“Masala inanmayan, gerçeğe inanır mı?” Murathan Mungan

El yapımı defterlerle ilgili ilk heyecan duyduğun anı anlatır mısın? Nerdeydin, neler hissettin?

Hikaye, tamamen tüketici olarak girdiğim bir dükkandan büyülenmiş bir şekilde çıkmamla başladı. Bundan 5-6 sene önce kuzenimin yanına gitmiştim İtalya’ya. Venedik’te bir dükkana girdik. El yapımı defter ve yeniden ciltlenmiş kitapların olduğu bir cennet. Üzerlerinde ağırlıklı olarak Tim Burton karakterlerinin ve benzer ilüstrasyonların yer aldığı defterler vardı. Dükkan 30 metrekare ya var ya yok. Ama biz o küçük dükkanda bir buçuk saat geçirip bir sürü de para harcadık. Hikaye burada başladı. Kocaman bir gülümsemeyle çıktım dükkandan ve çıkarken şöyle dediğimi hatırlıyorum; “böyle bir dükkanım olsa hayatta sırtım yere gelmezdi.”

Aslında bir endüstri mühendisisin, reklam ajansı deneyimin var. Tüm bunların akabinde bu işi yapma kararını aldıran kırılma noktasını merak ediyorum. Kısacası harekete ne zaman ve nasıl geçtin?

Ben, bahsettiğim cümleyi kurarken çalışıyordum elbette. Fakat aniden iş hayatım sona erdi. Kısacası kovuldum. Çok basit denklem; her işte bir hayır vardır. Kovulduktan sonra bir gün o dükkandan aldığım defterleri -yine- seyrederken merak ettim nasıl yapıldığını. Ve, araştırmaya başladım. Başlarda çok zorlu oldu itiraf etmek gerekirse, uzun soluklu bir araştırma, sıkıcı kapılardan geri dönmeler, başarısız girişimlerim falan derken bir gün bir röportaj okudum.

Ertesi gün röportajı yapılan kişinin dükkanındaydım: Rafet Güngör. Süleymaniye Cilt Evi’nin sahibi, yıllarını cilt işine vermiş biri Rafet amca. Bir mücellit, türkçesi ciltçi. Süleymaniye gibi huzurlu bir semtte, huzurlu bir dükkanda, eşi Havva Güngör ile beraber 40 yıldır dünyayı kurtarıyorlar. Yani bence dünyayı kurtarıyorlar. En azından benim dünyamı kurtardıkları kesin. O gün o kapıdan girdim. Ve, 4 ay boyunca çıraklık yaptım orada. Hayatımın en anlamlı zaman dilimlerinden biriydi sanırım. O kadar kıymetli bir şey verdiler ki bana, şu anda bizim neslin ya da bizden sonraki neslin hiç haberinin olmadığı bambaşka bir dünyaya girdim.

O dünyada ne etkiledi seni?

Dükkan zaten tarihi değeri olan bir yer. Duvarlar hattatların yazıları ile dolu. Elimize 800 senelik el yazması kitaplar geçiyordu. Müdavimleri vardı, önemli profesörler gelirdi. Koleksiyonlarına eklemek için getirdikleri bilmem kaç senelik el yazması kuran-ı kerimler, arapça, osmanlıca ya da bazen farsça kitaplar gelirdi. Okurdu Rafet amca, hepsini tercüme ederdi. Papirüs kağıda, isli mürekkeple ve elle yazılmış kitaplara dokunurdum. İnsanın inanası gelmiyor. Anlatırken bile özlediğimi hissettim dükkanın kokusunu, o küçücük radyodan dinlediğimiz türk sanat müziklerini… Rafet Güngör’ün eşi Havva Teyze; arkadaki tezgahın başında oturan diğer ustam, sabırla bize bir kitap nasıl dikilir, nasıl tamir ediliri gösterirken şarkı da söylerdik.

Ve kendi atölyeni kurdun, Bimisal Defter Atölyesi…

Uzun bir yolculuk oldu. Sindire sindire diye tabir ettiğimiz. Ama değdi. İsme gelince, çok uzun süre üzerine kafa patlatıldı. Bir sürü güzel insan bu konuda bana yardımcı olmaya çalıştılar. Logo ile arkadaşım Onur Gökalp ilgilendi. İsim benden çıktı bir gün sonunda. Daha doğrusu koca bir sözlükten. En sevdiğim, Misalli Büyük Türkçe Sözlük. ‘Bi misal’ o sözlükten çıktı. Arapça bir kelime; emsalsiz anlamına geliyor Türkçe’de.

Defterlerini özel kılan sence ne?

Defterlerin tamamı el yapımı, sayfalarını dikmek yani aslında birleştirip defterin içini hazırlamak ve tabii ki cildi dahil… Hepsini ben yapıyorum. Bazı baskıları ben yapabiliyorum. Bazılarını dışarda yaptırıyorum. Dışardan yardım aldığım tek konu bu. Tam anlamıyla ‘el yapımı’ olması fikrine çok takılınca kartvizitlerin, defterlerin künyelerinin ve hatta kılıfların da benim elimden çıkmalarını istedim. Tek tek dikiyorum. Tek tek damgalıyorum. Bunu yaparken heyecan duyuyorum. Defterlerimin hepsini içselleştiriyorum. Hepsinin bir adı var. Hepsinin bir hikayesi var, künyelerine de yazıyorum bunları zaten.

Defterlerinin özel bir amaca hizmet ettiğine inanıyor musun?

Kesinlikle! Sevgiliye ya da eski sevgiliye defter yapmakla ünlü oldum çok küçük bir çevrede. Barışmak için defter yaptıran, doğum günü için defter yaptıran, gönül almak için ve hatta son şans için bile defter yaptıran oldu. Bunun çok da geyiğini yapıyoruz, ‘manitaya defter yapılır’ olsun sloganım diye. İşe yarıyor mu diye sorarsanız, yarı yarıya derim. Hep beğeniliyor, hep bir göz yaşı var. Ama sonu ayrılık da olabiliyor, kucaklaşma da.

Bir defterin yapımı ne kadar zaman alıyor?

Bir defterin yapım süresi ortalama 24 saat. Bütün malzemelerin hazırsa tabi. Tek bir ciltle 3 gün uğraştığımı da bilirim. O da ayrı.

Bimisal Defter Atölyesi’nden çıkan ürünlere nereden ulaşabiliriz?

Şu an Nişantaşında F8’de satışta olan ürünlerim var. Aynı zamanda hikayenin en başında bahsettiğim moda tasarımcısı kuzenim Nilay Sorgüven’in Teşvikiye’de bulunan mağazasında sergileniyor ürünlerim. İnternet sitemden ve e-mail adresimden de bana sipariş için ulaşılabilir.

www.bimisal.com 

Sorular: Ongu Kar

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?