‪CANAN‬’ın Rampa’daki solo sergisi kadın gündemiyle, medyayla, feminist sanat tarihiyle bağ kuruyor.

Feminist sanatçı CANAN, Rampa’daki Işıl Işıl Karanlık sergisinde kadınların etrafında dönen norm ve gelenekleri ele alıyor. İfade araçlarından biri ise feminist sanat tarihiyle ilişki kuran elişi pratiği…

Mısırlı sanatçı Ghada Amer, tuval resminin erkeklerin egemen olduğu bir alan olduğunu ve işlerinde sık sık kullandığı dikiş, nakış detaylarıyla bu erkek-egemen düzleme kadınları dahil ettiğini, bir çeşit ‘feminen evren’ yarattığını söylüyor.

canan-ay-3-kiz-ve-cin-1

Ay: 3 Kız ve Cin’ Işıl Işıl Karanlık serisinden, 2015 | Tül üzerine kumaş, ip ve payet | Sanatçı’nın ve Rampa’nın izniyle Fotoğraf: André Carvalho and Tugba Karatop – Chroma

Dikiş, nakış, örgü, patchwork gibi elişleri tarih boyu hemen her kültürde kadınla özdeşleştirilen aktiviteler. Bunlar kadının evde, ailesi ve evi için yaptığı üretimler olarak görülüyor. Yoğunlukla erkek perspektifini içeren sanat tarihi yazımında ise elişlerine, gerektirdiği teknik bilgi ve yeteneğe karşın yalnızca ’dekoratif’ bir nitelik yükleniyor ve elişleri bir sanatsal ifade aracı olarak kabul görmüyor. Yani yağlıboya bir tuval sanat eseri olarak sergilenebilirken bir duvar halısı sanat eserinden sayılmıyor.

Elişi pratikleri sanat alanında ilk defa 1960’larda kullanılıyor. Bu dönemde oluşmaya başlayan feminist sanat hareketi, kadınları sanat alanında görünür kılma çabalarında elişlerinden yararlanıyor. Bu, kadınların yaratıcı güçlerini kendi tarihsel gerçekliklerinden beslenerek görünür kılmaya çalışmaları anlamına geliyor.

CANAN’ın yeni sergisinde, tül ve kumaşları dikerek, üzerlerine pul işlediği üç eserden oluşan Işıl Işıl Karanlık serisi de feminist sanat tarihinin bu dönüm noktasıyla ilişkileniyor. Kendisi elişi kullanmasını devamlı duyduğumuz acı haberler karşısında bir şey yapma ihtiyacı ile açıklıyor fakat bence bu pratik, sanatçının feminist kimliğini düşündüğümüzde, kadının sanatsal varlığını ifade eden tarihsel bir yansıma olarak da değerlendirilebilir. Bu noktada sanatçının duyarlılıklarından bahsetmek gerek. CANAN kadının ve bedeninin devamlı bir politik bağlam içine sokulması, maruz bırakıldığı baskı ve kısıtlamalar gibi ana başlıklar üzerine gidiyor işlerinde. Işıl Işıl Karanlık başlığını taşıyan son kişisel sergisi de, kadının hala ataerkil olarak tanımlayabileceğimiz bir düzendeki konumuna ve bu konumun sebepleri olan normlara, geleneklere karşı durur nitelikte…

Yıllardır kocaları, sevgilileri, aile erkekleri tarafından öldürülen, dövülen, tecavüz edilen kadınların haberlerini izliyoruz. Özgecan Aslan cinayetinden sonra bu konuda büyük bir bilinç yükselmesi yaşandıysa da gelen haberlerin sayısı ve acısı azalmıyor. Yargı tarafından verilen ceza indirimleri var olan öfkeyi kamçılıyor. Böyle acılı ve hareketli bir kadın gündeminden etkilenmiş olmalı CANAN. Öyleki sergisinde, her gün korkunç haberler öğrendiğimiz ekranlara referans verdiğini söylüyor. Sergi başlığındaki ‘ışıl ışıl’ da televizyonlarımızdan, telefonlarımızdan, tabletlerimizden yayılan ışığı ifade ediyor. Gelişmeyi, uygarlığı temsil eden ekranlar, ironik olarak insanlığın adi, karanlık yönlerini haberliyor bizlere.

Aslında CANAN’ın bu noktaya değinerek teknolojiden çok medyaya vurgu yaptığına inanıyorum. Çünkü bu karşı durduğu gelenekler aslında kadınların nasıl davranması gerektiği, nereye gitmesi veya gitmemesi gerektiği gibi toplumdaki varlığının sınırlarını çizmeye çalışan geniş bir söylemler ağı ve bu ağ medya yoluyla algılarımıza nakış gibi işleniyor. Üstelik bu uzun ve yoğun bir süreç. Bu yoğunlukla pekişen tüm bu -meli -malı kabilinden düşünceler zamanla inanılmaz boyutlara gelebiliyor. CANAN’ın sergide bulunan çoğu eserinde gördüğümüz gerçeküstü sahneler de bu ‘inanılmaz’lığa bir gönderme.

canan-ay-isigi

Ay Işığı, 2014 | Aherli Kağıt üzerine mürekkep ve altın 35.5 x 51 x 3.5 cm (çerçeveli) | Sanatçı’nın ve Rampa’nın izniyle Fotoğraf: André Carvalho and Tugba Karatop – Chroma

 

Işıl Işıl Karanlık serisi üç eserden oluşuyor ve tavandan sarkıtılarak sergileniyor. Işık düzeni eserin önünden olacak şekilde ayarlanmış, böylece tül üzerine opak kumaşlarla dikilen figürlerin duvarda gölgeleri çıkıyor. Bu bana Platon’un Mağara hikayesini hatırlattı açıkcası. Tamamen hayali bir düşünce deneyi olan bu hikayede birkaç adam hayatları boyunca zincirli olarak bir mağarada oturtuluyor. Arkalarında da devamlı yanan bir ateş var. Adamların hayatlarında gördüğü tek şey arkalarında yanan ateşten dolayı duvara vuran kendi gölgeleri. Hayatlarında hiç dışarı çıkarılmadıkları için de tek gerçeklikleri bu gölgeler… Benzer şekilde ‘ekran’larımızda insanı kendine kilitleme becerisiyle bizi zincirli adamlarla benzer bir pozisyona sokuyor. Bize gösterdiği, empoze etmeye çalıştığı gölgeler bir süre sonra bizim gerçekliğimize dönüşebiliyor. Bir kadın aşkı için her şeyi göze almalıdır, mutlaka ilk adım erkekten gelmelidir, erkek çalışıp evine, eşine bakmalıdır… Her dakika ekranlarımızdan beyinlerimize ulaştırılmaya çalışan mesajların sadece birkaçı bunlar. Bu cümleleri uç uca eklesek Türkiye’yi bir uçtan bir uca gider herhalde… Bahsettiğim şey; dikte edilen bu değer yargılarının sorgulanmasını engellemeye çalışan bir düzenin varlığı. Bu düzen içinde CANAN’ın dikiş, nakış pratikleriyle hayata getirdiği eserlerini dikte edilen cinsiyetçi değerleri fark etmemizi sağlayan işaretler olarak değerlendiriyorum.

Sergideki işler Osmanlı minyatürlerini ve Yunan mitolojik öğeleri içeren, masallarla, kasabalarda dilden dile anlatılan ufak korku hikayeleri arasında gidip gelen sahneler içeriyor… Bu hikayeler geleneklerin abartılarak akıldışı noktalara varmasına değinirken, her sahnede bir kadın figürünün baskı ve zorlama altında oluşu tarih öncesi çağdan bugüne, tüm tarihi kapsayan bir ayrımcılığın varlığına işaret ediyor.

canan-uzak-orman-yakin-sehir

Uzak Orman Yakın Şehir serisi, 2015 | Fotoğraf, 96 x 131 cm | Sanatçı’nın ve Rampa’nın izniyle

Sergide en çok ilgimi çeken nokta sanatçının üretim şekli olarak elişlerini kullandığı, sergiye de adını veren Işıl Işıl Karanlık serisiydi. Bunun dışında kalan bir heykel, video, fotoğraf serisi ve kağıt üzerine karışık teknikle yaptığı işler de serginin ana düşüncesiyle bağlantı kurduğu, hem materyal hem pratik açısından çok zengin işler olduğunu söyleyebilirim. CANAN, Işıl Işıl Karanlık’ta, bilim ve teknik açısından bu kadar gelişmiş bir çağda bu kadar ‘gelişmemiş’ olan, hala ayrımcılığa düşebilen insandan söz açıyor ve bu ironik yapı üzerinde daha fazla durmak gerektiğini hatırlatıyor.

Sergi 27 Şubat 2016’ya kadar RAMPA’da devam ediyor.

Bu yazı daha önce ranakelleci.wordpress.com’da yayınlanmıştır.

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?