Geçtiğimiz hafta sonu, ben de İstanbul’daki tüm müzikseverler ve festival ruhunu özlemiş olanlar gibi One Love Festival’daydım. Yüzyıllar sürmüş gibi gelen kısa bir aranın ardından kavuştuğumuz festival, sadece sevdiğim birçok grup ve şarkıcıyla değil, ortamı ve sürprizleriyle de beni mest etti. Bu sürprizlerden biri de İskandinavya seyahatlerimde hayran olduğum craft bira kültürünün en sevilen markalarından biriyle, Mikkeller ile karşılaşmaktı. Duyduk duymadık demeyin, Mikkeller x Efes işbirliği, İskandinav craft biralarını ayağımıza getiriyor!

Mikkeller’le yapılan bu işbirliğiyle Türkiye’deki biraseverlere özel iki reçete hazırlanmış ve özel üretim iki biranın dolumu çok değil, yaklaşık iki hafta önce tamamlanmış. One Love Festival’da bu iki birayı ilk tadanlardan biri olmak gerçekten mutluluk vericiydi: Delikanlı Henry ve Zilli Sally. %4.6 alkol oranına sahip bir buğday birası olmanın ötesinde, Henry’nin en önemli özelliği beş ayrı şerbetçiotu kullanılarak yapılması. Zilli Sally ise %3.9 alkol oranına sahip, vişne ve şeftali aromalı, hafif ekşi ve özellikle yaz aylarında ferahlatıcı. Seçim tamamen size ve damak zevkinize kalmış.

Çok sevdiğim İskandinav ülkelerine yaptığım seyahatlerde beni en çok etkileyen buradaki craft bira çeşitliliği olmuş, bir bira hayranı olarak beni özellikle cezbetmişti. One Love Festival’da Mikkeller sürprizinin yarattığı sevinç, beni bu kültür üzerine yazmaya ve biraz da Mikkeller‘in hikâyesini anlatmaya itti:

Bira, İskandinav kültürünün ve insanlarının sosyal hayatının çok önemli bir parçası ve Kuzey Avrupa’yı düşündüğümüzde akla birbirine benzer birçok bir markası geliyor. Ama devir özel tatların, özenilmiş lezzetlerin devri ve 2000’lerin başından bu yana ülkeyi ve bira kültürünü yeni bir akım ve gelenek etkisi altına almaya başladı: Craft biralar. ABD, Almanya, Belçika ve İngiltere başta olmak üzere ağzının tadını bilen, içkide deneyselliği seven birçok ülkede olduğu gibi Danimarka’da da ufak, butik ve yeni bira üreticileri, denedikleri yeni tatları ve en önemlisi bira tutkularını ziyaretçileri ve müşterileriyle paylaşıyor. Başta Kopenhag olmak üzere tüm ülkeyi etkisi altına alan bu akım sayesinde seri üretim yapan büyük markaların etkisiyle sayısı azalmış olan ufak bira tesisleri yeniden artıyor.

Craft biralar, Alman ve Belçika’daki craft biralarda ilham almanın yanında, ülkeye ve bölgeye has ürünlerden, meyvelerden ve baharatlardan da mümkün olduğunca faydalanıyorlar. Bataklık mersini, pelin, devedikeni, yabanmersini, ardıç, kuşburnu, kızılcık, nane ve elma Kopenhag’da karşınıza çıkacak herhangi bir şişede ya da fıçıda alabileceğiniz tatlar. Ayrıca Noel ve Paskalya dönemlerinde birçok üreticinin ürettiği özel seri biralarda sürprizlerle karşılaşmanız mümkün.

 

Bu craft bira markalarından biri de Kopenhag merkezli Mikkeller. 2006’da bir matematik ve fizik öğretmeni olan Mikkel Borg Bjergsø‘nun şerbetçiotu, malt ve maya kullanarak mutfağında yapmaya başladığı deneyler, bugün 40’tan fazla ülkeye ihraç edilen ve uluslararası üne kavuşmuş bir markaya evrilmiş. Hatta İspanya’dan Güney Kore’ye, ABD’den Almanya’ya, Japonya’dan İzlanda’ya birçok ülkenin büyük kentlerinde açılan bar ve mağazalarıyla Mikkeller, İskandinav bira kültürünü ve lokal tatlarınıı tüm dünyaya ulaştırıyor. Michelin yıldızlı restoranların menülerine eklediği Mikkeller’i artık Türkiye’de de bulabiliyor olmak bizi de bu akımın bir parçası yapacak, eminim!

SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ? YORUM YAZIN