Önümüzdeki hafta üçüncü sezon gösterimlerine başlayacak olan DANTEL’in proje tasarımı, metin, koreografi ve performansını üstlenen tiyatrocu ve dansçı Can Bora ile DANTEL’i, İstanbul’u ve bilinmeyenlerini konuştuk.

can bora - dantel

Tiyatro ile arandaki bağ ne zaman başladı? Bize en başından bu zamana kadarki serüvenini anlatır mısın?

10 yaşında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde başladım ilk oyunculuk derslerine. Ardından üniversite için Paris’e gidene kadar Pera Güzel Sanatlar’ın hafta sonu kurslarında, sonra da yetişkinler için akşam okulunda devam ettim. Lisansta okuduğum bölümün adı “Tiyatro Bilimi” olarak geçiyor: bir nevi tiyatro sanatının mutfağı. Oyunculuk, performans, dans; estetik kuramları, dramaturji, yönetmenlik gibi geniş bir yelpazeye yayılan derslerimiz vardı. Hem öğretim hem de şehirde gördüğüm prodüksiyonlarla açıkçası tiyatro anlayışım, tiyatroya nasıl baktığım değişmeye başladı. Bu dönemde de hala sorguluyorum bunu: Tiyatrodan ben ne bekliyorum, benim için tiyatro nedir? Çocukluktan beri dansa da plastik sanatlara da yoğun bir eğilimim var. Yüksek lisans tezimi Tiyatroda Video Art ve Görsel Sanatların Kullanımı üzerine yaptıktan sonra açıkçası yolun da, arayışın da, keşfin de sanırım asla bitmeyecek olduğunu idrak ettim. Erasmus’la değişim senesinde Barselona’ya gidince, yoğun olarak da modern ve çağdaş dansla ilgilenmeye başladım. İçimi heyecanlandıran sanırım ne salt oyunculuk ne de salt dans. İkisinin arasında bir yerlerde, daha içe doğru, “presence”ın ağır bastığı bir yerlerdeyim sanırım. Şimdilik. Maker, mover, performer; çok fazla ismi var. Ama etiketlenmek de köşeye sıkışmaca demek.

7 senelik bir yurt dışı deneyiminden sonra İstanbul’a geri döndüm. Ayağımın tozuyla DANTEL çıktı, daha sonra Aytül Hasaltun’un “Taşş” isimli dans-performans projesi, onunla da beraber İstanbul Devlet Tiyatroları’nda “Sessizlik”te yardımcı oyuncu olarak rol aldım.

can bora - dantel

“DANTEL” projesi nasıl ortaya çıktı, ne kadarının otobiyorgrafik olduğunu söyleyebiliriz?

DANTEL’in çıkış noktası aslında şöyle… Uzun süren öğretim hayatımın sonuna gelmiştim ve “meyve” vermeliydim diye düşünüyordum. İkincisi de kendimle yüzleşmek istiyordum. Yani, tamam bu kadar farklı disiplinlerden hem pratik hem kuramsal eğitim gördüm; e peki ben ne yapabiliyorum, neyi yapamıyorumun cevabını almaktı. DANTEL, ilk projem. 3. sezonuna girdi, elbette ki mutluyum. Başladığımda kafamda böyle bir düşünce yoktu!

DANTEL ‘e ya yüzde yüz otobiyografik diyebiliriz ya da yüzde sıfır. Sonuçta, sahnede ben “kendi özel hayatımı” anlatmıyorum, sergilemiyorum. Böyle yapmış olsaydım şayet, bunun adı başka bir şey bildiğimiz gibi. :) Üstüne düşündüğüm durumlar, kavramlar, sorular var içinde. Ve psikolojik açıdan merak ettiğim iki insanı örnek aldım, birebir anlamaya çalıştım. E bu araştırma/yaratma süreci geçerken, üstüne de hayal gücü biniyor. Dışarıdan bir göz olarak oluşturduğunuz parçalara baktığınızda da, onları birbirine bağlamak için de farklı ve diğer ilgilendiğim konulardan yararlandım. Yani, yüzde yüz otobiyografik, evet çünkü gördüklerim, düşündüklerimi aynı tencereye koydum; sahnede bunlara can veren de benim bedenim. Ya da yüzde sıfır otobiyografik, çünkü kendi yaşam öykümü anlatmıyorum. Bir “Hikayeyi” anlatıyorum (büyük H ile). Genele yayılması için, içinde izleyicinin kendine dair tutunacak bir ucu olması için. Herhalde kimse günlüğümü okumaya meraklı değildir, değil mi? Ya da biri benim günlüğümü okuduğunda, ona ne sunmuş olabilirim ki mesleki olarak bulunduğum noktada? Kişiselliği çıkış noktası olarak görüyorum, ama onu filtrelemek ve belirli eleklerden geçirmek lazım.

Oyununa/performansına “DANTEL” adını vermenin nedeni nedir?

Oyun, kronolojik ve lineer ilerlemeyen parçalardan oluşuyor. Ve bu parçalar da farklı disiplinlerle (tiyatro, dans, video) seyirciye sunuluyor. Dolayısıyla, DANTEL bir mandala gibi; ortasında ana parçanın, merkezin bulunduğu ve etrafında daha dışa açılan bölümleri bulunuyor. Ben, merkeze “benliği” koydum. Zaten olaylar da onun etrafında dönüyor: insan olarak ne olduğum, ne olmadığımla ilgili. Bir yandan da, DANTEL hem nostalji hem de dedelerimiz, anneannelerimizle olan bağlantımızı hatırlatıyor. Belki tamamen eskide kalmış bir uğraş değil, ama azalıyor ilgi. Böyle bir kelimeyi sahnede dijital araçlarla işlemek ise, bir tür tezatlık yaratıyor, dünle bugün arasında ve bu tip durumlar hoşuma gidiyor.

Tek başına proje tasarımını, metnini, koreografisini yarattığın ve performansını üstlendiğin bir projede bu kadar farklı görevden en çok hangisinden zevk aldın?

can bora - dantelBu soruya cevap vermek zor. Sonuçta bir sahne öncesi ve sonrası deneyimi var. Ve galiba hepsinin de zevki farklı. Yani kafanızda zihinsel bir tasarım oluşturmak, daha sonra bunu kağıda dökmek, daha sonra da sahnede farklı bir deneyim, tat. Yazılan metni oyuncu olarak çalışmak ya da koreografiyi hazırlamak da, başka bir zevk. Her şey içinizdeki enerjiyle ilgili, bana kalırsa. İçinizdeki farklı kimliklerle… Metin yazarken ister istemez, kafamda onu sahneliyormuşum gibi yazıyorum. Dolayısıyla, metinde yönetmen notları, yorumlar; sahne taslakları, ya da kullanılacak dekor, görsel ve müzik tınılarına dair fikirler bulunuyor. Belki bir süre daha böyle devam ederim, ama ayrıştırmak da istiyorum açıkçası bunları. Neticenin ne olacağını merak ediyorum çünkü! Farklı disiplinler ve background’a sahip insanlarla beraber çalışmayı çok arzu ediyorum.

Kendi projeni yapmanın, devlete bağlı ya da özel bir tiyatroda çalışmaya göre avantajları/dezavantajları neler?

Bebek adımlarıyla başladım. Ekipte toplam üç kişiyiz ama proje sahibi olarak yönlendirmeyi ben yapıyorum. İstanbul’a geldiğimde fazla kontağım yoktu. Zorluk buradan başlıyor. İnsanların merak etmesi gerek gösteriyi ki gelsinler. Çünkü gösteri sanatlarında yenilikleri merak eden kitle maalesef azınlıkta. Sahne bulmak, sahneyle anlaşmak, maddi açıdan acaba altından kalkabilecek miyiz, salonu doldurabilecek miyiz gibi sorular boğazınıza yapışıyor. Sonuç olarak, devlete ya da başka bir özel kuruma bağlı olmadığımızdan bilet fiyatlarını ödenekli tiyatrolara göre daha yüksek tutmak durumundayız. Diğer taraftan, ekibinize belirli bir maaş bağlayamadığınız için, herkes de para kazanmak için başka işlerle uğraşıyor. Ve çoğu zaman prova takvimi çıkarma, bir araya gelmek zor olabiliyor. Disiplini seviyorum, programlı olmakta da hep fayda vardır. Ama maalesef çok kolay değil. Yine kendi içimizde bir grup olduğumuz için prova salonumuz yok, bir şeyleri denemek istesek de zaman kısıtlı. Yatak odanızda ne kadar koreografi çalışabilirdiniz? Tüm eşyaları evin orasına burasına dağıtırsam biraz alan açılıyordu! Yaratım süreci de etkileniyor haliyle bu şartlardan. Ya da… DANTEL’in tüm PR, basın işlerine ben koşuşturuyorum. E bölündüm mü on parçaya? Evet! Yoruldum sanırım biraz. Keşke koşullar daha yerinde olsa da, ben de sadece kendi işime odaklanabileyim. İnşallah, bir gün!

can bora - dantel

İstanbul’un kültür ve sanat yaşamı/ortamı açısından hoşuna giden ve gitmeyen yönleri neler?

Şehir hareketli, bu son yıllarda konserlerin patlamasından da çok çok memnunum. Sanat galerilerinde, açılan müze sayısında da bir artış var; şahane! Lakin daha da, daha da! Gösteri sanatları için koşullar halen çok kötü. Alan kısıtlı, maddi imkanlar kısıtlı. İnsanlar teşvik edilmiyor. Ve bu şehrin potansiyeline bence bu yakışmıyor. Bir uluslararası tiyatro festivalimiz var, o da iki senede bir düzenleniyor, ve gelen yabancı grup sayısı bence yeterli değil! Hepimizin bildiği gibi, operalar opera sahnesi olmayan sahnelerde oynanıyor; büyük, teknik açıdan kapsamlı sahneler de havaya karıştırıldı! AVM’lerin içine tiyatro inşa etmek, zaten o baştan abuk bir fikir! Cafesiyle, dükkanıyla bir müze açılabiliyor da; bir tiyatro neden inşa edilemiyor?

Mayıs ayından beri içinde bulunduğumuz sosyal ve politik durumun İstanbul’un kültür ve sanat yaşamına nasıl bir etkisi olduğunu/olacağını düşünüyorsun?

Bir defa, mizahi açıdan bu kadar yetenekli olduğumuzu tahmin etmiyordum! O duvar yazıları ve sosyal medyada dönen kimi görseller, iyi ki varlar! Psikolojik olarak süreç çok ağır ve tüketici olabiliyor. Bahsettiğimiz bu sosyal ve politik durum, insanlara çok şey gösterdi. İnsanlar kendi haklarını aramaya başlıyor, korku faktörünün silinmesi bambaşka bir kapı araladı. Mutlu ve huzurlu olmak istiyoruz. Yaratıcı açıdan bu süreç çok destekleyici olacak, oluyor da. Lakin, polis müdahaleleri  nedeniyle birçok festival, konser, sahne sanatları gösterimi iptal edilmek durumunda kaldı. Maddi açıdan karışık ve zorlu bir dönem. Böyle bir panik, korku, dehşet atmosferinde, haliyle kültür, sanat, organizasyon insanları da hassas davranıyor. Bir de pardon da, herkes birbirine destek olmak istiyor zaten! … Zaman askıya alınır.

can bora - dantel

En son hangi…
… tiyatro oyununu izledin?
  Oyun Atölyesi’nde Antonius ve Kleopatra.
… kitabı okudun? 
Mine Söğüt’ten “Madam Arthur Bey ve Hayatında Her Şey
… filmi izledin?
What Maisie Knew
… konsere gittin?
Belle and Sebastian
… sergiyi gezdin?
– SSM’deki Anish Kapoor sergisi

İstanbul’da aşağıdaki durumlara göre mekan tercihlerin nedir?
İlk Date: Buluşacağım kişiye ve ruh halime göre değişiyor. Ama tercihim artık karşılıklı oturmak değil, beraber yürüyüşe çıkmak. Kabataş ve Caddebostan sahil diyorum bu yüzden
Pazar Kahvaltısı:
Çukurcuma’daki Cuma, Big Chef’s, Kahve 6 ve de elbette Moda Çay Bahçesi!
Rakı-Balık:
Karaköy Lokantası ya da Karaköy’de Akın Balık’ın şeridini takip ettiğinizde en uçta kalan yer. Ufacık, tenha: ideal.
Arkadaşlarla Kahve:
Moda’da Yer ve Çekirdek! Bir de yeni zevkim artık al-götür kahve satan ufak butik yerlerden alıp sokakta sakin bir banka oturmak.
Dans:
Gece klüplerinden artık fenalık geldi, ev partilerini tercih ediyorum

Aşağıdakiler senin için ne ifade ediyor?
İstanbul: Uzaktan bakılması “gerekilen” sevgili.
Tiyatro:
Bilinmeyen, diğer alem, başka bir gerçeklik
Dans:
Hareket = canlılık, yaşam. 
Müzik:
Oh be sustu kafamdaki düşünceler! 
Sanat:
Denge(leyici)
Aşk:
Şu dünyayı da, bizleri de, bedeni de bir arada tutan tutkal
Sosyal Medya:
Gerçek gazete ve PR aracı!

can boraSenin hakkında pek bilinmeyen 3 şey söyler misin?
Vanilyalı baklavayı çok seviyorum.
Ağustosun son haftası sahilde sabah koşarken neme/sıcağa dayanamadım ve üstümdeki şortla Suadiye’den denize atladım. Mezarlıklarda gezmekten çok hoşlanıyorum.

Sanal ortamda seni nerelerden takip edebiliriz, dışarıda seninle en çok nerelerde karşılaşabilriz?

Kişisel olarak sanal ortamlardan açıkçası kaçmaya çalışıyorum kaçabildiğim kadar! Onun dışında DANTEL’in blog adresi sürekli güncellenmekte. Fakat yakında kollektifimin web sitesi de hazır olacak. Vakit bulduğum anlarda dağa ya da Adalar’a fırlıyorum! Çoğunlukla bulunduğum yerler Moda’da Yer ve Kabataş’taki çay bahçeleri…

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?