Moda kimliği, beden imajı, modadaki ataerkil sistem ve son dönemlerde gündemdeki Türkiye modası…

Etrafımdaki insanlara modacı olduğumu söylediğimde, genelde kafalarındaki modacı imajları, bütün gün davetlerde gezdikten sonra atölyesine gidip, eline iğne ipliği alıp “bugün de mavi bir elbise dikeyim o halde” diyerek işe koyulmaya başlayan bir insan imajını yıkmak çok zor. Çünkü modanın toplum ve tarih içinde ne kadar önemli bir konumda olduğunu daha farkına varamayan, toplum mühendisliğinin en önemli iplerinden biri olduğunun farkında olmayan bir halkın içerisinde yaşıyoruz. Ama biliyoruz ki, bu toplum içinde yaşayan, politik/dini görüşleri olan, bir kültüre ait olan ve sokağa çıkmadan önce üzerine herhangi bir kumaş parçasını koyan herkes moda dünyasının bir üyesidir. Özellikle “ben modayla ilgilenmiyorum” diyenlerimiz aslında moda dünyasını en merkezinde olan piyonlarıdır. İnandığı din, politik düşünce, kültürel/sanatsal zevklerden de öte, moda benim için kişisel kimliğin en önemli parçalarından biridir, aynı bir romanın kapağı gibi, ya da bir yağlıboya resminde kullanılan renkler gibidir bir insan için. Elbette rengarenk post-modern bir tablo çıkarmak, ya da gri bir tablo yapmak sanatçının elindedir her zaman.

 Pudra.com’un “Erkeklerin en sevdiği 4 saç stili” adlı yazısı.

Bu yüzden bana garip gelir, biri gelip “Anıl sence ne giyersem güzel olur?” diye sorduğunda. Öncelikle bu sorunun altında yatan âmilleri, beğenilme içgüdüsüdür. Ancak aynı sanatın bütün formlarında olduğu gibi bir sanatçıya “bunu böyle yapsan daha iyi olur” demek çok aptalca ve cahilce bir hareket olduğu gibi, buna da bir cevap vermek büyük bir saygısızlık, benim açımdan kişisel bir saldırıdır (elbette parçalara teknik anlamda yapılan eleştirileri bu konuya dahil etmiyorum). Sonuçta bunu soran kişi benim kendi sanatımda kullandığım bir fırça/boya görevini gören model değildir, benim o kişinin kişisel seçimlerine yorum yapma hakkım da olamaz. Bu aynı İngiliz birine “Fransız gibi olsana biraz” demek gibi bir şeydir.

BU tarz benim

Şimdi gündemimizde olan, her gün yayınlanan bir programın varlığından hepimiz haberdarız. Reality programlarının gerçekliği olan drama ögesinden uzak tuttuğumuz zaman, bu programların merkezinde olan “profesyonel stil eleştirisi” konusu beni çok düşündüren bir konu oldu geçirdiğimiz bu dönemlerde. Benim açımdan bu tarz programların bütün formatı da kişisel saldırı üzerine kurulu gibi geliyor. Aslında bu programlardaki insanlar bu konuda eğitim görmüş ya da tecrübeli stilistler olmadığı için ve formatın amaçları “nasıl güzel görünmeliyim” üzerinden ilerlediği için böyle düşünüyorum. Aslında konsept güzel ama senaryo kötü diyebiliriz.

bc4a425bd767d6df7f09af85d1ad35b6_k

Bu işin altında aslında, benim gördüğüm konu modanın kendi içinde yaşadığı bir sorun var. Kişiselleştirilmiş modayla ilgili bundan sonra daha da çok yazı yazmaya özen göstereceğim ancak, modanın DNA’sında ataerkillik ve diktatörlüğün çok olmasından kaynaklanıyor biraz da bu. Özellikle kadınlara nasıl giyinmeleri gerektiğini dikte eden (bir diğer deyişle adını giyim yapan) tasarımcıların çoğunluğunun erkek olması, neyin şık/neyin rükuş olduğunu belirleyen editörler, modanın dinselleştirilmesi gibi bir konu var. Hatta modanın İncil’i olarak kabul edilen dergiler bile var. Ancak artık kişiselleşme ve sosyal medya çağında insanlar bu rahibeleşmeden sıkılmaya başladılar, aynı fabrikadan çıkan bez bebekler gibi dolaşmaktan sıkıldılar. Lady Gaga’nın deyimiyle patates kızartması değil, boeuf bourguignon’u tercih ediyorlar. Bu yüzden de bu tarz programların artık geri kalmışlığından vazgeçip belki de insanların yaratıcılıklarını ve fikirlerini yarıştırdığı formatları ülkemize getirmeliyiz diye düşünüyorum.

PopVizyon'un 'Contemporary İstanbul’a Giderken Ne Giymeli?' haberi büyük tartışma yarattı. Benim düşüncem "giyilmeli" sözcüğünde kullandığı emir-vari dili. Elbette bu konu yoruma açık.

 PopVizyon’un ‘Contemporary İstanbul’a Giderken Ne Giymeli?’ haberi büyük tartışma yarattı. Benim düşüncem “giyilmeli” sözcüğünde kullandığı emir-vari dili. Elbette bu konu yoruma açık.

Ancak her ne olursa olsun, Türkiye’de moda anlamında böyle programların ulusal kanallarda yayınlanması, gündemde yerini alması, Gizia Gate gibi, moda haftaları gibi projelerin ortaya çıkması belki Türkiye’de modanın (altını çiziyorum tekstilin değil) altın çağının tekrardan başlayacağının bir göstergesi olabilir ve bu tarz işler ufak adımları gibi ilerleyebilir diye düşünüyorum.

Pudra.com – PopVizyon – ShowTV

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?