HSBC Premierli Olmak: Bir Lokalle Dolaşmak Gibi

Ne sıklıkla seyahat ediyorsunuz? “Çok sık” da diyebilirsiniz, “Fırsat buldukça” da… Hikayenin kalbi, sıklık miktarında değil, yola çıkmakta atıyor. Seyahat etmek söz konusu olunca hepimizin yaşadığı ortak hisler vardır. İşte bizi endorfin havuzuna atan şey, o yola çıkma duygusudur. Avenue des Champs-Élysées’den arka sokaklara vururken, kendimizi Hemingway’in yaslandığı bir bar taburesinde bulmak gibi. Barcelona’nın Las Ramblas’sına adım attığımız anda hissettiğimiz “Ben burada yaşarım!” duygusu gibi. Midtown Manhattan’ın orta yerinde gezerken Broadway oyunlarından birine bilet bulmak gibi… Bu liste uzar gider. Listenin değişmez duygusu ise, nereye gidersek gidelim orayı yerlisi gibi keşfetme arzumuz. Bizi bir turist olmanın ötesine geçiren his budur. Şehrin kapağına bakmaktan çok, hikayesini dinlemek, içine dalmak isteriz. Çok gezenler bilir; HSBC Premierli olmak, nereye gidersek gidelim oranın lokaliyle dolaşmak gibidir…

Dalarız birlikte şehrin derinliklerine. Normalde beş bin adımda kalan yürüme miktarımız, yirmi binlere çıkar. Sanki taksiye binersek, bir şeyler kaçıracağız gibi gelir. İstanbul’da Eminönü bizim için kaos demekken, Marakeş pazarlarında büyüleniriz. Paris’te yarım saatten fazla beklenen restoran önü kuyruğu bile deneyimin bir parçasıdır. Çok gezenler bilir, bu duygular elimizdekinin değerini bilmemekten değil, seyyah olma halinin yaşattığı duyguların toplamındandır.











