‘’Hep ikilik birlik için
Bak, iki göz bir görüyor!
Birlik ise dirlik için
Bak, iki göz bir görüyor!’’ – A’mak-ı Hayal

FullSizeRender-16

 

kitap - vassaf 1Gündüz Vassaf – Cehenneme Övgü

Baskıcı ve totaliter dünyaya sert göndermelerin bulunduğu, aşktan ölüme, gündelik hayatımızdaki birçok kavram üzerinde duran, irdeleyen ve eleştiren bir kitapla karşı karşıyayız. Her konunun belli başlıklar altında incelendiği denemelerdeki üslubun oldukça sert olduğunu söyleyebilirim. Bu anlamda kitabı okurken çoğu yerde Reich’in Dinle Küçük Adam’ını hatırlamadan edemedim. Yazar, kitaptakileri tatbik edilsin, hayata geçirilsin diye değil, okuyucusunu düşündürmek için yazmış olmalı. Zira öyle bir dünyayı  – gözüme kulağıma hoş gelse de – hayal bile edemiyorum, özellikle son yıllarda… Elimden bırakamadan, ilgiyle okudum; çizdiğim ve not aldığım bir sürü cümle oldu. Hatta şimdiye kadar en çok çizdiğim kitap diyebilirim. Tekrar tekrar okuyacağım.

 

kitap - vassaf 2Gündüz Vassaf – Cennetin Dibi

Yazar bu kez de modern zaman insanını irdeleyerek, sahte hayatlara, hakikatten çok uzak olan sanal dünyaya ve zamanla insanların sahteyi gerçeğinin yerine koyup inanması ve öyle yaşamasına dair masalsı denemelerle okurun karşısında… ‘Cehenneme Övgü’ kadar ilgiyle okuduğumu söyleyemeyeceğim ama bu kitaptan sonra Vassaf’ın diğer kitaplarını da merak ediyor, okumak istiyorum.

 

kitap - karasuBilge Karasu – Göçmüş Kediler Bahçesi 

Bilge Karasu’nun birbirinden enfes ama okuması bir o kadar da emek isteyen on dört öyküden oluşan kitabı, beni yine benden aldı… Yine kafam karıştı, yine bazı cümleleri birkaç kez okudum ve yine, bir kez daha hayran oldum tabii ki! Karasu’nun diğer kitaplarını okuyanlar ne demek istediğimi anlamışlardır sanıyorum. Onca yazar içerisinde kendisini belli eden, çok özgün, bu yüzden de çok değerli; bu yolda olanların kesinlikle okuması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ancak ilk defa okuyacaklar için, hala önerim Gece ile başlamaları. Sonrası nasıl olsa gelecek…

 

kitap - orwellGeorge Orwell – Paris ve Londra’da Beş Parasız 

Önce Hayvan Çiftliği, ardından Papazın Kızı, sonrasında da Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’le gönlümde adeta taht kuran Orwell’in anılarını yazdığı Paris ve Londra’da Beş Parasız şimdiye kadar okuduğum en iyi anı romanlarının başında yerini aldı! Yaşadığı olaylar çok mu ilginçti? Bence hayır. Ama olayları yorumlayışı ve insan tahlilleri çok iyiydi… Bir de buna kah ironi kah hüzün barındıran akıcı ve sade anlatımını eklersem, kitabı ne kadar keyifle okuyacağınızı hayal edebilirsiniz diye düşünüyorum. Ben bayıldım!

 

kitap - rngReşat Nuri Güntekin – Acımak

İlk kez ortaokulda okuduğum kitabı bitirdiğimde, hüngür hüngür ağladığımı dün gibi hatırlıyorum. Sonrasında Güntekin’in elime geçen her kitabını büyük bir iştahla okumuş, okumakla kalmamış yaşamıştım. Üstünden seneler geçtikten sonra tekrar okuduğumda aynı şevk yoktu belki ama o zamanlarımı hatırlamak açısından güzel bir deneyim oldu benim için… Zehra öğretmenin, yüzünü dahi görmeye tahammül edemediği babası hakkındaki gerçekleri onun günlüğünden okuması, insanı insan yapan vasıfların başında gelen yumuşak kalpliliğe dair yazılmış diyalogları okumak, itiraf etmek gerekirse, geçmişi ve o masumluğu özlememe sebep oldu. Kitabı bitirdikten sonra karar veremedim; adı Merhamet olsa belki daha uygun olurdu…

 

kitap - perecGeorges Perec – Uyuyan Adam

Şimdi düşünüyorum da, Perec’in Uyuyan Adam’ı, Atılgan’ın Aylak Adam’ını hatırlattı bana, nedense… Kitap isimlerinin benzerliği bir yana, bu iki adamın kalıpların dışında olması, düşünmesi ve hayata tutunamayışlarını benzettim sanıyorum. Ne var ki, Uyuyan Adam her ne kadar roman olarak nitelendirilse de, klasik bir kurgusu olduğunu söyleyemem. Diyaloglardan çok monologlar hakim ve daha çok tasvirler var kitapta. İlgimi çeken, işaretlediğim çok cümle oldu ama buna rağmen herkesin seveceği bir kitap olmayabilir. Hatta belki çoğunluk sıkıcı dahi bulabilir. Ama ben sevdim. Perec okumalarına devam…

 

kitap - tuncAyfer Tunç – Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

Nasıl da güzel bir isim değil mi? Ayfer Tunç’u bu kadar sevmesem, sırf adı için dahi bu kitabı okuyabilirdim belki… Böyle bir kurguya zaten ancak böyle bir ad yakışırdı, okuduktan sonra anladım. Bir sürü olayın asla kesintiye uğramadan peş peşe aktığı, beş yüz sayfalık bir kitaptan bahsediyorum. Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık kitabından  sonra okuduğum, karakter yönünden en zengin roman, şüphesiz ki Tunç’a ait. Keyifle okudum ancak, diğer romanları kadar beğenemedim.

 

kitap - filibeliFilibeli Ahmet Hilmi – A’mak-ı Hayal

Hayalin Derinlikleri, hayatı sorgulayan Raci adlı gencin, mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba’yla hemhal olmasını, neyin sesinden etkilenerek daldığı derin hayalleri anlatmakta. Henüz ilkokul çağlarındayken kitabın adını duymuştum. Sonraları unutmuşum. Derken Hakan Günday ve Dücane Cündioğlu’nun tavsiyeleriyle karşılaşınca, kitap yeniden hatırıma geldi ve arkadaşımın ısrarıyla hemen okumaya başladım. Kitabın sadeleştirilmişini okuyanlar, cümlelerdeki ahengi yakalayamadıklarından bahsediyorlar. Haksız değiller ancak gerçek metnin oldukça ağır olduğunu söylemeliyim. Öyle ki, birkaç ay sonra kitabı sadeleştirilmişinden de okumayı düşünüyorum. Tasavvufi öğelerin öne çıktığı kitap farklı dinlerden öğretileri de barındırması bakımından oldukça etkileyici. Her sene okunacak olanlardan…

 

kitap - zweigStefan Zweig – Yakan Sır/Alacakaranlık Öyküsü

Stefan Zweig, genel itibariyle, sevilen, bir kere sevildi mi de bağımlılık yaratan bir yazar. Benim için de durum böyle. Okuduğum her kitabına hayran olmasam da, kendimi onun yazdıklarını okumaktan alamıyorum. Bu kitabında da, diğerlerinde olduğu gibi, psikolojik tahlillerle öne çıkan öyküler bulunmakta. Amok Koşucusu’ndan beri benim için çıta yükselemese de, bu kitabın da keyifle okunacağı kanaatindeyim.

 

Unutulmayacak bir temmuz ayını daha milletçe geride bıraktık. Konuyla ilgili düşüncelerimi internet sitemde yazdım. Ne diyecek daha fazla sözüm var ne de kendimi tekrar edecek takatim. O yüzden birilerinin gönlü olacak diye laf salatası yapmayacağım, kusura bakmayın.

Temmuz ayının öne çıkan kitaplarına gelirsem; Cehenneme Övgü, Göçmüş Kediler Bahçesi, Paris ve Londra’da Beş Parasız ve A’mak-ı Hayal… Bunların hepsinin kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyor, ısrarla tavsiye ediyorum. Ancak okumaya başladıktan sonra, baktınız sarmadı, bırakın gitsin, okumayın. Zorla okuyup kendinizi bunaltmayın. Kendinizi bunaltmanız pek mühim değil ama okur sıkılınca okuma kalitesi düşüyor. Okuma kalitesinin düşmesi kitabın değerinden kaybettirmese de, insanlara  kitabı kötülüyorsunuz, öfkeleniyorum. Herkes nasıl olsa kendi keyfini düşünür ama ben değerli buduğum kitapları düşünüyorum.

Her ne kadar temmuzdan dayak yemiş gibi çıksam ve hala yalpalasam da, sonbahara az kaldı diye inceden bir mutluluk duymuyor değilim. İnşallah bundan sonra, bu topraklar üzerinde sağlık ve huzurla yaşarız. Gelecek ay görüşmek üzere, herkese bol kitaplı günler…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

FAVORİ YAZILAR