Kahraman Tazeoğlu’dan Bukre
Kitap, Bukre isimli bir hikayeyle başlıyor ve Fazıl isimli başka bir hikaye ile bitiyor. İkisinin arasında ise denemeler, deneyememeler, serbest düşünceler ve esir edilmiş duygular yer alıyor. Gelenin, gel diyememenin, gidişin, gidemeyişin, ayrılmanın ve ayrı dönememenin ardından edilen sitemler, satırlara dökülüyor ve bize de o satırlar arasında kaybolmak düşüyor. Yazar, bu iki hikaye dışındaki her anlatıda, giden, dönen veya kalan sevgiliye bir mektup yazmış, mektuba da öyle bir başlık atıp ve bu başlığı destekler nitelikte bir söz yazmış ki, sadece sevgilinin değil tüm okurların da aklını karıştırmayı da başarmış. Kitabın kapağındaki “Bazı aşklar aşka ihanettir” sözü de, kitapta neyi okuyacağımızı özetler nitelikte yani kitapta, ihanet var, bazı aşklar var ve bir de AŞK var. Bukre, ihanetle başlıyor, sonrasında bazı aşklara göndermeler yapılıyor ve geçip giden o aşklar bize hatırlatılıyor. En sonunda ise aşk kendini gösteriyor ve mutlu sonla biten hikaye içimizi ısıtıyor. Aslında kitabın temelini birçokları gibi aşk oluşturuyor ama diğerlerinden farklı olarak aşkın tek bir halini değil 5 halini bize anlatıyor. Aşkın yalın hali yani en saf ve en sade hali, aşkın –e hali yani aşka bağlılık ve bağımlılık hali, -i hali yani aşkı bulma ve kaybetme hali, -de hali yani aşkta kalma ve yaşama hali ve son olarak da –den hali yani aşktan gitme ama ayrılamama hali işleniyor. Bunların hepsinde ise kelimeler ön planda, konular ise arka planda kalıyor.
Bukre, tamamen kelime oyunları üzerine kurulmuş durumda. Kelimelerle o kadar çok oynanmış ki, kelimeleri anlamaya çalışmaktan hikayeyi veya yazıların ana konusunu kaçırabiliyorsunuz ama olsun; kelimeleri yeniden keşfetmek, konuyu kaçırmaya değiyor. Kelimeler, resmen bir dantel gibi tek tek işlenmiş. Her birinin eş anlamları bir arada kullanılarak yeni desenler verilmiş ki, ben bu desenlere daha kitabı açar açmaz takıldım kaldım çünkü Bukre’nin hikayesi şöyle başlıyor: “bir zamanlar benim olan ellerin, neden şimdi başka ellerin?” Sonra ise zıt kelimeler yan yana kullanılıyor, zıt kutuplar birbirini çeker misali zıt kelimeler önce birbirini sonra da okuru kitabın içine çekiyor. Bununla beraber, kelimeler ard arda dizilip cümleler oluşuyor, bir sonraki cümlede ise birden bir deprem oluyor ve kelimeler yer değiştiriyor. Sonuç olarak, sizin de algınız ve bildikleriniz değişiyor. Genel olarak cümleler o kadar yoğun, anlamlar da o kadar derin bir hale geliyor ki, her cümle sonunda es vermek ya da dönüp tekrar tekrar okuma ihtiyacı doğuyor. Zaten bir süre sonra da bu ihtiyacı gidermek alışkanlık halini alıyor. Öyle ki, ben her sayfayı ileri değil geriye çevirerek okudum. İki ileri bir geri gittim ve kitabın sonuna kadar gelip kapağı kapattığımda kitabı ilk ne zaman elime aldığımı unuttum. Hızlı okuma alışkanlığım bu kitapta hiç işe yaramadı maalesef ama sayfaları ileri yerine geri çevirip okuduğum bölümün en başına dönmek yine de çok zevkliydi benim için.
İşte bu nedenle böylesine ağır kitabı yatmadan önce okumak yapılacak en doğru iş sanırım. En fazla birkaç sayfa okumalı, havada uçuşan cümleler, deyimler ve anlamlar ise siz uykudayken hafızanızın içinde yerine oturmalı, uyandıktan sonra da anlamı keşfetmiş olmanın dayanılmaz hafifliği yaşanmalı.