ı severek okudum.

 

SodomMarquise De Sade- Sodom’un 120 Günü

Uzun zamandır Sade okumak istiyordum ama okuduklarımı nasıl anlamlandıracağımı, ne gözle okumam gerektiğini bir türlü bulamıyordum. Dücane Cündioğlu’nun bir kitabında bahsi geçse de,  yazılanlar Sade okuması yapacak birinin çok da işine yarayacak şeyler değildi bana göre. Derken Michel Foucault’nun ‘Büyük Yabancı’ adlı kitabının son bölümünün Sade’a ayrıldığını gördüğümde şaşkınlıkla birlikte, keyif yaşadım. Kitap zaten çok güzel bir kitaptı ancak Sade hakkındaki düşünce ve tespitler benim için adeta bir kılavuz oldu. Kitap içerdiği cinsellik, şiddet, mazoşizm, sadizm ve tüm değerleri aşağılamasıyla çoğu kişi tarafından biliniyor. Kitabı okumamış olanlar da filmini izlemişlerdir. Burada Sade’ın eleştirisini yapmak, neyi nasıl ifade ettiğini anlatmak bana düşmez ve beceremem de. Bu yüzden, kitabı okuyacakların öncelikle Foucault’nun yazısını okumalarını tavsiye ederim. Bense iyi yazılmış bir Marquise De Sade biyografisi arıyorum bu aralar.

 

KafkaGustav Janouch- Kafka İle Konuşmalar

Hasan Ali Toptaş’ın ‘Harfler ve Notalar’ kitabında adı geçen kitapların listesini çıkarmıştım. Bayağı uzun bir listeydi. ‘Kafka İle Konuşmalar’ da bu listenin gözdelerinden biriydi. Öncelikle, kitabı elimden bırakamadan, ilgiyle okudum. Gustav Janouch, yazmaya meraklı bir çocukken, bunu gören babası, aynı iş yerinde çalıştığı Franz Kafka’ya oğlundan bahseder ve ikisini tanıştırır. Kitapta, Janouch’un Kafka ile yaptığı sohbetler bulunuyor, anlayacağınız. Buraya kadar her şey gayet güzel. Fakat kitapla ilgili bir takım söylentiler var… Buna göre, Janouch’un bahsettiği konuşmaların hepsi kurgu yani gerçeklik payı yok. Bu konuda Milan Kundera’nın ‘Kafka İle Konuşmalar’ için aldatmaca olduğu yönündeki yorumunu da paylaşmam gerekir. Bu gerçek  dışılık büyüyü ne kadar bozsa da, kitabı sevdiğimi söylemeliyim.

Benim adim Gurci

Ben Kervan- Benim Adım Gurci

Gurci, yaşı doksana dayanmış, buna rağmen oldukça güçlü bir hafızaya sahip eski bir aşiret reisinin kızıdır. Kitapta aşiret hayatı, o dönemlerde yaşanan isyanlar, insanların birbirleriyle olan ilişkileri, ayrılıklar, ölümler, doğumlar ve yaşlı kadının kendi kişisel hayatına dair anıları, bizzat kendi ağzından anlatılmakta. Kitabı okurken insan o diyarlara gidiyor doğrusu. Özellikle insanların doğa ve hayvanlarla iç içe oluşu, bir bütün olarak yaşamanın anlatıldığı kısımlar çok güzeldi. Belki de ben modernlik denilen şeyden anlamadığımdan en çok onlar dikkatimi çekti. Doğu’daki hayata dair hoş bir anı kitabı olmuş.

Adalet Ağaoğlu- Bir Düğün Gecesi

12 Mart döneminde, Ankara Anadolu Kulübü’nde düzenlenen bir düğün gecesinin konu edildiği roman, yayımlandığı yıllarda birçok ödüle layık görüldü. Bir düğün daveti üzerinden anlatılan ordu, iş ve politika dünyası arasındaki ilişkiler, düğüne katılan konukların gözünden aktarılmakta. Kitapta diyaloglardan çok monologlar bulunuyor. Karakterlerin kendi hayatları üzerinden politik ve sosyolojik yorumları okuyucuya sunuluyor. Cemil Meriç’in de bahsettiği, üslubunu övdüğü bir kitap olan ‘Bir Düğün Gecesi’, kurgusu ve olayın geçtiği zaman dilimi göz önüne alındığında, bana Zülfü Livaneli’nin ‘Konstantiniyye Oteli’ni anımsattı biraz. Kitabı okuyanlar ne düşünür, bilemiyorum.

tek meyveJeanette Winterson- Tek Meyve Portakal Değildir

Otobiyografik özellikler taşıyan roman, ‘Okunması Gereken 501 Kitap’ arasından seçtiklerimden  biriydi. Annesinin dini baskısı altında büyüyen küçük kızın dine, aile ve sosyal ilişkilere adapte olma çabasını; çocukluktan genç kızlığa geçerken yaşadığı değişimleri, cinsel kimliğinin oluşumunu ve kendi hayatını kurma serüvenini  anlatan  belki de ders niteliğinde bir kitap diyebilirim. Öncelikle anne-kız ilişkisi bağlamında anlatılan hayatı, bir süre sonra genç kızın kendi hayatını kurmaya karar vermesiyle münferit bir yola giriyor belki ama, annesinin etkisi her daim devam ediyor elbette. Anneler çocuklarına kötülük yapmak istemiyor ama hasta bir ruh, hasta düşüncelerden başkasını aktaramıyor işte çocuğuna… 

Abbas Sayar- Yorganımı Sıkı Sar

Yine Hasan Ali Toptaş’ın kitabında adı geçen öykü kitaplarından biriydi ‘Yorganımı Sıkı Sar’.  Gerçek olaylardan esinlenerek yazılmış dört öyküden oluşuyor kitap. Okurken elimden bırakamadığımı söylemem. Fakat kitaptaki son öyküyü çok severek okudum. Bununla birlikte, kurgusal olsun dil ve üslup olarak olsun ya da ruh, çok etkilendiğimi söyleyemem. 

okumanın tarihiAlberto Manguel- Okumanın Tarihi 

‘Kitap Yakmanın Tarihi’nden sonra bu ay ‘Okumanın Tarihi’ni de okuyarak, okuma eylemi ve öğeleriyle bayağı sıkı fıkı bir ilişki içerisine girdim. Açıkçası ben tarih okumayı değil, dinlemeyi seviyorum. Zira, konu tarih olduğunda anlatılanlar benim için daha akılda kalıcı oluyor nedense… Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yazar, çok eski yıllardan günümüze okumanın, okurun, okuma tiplerinin ve hatta okuma mekanlarının tarihini okuyucuyla paylaşıyor. Okumanın tarihi, sadece tarihten ibaret değil. Bahsedilen konuların ilginçliğinin yanında Manguel’in üslubu da okumayı keyifli hale getiriyor. Özellikle kitapları ve okumayı sevenlerin ilgisini çekecek diye düşünüyorum.

Çok sevdiğim insanları bir kenara koyarsam; çocukların, kitapların, hayvanların ve bitkilerin ayrı bir yeri var bende. İnsanlardansa daha çok tanımadıklarımı seviyorum. Zira tanıyınca çoğu kez sıkıntılı durumlar yaşıyorum bu sefer yabani gibi herkesten elimi eteğimi çekiyorum. İnsanlarla mesafeli olmak benim sosyal hayatımda her daim çok işime yaradı fakat kitaplarla fazlasıyla içli dışlıyım. Bu yüzden kitaplara bir zarar gelmesi beni ciddi derecede etkiliyor. Bir kitabın yasaklanacağına dair söylenti yayılır yayılmaz onu edinemeden duramıyorum. Kitapların çöpe atıldığını, yakıldığını yahut kütüphanelerin talan edildiğini duyduğum ya da okuduğumda resmen acı çekiyorum. Ben gerçekten bu konuda takıntılı bir ruh hastasına dönüşebiliyorum. O yüzden istemiyorsanız okumayın ama kitaplara zarar vermeyin. Sevmemek, benimsememek yahut eyleminize dahil etmemek bir şeye zarar vermenizi gerektirmez.

Bu ayın öne çıkan kitapları; A’mak-ı Hayal, Troya’da Ölüm Vardı, Kafka İle Konuşmalar ve Okumanın Tarihi…

Evimde baktığım ve çok sevdiğim minik bir ağacım vardı. Şu sıralar onu kendine getirmek için uğraşıyorum çünkü neredeyse tamamı kurudu. Konuyla hiçbir alakası olmamakla birlikte, yukarıda bitkilerden bahsedince yazmadan edemedim. Ne yapayım? Kaç senedir burada yazıyorum artık okuyucularıma da azıcık nazım geçsin…

Herkese bol kitaplı, huzurlu günler diliyorum…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR