İlgi çekici oyunlarıyla ve geniş sahnesiyle tiyatro dünyasında “ben de varım” diyen DasDas, bizlerin gönlünü çoktan fethetti bile. Bu sezonun en yenisi “Çirkin” ile de, güzellik kavramına başka bir boyut getiriyor ve yönetmeni İbrahim Selim başta olmak üzere başarılı oyuncularıyla alkışımızı hak ediyor.

DasDas‘ı geçen sezondan beri konuşuyoruz, şimdi ise sohbetimize Marius von Mayenburg‘un yazdığı Çirkin eklendi. Önce oyunun konusunu, sonrasında başarılı oyuncularını birbirimize anlattık. Oyun, yaptığı buluşuyla çığır açacak Lette’nin sunumu öncesinde aldığı habere şaşırmasıyla başlıyor. Sırf çirkin olduğu için sunuma asistanının gönderilmesine karar veriliyor. Lette, eşinden de aynı yorumlara dayanan bir darbe yiyor ve soluğu estetik cerrahının yanında alıyor. Bundan sonra güzel bir yüze mi kavuşuyor, eski ünvanına veda mı ediyor ve artık onun için hayat kolay mı oluyor?.. Sorularınızın cevabını merakla izleyeceğinize ve “nasıl yani” diyeceğiniz bir kısır döngünün içinde kendinizi bulacağınıza eminim. Beraberinde, güzellik kavramını irdeleyip, içeriğe değil de şekilciliğe verdiğimiz önemi tartacaksınız.

Olaylar, Lette’nin lehinde ve aleyhinde devam ederken şu şekilcilik takıntımıza da sinir olmamak elde değil. Güzel olursak, vitrinimiz iyi olursa her kapı açılır şeklinde bir türkü tutturmuşuz gidiyoruz. Haksız da değiliz, çünkü bunun örneklerini defalarca ya gördük ya yaşadık. Hepimiz, şekilcilik konusunda mahalle baskısı üzerimizde güzelleşme çabası içine giriyoruz. Sonra da bir bakıyoruz ki, aynı fabrikadan çıkma görüntülerle etrafımız sarılmış. Bu kadar çaba gösterdik de ne oluyor? Durum değişmiyor, ya da sorunlar çözülmüyor. Başladığımız yere geri dönüyor ve aynı döngü içinde debelenip duruyoruz. Keşke her şey dış görünüşü halletmekle ve dışardan şeklimizi güzelleştirmekle bitseydi. Şekil perdesini yırtıp atsak ve arkasındaki öze ve değere baksak, “vitrine değil de iklime gelsek”; işte o zaman hayat bayram olacak. Çirkin, bilindik bir söze yeni bir uyarlamayı çağrıştırdı: güzellik uçar, bilgelik kalır. Ah bir öğrensek, bir anlasak…

Bu duygu ve düşüncelere, Gizem Erdem, Edip Tepeli, Volkan Yosunlu, Ali Yoğurtçuoğlu oyunculuklarıyla tercüman oldu. Bir karakterden başka bir karaktere saniyeler içinde geçmelerine hayranlıkla şahit olduk. Ceket dışında herhangi bir kostüm değiştirmeden veya farklı bir kıyafet giyinmeden bambaşka kişilere büründüklerinde, bizler de o insanları her şeyiyle görüp elbiselerini ve saç şeklini bile tahmin eder hale geldik. Volkan Yosunlu’ya da “en sempatik estetik doktoru” ünvanını vermek istedik.

İbrahim Selim, ilk yönetmenlik deneyiminden alnının akıyla çıkmış. Bir röportajında da söylediği gibi, ısrarlara iyi ki, böyle güzel bir oyunla cevap vermiş. Şahsen, başka oyunlarda da yönetmenliğini konuşturması için şimdiden ön talepte bulunabilirim! Oyunu beğenmemdeki en büyük pay, çeviriye ait; dolayısıyla Serdar Biliş‘in emeğine ve güzel Türkçesine sağlık demek istiyorum. Çirkin‘in bir diğer başarılı unsurları dekor, ışık ve kostüm tasarımında Özüdoğru CiciAyşe Sedef Ayder ve Funda Çebi güçlerini birleştirmiş, oyunu izleme deneyimimiz sayelerinde tam olmuş.

Yüzyıllardır farklı boyutlarda süregelen “güzellik” kavramını başarılı oyuncularla masaya yatıran Çirkin, tiyatroseverleri bu meseleye bir de sahne üzerinden bakmaya davet ediyor. Eğleneceğiniz kesin, üstüne çok düşünüp tartışacağınız da kesin. O halde, adı çirkin ama seyri güzel bu oyunu kaçırmayın. İyi seyirler!

 

Sezonun en yeni oyunlarından önerilere ve izlenim yazılarına TİYATRO kategorimizden ulaşabilirsiniz!

Fotoğraflar: DasDas, haberturk.com

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN

MAGGER NEWSLETTER'A ÜYE OLUN

x

Newsletter'a üye olmadınız mı?