21. Contemporary İstanbul'un Ardından: Boğaz’ı Saran Bir Sanat Yolculuğu
İstanbul’da sanat sezonu tüm hızıyla başladı. Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunun ön izlemesinden The Peninsula Istanbul’da gerçekleşen Art in Resonance etkinliğine uzanan iki gün; sanatın, mimarinin, gastronominin ve müziğin bir araya geldiği unutulmaz deneyimler sundu. Peki, neler deneyimledik? Gelin, size anlatayım.
Eylül ayıyla İstanbul’un sanat takvimi yeniden hareketleniyor. Galeri açılışları, sergiler, sanat fuarları ve birbirinden özel davetlerle şehir bambaşka bir enerjiye bürünüyor. Bu yıl Contemporary İstanbul’un 21. edisyonunun ön izlemesine katılarak sanat sezonuna oldukça keyifli bir başlangıç yaptım. 23 ile 27 Eylül 2026 tarihleri arasında Tersane İstanbul’da gerçekleşen Contemporary İstanbul, 24 ülkeden 70’in üzerinde galeriyi ağırladı. Uluslararası sanat dünyasını İstanbul’da buluşturan fuar, bu yıl yeni katılımcıları ve farklı coğrafyalardan sanatçılarıyla dikkat çekiyor.
Ön izleme sırasında eserlerini uzun zamandır takip ettiğim birçok tanıdık sanatçıyla yeniden karşılaşırken daha önce çalışmalarını görmediğim yabancı sanatçıları da keşfetme fırsatı buldum. Sanat fuarlarının en sevdiğim tarafı da bu: Tanıdık isimlerin yeni eserlerini görmek kadar, hiç bilmediğiniz bir sanatçının karşısında durup onun dünyasına dahil olmak.
Bu yılın dikkat çeken yeniliklerinden biri, son beş yıl içinde kurulmuş genç galerilere ayrılan New Grounds programı. Yeni Delhi, Prag, New York, Ankara, Paris ve Tahran’dan genç galerileri bir araya getiren program, uluslararası sanat dünyasında henüz yolun başındaki isimlere görünürlük kazandırmayı amaçlıyor. Contemporary İstanbul Artistik Direktörü Eda Özdoyuran’ın fuarın yayınında yer alan röportajında vurguladığı gibi, bir sanat fuarının değeri yalnızca birkaç günlük varlığıyla değil, sonrasında kurduğu ilişkiler ve şehrin kültürel hafızasına bıraktığı izlerle de ölçülüyor. Bu düşünce, bu yılki fuarın Tersane İstanbul’un tarihi dokusuyla kurduğu ilişkiye de yansıyor.
Haliç’e Bakan Bir Kadın: Jaume Plensa’nın Juana’sı
Fuarın en dikkat çekici eserlerinden biri benim için kesinlikle, İspanyol sanatçı Jaume Plensa’nın Haliç kıyısında konumlandırılan yaklaşık yedi metre yüksekliğindeki Juana adlı heykeli oldu. 1955 yılında Barselona’da doğan Plensa, insan figürünü, belleği ve mekânı bir araya getiren anıtsal heykelleriyle tanınıyor. Chicago’daki Millennium Park’ta yer alan Crown Fountain ve New York’taki Hudson Nehri kıyısında bulunan Water’s Soul, sanatçının kamusal alandaki önemli çalışmalarından. Tersane İstanbul’un sahilinde yer alan Juana ise gözleri kapalı, dingin bir kadın yüzünü tasvir ediyor. Dökme demirden üretilen heykel, Haliç’in hareketli manzarasıyla güçlü bir tezat oluşturuyor. Sanki şehrin bütün seslerinden uzaklaşmış, kendi iç dünyasına çekilmiş bir kadın…
Juana’nın burada sergilenmesi, İstanbul’un tarihiyle çağdaş sanat arasında yeni bir diyalog kuruyor. Yüzyıllardır gemilerin, ticaretin ve farklı kültürlerin buluşma noktası olan Haliç, bu kez çağdaş sanatın anıtsal bir eseriyle karşılaşıyor. Şubat 2027’ye kadar İstanbul’da kalacak olan Juana, fuarın birkaç günlük sınırlarını aşarak şehrin kamusal alanında yaşamaya devam edecek.
Chisato Matsumoto: Binlerce Düğümden Doğan Sail of Light
Contemporary Istanbul’un bu yılki özel projelerinden bir diğeri, Japon sanatçı Chisato Matsumoto’nun fuar için ürettiği Sail of Light. Japonya’nın geleneksel şibori kumaş bağlama tekniğinden ilham alan sanatçı, binlerce küçük düğümle şekillendirdiği kumaşı devasa bir enstalasyona dönüştürüyor. Yaklaşık dokuz metre yüksekliğe ulaşan ve 1.994 düğümden oluşan eser, Tersane İstanbul’un denizcilik geçmişine gönderme yapan bir yelken formunda tasarlanmış.
Eserin merkezinde, el emeğinin çağdaş sanatla buluşması var. Her bir düğüm, sanatçının neredeyse fark edilmeyen küçük bir hareketinin izini taşıyor. Bu küçük hareketler bir araya geldiğinde ise mimari ölçekte büyük bir yapıya dönüşüyor. Işık ve hava hareketleriyle değişen enstalasyon, izleyiciyi görsel bir keşfin ötesine davet ediyor, mekânsal bir deneyim de sunuyor. Bir yelkeni andıran beyaz kumaş, tersanenin geçmişiyle bugünü arasında şiirsel bir bağ kuruyor.
Contemporary İstanbul’un 21. edisyonunda öne çıkan bir diğer başlık, Asya çağdaş sanatına odaklanan Focus Asia programı. Farklı kuşaklardan sanatçıları ve galerileri bir araya getiren program, Asya’nın geleneksel üretim teknikleriyle çağdaş sanat anlayışının nasıl buluştuğunu gösteriyor. Program kapsamında Japon sanatçı Chisato Matsumoto’nun Pearl Lam Gallery iş birliğiyle gerçekleştirdiği enstalasyon da bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri.
The Peninsula İstanbul’da Sanat, Gastronomi ve Müzikle Dolu Bir Gece
Fuarın Asya sanatına açtığı bu pencere, aynı günlerde İstanbul’da gerçekleşen başka bir sanat projesiyle de anlamlı bir bağ kuruyor: The Peninsula İstanbul’da sergilenen Çinli sanatçı Lin Fanglu’nun She’s Bestowed Love adlı enstalasyonu.
Contemporary İstanbul’un ön izlemesinin ardından sanat yolculuğum bu kez Boğaz kıyısına, The Peninsula İstanbul’a uzandı. 24 Eylül akşamı The Peninsula Hotels’in uluslararası sanat programı Art in Resonance kapsamında, Contemporary Istanbul’un 20. yılı vesilesiyle GALLADA by Fatih Tutak’ta özel bir davet düzenlendi. İstanbul’un sanat, basın ve cemiyet dünyasından pek çok ismin katıldığı gece, oldukça keyifli bir atmosferde geçti.
Gecenin benim için en akılda kalan anlarından biri ise tarihi binanın saat kulesinin önünde, çatıda konumlandırılan kadın figürüydü. Işık gösterileriyle birlikte gerçekleşen bu görsel performans, mimariyi adeta gösterinin bir parçasına dönüştürdü. Tarihî İstanbul silüetinin önünde müzik, ışık ve performansın buluştuğu bu anlar, davetin hafızamda kalan görüntüleri arasındaydı.
Sevginin Dokusu: Lin Fanglu ve She’s Bestowed Love
Ancak gecenin asıl sanat odağında, çağdaş Çin sanatının önemli isimlerinden Lin Fanglu’nun The Peninsula İstanbul için özel olarak hazırladığı enstalasyon vardı. Çinli sanatçı Lin Fanglu’nun She’s Bestowed Love adlı enstalasyonu, kadın emeğini, sevgiyi, hafızayı ve kuşaklar boyunca aktarılan kültürel mirası odağına alıyor. The Peninsula Hotels’in 2019 yılında başlattığı Art in Resonance programının 2026 İstanbul edisyonu için hazırlanan eser, yaklaşık 16 metrekarelik bir alana yayılıyor. Canlı kırmızı tonlara boyanmış tekstil unsurlarından oluşan enstalasyon, izleyiciyi hem fiziksel hem de duygusal bir deneyime davet ediyor.
Sanatçı, Çin’in Yunnan bölgesindeki Bai topluluğunun geleneksel tekstil tekniklerinden ilham alıyor. Eserin merkezindeki düğümler, yalnızca bir üretim tekniğinden çok daha fazlasını ifade ediyor, kadınların nesiller boyunca birbirlerine aktardıkları bilginin ve emeğin de simgesi oluyor. Yunan mitolojisindeki Gaia figürüne gönderme yapan enstalasyon, sevgiyi, yaşamı ve doğurganlığı çağrıştırıyor. Yükselen kırmızı formlar, kadınların kolektif hafızasını ve birbirlerine aktardıkları sevgiyi görünür kılıyor. Victoria ve Albert Müzesi’nin Asya Departmanı’ndan Dr. Xiaoxin Li’nin küratörlüğünü üstlendiği eser, geleneksel zanaat ile çağdaş sanat arasındaki sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor. Lin Fanglu’nun çalışmasında beni en çok etkileyen düşünce, kadınların gündelik hayatın içinde ürettikleri ve çoğu zaman görünmeyen emeğin böylesine güçlü bir sanat diline dönüşmesi.
Art in Resonance: Sanatı Otel Duvarlarının Ötesine Taşımak
The Peninsula Hotels’in uluslararası sanat programı Art in Resonance, çağdaş sanatçıların büyük ölçekli eserler üretmelerini destekleyerek sanatla mimari arasında yeni ilişkiler kurmayı amaçlıyor. The Peninsula İstanbul’un tarihî mimarisi içinde sergilenen She’s Bestowed Love da bu yaklaşımın bir devamı niteliğinde. Daha önce Francesca Marti’nin Dreamers serisi ve Grimanesa Amorós’un MARITIME ile PASSAGE adlı ışık yerleştirmelerine ev sahipliği yapan otel, bu kez Lin Fanglu’nun tekstil enstalasyonuyla sanat programını sürdürüyor.
Contemporary İstanbul ile aynı dönemde gerçekleştirilen proje, Focus Asia programıyla da anlamlı bir ilişki kuruyor. Bir yanda Japonya’nın geleneksel şibori tekniğinden doğan Sail of Light, diğer yanda Çinli kadınların tekstil mirasından ilham alan She’s Bestowed Love… Her iki eser de geleneksel zanaatın çağdaş sanat içinde nasıl yeni anlamlar kazanabileceğini gösteriyor.
Contemporary Istanbul’un bu yılki edisyonundan aklımda kalan en önemli düşünce şu oldu: Bir sanat fuarı birkaç gün sürse de yarattığı karşılaşmalar, keşifler ve şehre kazandırdığı eserler çok daha uzun süre yaşamaya devam edebiliyor.
Kapak Fotoğrafı: Damla Anol Erol
İlginizi çekebilir: Artsy Magger’dan Contemporary İstanbul’da Yeni BMW 7

Damla Anol Erol 













Aile Tadında
İlk yorumu siz yazın!